Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Yalnýz Kurt

New member
İMAM MANSUR


Kuzey Kafkasya'da ilk ulusal birliğin kurucusu olan İmam Mansur, İslâm dininin kurallarına göre yeni bir devlet düzeninin kurulması için mücadele verdi.

"Müridizm" ve "Gazavat" fikrinin mimarı Çeçen asıllı bu liderin asıl adı Uşurma'dır. 1748'de Sunc Irmağı'nın yanındaki Aldı köyünde, ailesinin ikinci çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşlarda çobanlık yaptı ve daha sonra Dağıstan'daki bilginlerinden öğrenim gördü.

Yurduna dönüşünde camilerde imamlık yapmaya başladı. Çevresinde çok sevilen İmam Mansur, Katerina'nın, Deli Petro'nun vasiyetleri arasında yeralan "güneye doğru yayılma" planlarını tatbik edeceği bir dönemde ortaya çıktı. Kafkasya'yı yavaş yavaş sarmaya başlayan Rus tehlikesinin büyüdüğünü gören Mansur, cami cami dolaşarak vaazlar verdi.

Ünü ve etkisi kısa zamanda yayılan Mansur, 1783 yılında 61 yaşında olduğu halde yayınladığı bildirilerle Ruslara karşı cihat ilan etti. Konuşma gücü ve inandırıcılığıyla kısa zamanda tüm Kuzey Kafkasya'da büyük bir hareket başlattı.

Dağıstanlılarla birlikte dünya Müslümanlarını Ruslara karşı harekete geçmeye davet eden İmam Mansur, kendisine katılan 10 bin kişilik bir kuvvetle Rusları Terek nehrinin ötesine atmaya muvaffak oldu.

1786'de Küçük Kabarday Bölgesi'ni işgalden kurtardı. Bu arada Çerkesleri teşkilatlandırmak için büyük çaba sarfetti.

Rus kuvvetleri 1791 haziranında General Gudaviç komutasında 2 tümen, 54 süvari bölüğü, 2 Kazak alayı, 150 top, sayısız cephane ile Anapa'yı aldı. Ağır yaralı halde Ruslara tutsak düşen İmam, Schlüsselburg kalesi zindanına kapatıldı.

Sürekli zincire vurularak işkence altında tutulan Kafkas Gazavatı'nın bu büyük önderi, 13 Nisan 1794 günü idam edildi.

İmam Mansur'un 1783'de başlayan imamlığı 1791 yılına kadar 8 yıl sürdü.



Yararlanılan kaynak: Kafkasya'nın Kurtuluş Mücadelesi. Cafer Barlas. Kitabevi 1992. İst.
 

Yalnýz Kurt

New member
İMAM ŞAMİL


Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed'dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah'ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya'da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani'den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi'den ders aldı. İmam Hamzat'ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii'nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834'de Aşilta'da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi.

25 Ağustos 1859'da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869'a dek Kaluga'da ikamet etti. 1870'te İstanbul üzerinden Hicaz'a geçti.

İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil'in ruh ikliminde Molla Cemaleddin'in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.

Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı.

Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh'a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838'de Ahulgoh'u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh'ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan'a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam'ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam'ın Rus Çarı'na meydan okuyan mektupları ünlüdür.


Muhammed Tahir'in vesikaları Şamil'in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil'in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir'in 1882'de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü.

Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san'at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871'de yetmiş dört yaşında Medine'de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi.



Yararlanılan kaynak: Kafkasya'nın Kurtuluş Mücadelesi. Cafer Barlas. Kitabevi 1992. İst
 

Yalnýz Kurt

New member
Bir Yabancının Gözüyle Şeyh Şamil

Bir Yabancının Gözüyle İmam Şamil


MARTIN BRAND

1832 yılında Ruslar Gimri'ye saldırdılar. Bu saldırıda Gazi Molla şehid düştü. Zaten koskoca aulda iki kişiden
başka hiç kimse bu saldırıdan kurtulamadı. Bu iki erkekten birisi, aynı zamanda Gazi Molla'nın da yardımcısı ve ikisene sonra imam o olacak olan Şamil adında genç bir adamdı.

Bir Rus subayı, bu saldırıyı şöyle anlatıyor:

"Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlığında Şamil, bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz, kılıcını Şamil'in göğsünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil'in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Göğsünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyeceği bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu.Hepimiz çok şaşırmıştık."

Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi ve Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya'yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu.

Şamil, kendisinden önce hiçbir kimsenin yapamadığı bir şey yapmıştı: Çeçen ve Dağıstan halklarını birleştirerek bir imamlık kurup, bir despot gibi hüküm sürdü.

Özellikle Kafkas dağlarının korumasından pek faydalanamayan bazı halklar ona tabi olmakta tereddüt ediyorlardı. Bu kabilelere karşı her türlü imkanlarla mücadele etti.



F. Nansen'in kitabından uzunca bir alıntı bu konu hakkında daha iyi fikir veriyor:

"Şamil'in karakteri, tarzı ve insanlara karşı tavırları şu olayda kendini net bir şekilde gösteriyor:

Şamil, Dağıstan'daki savaşlar esnasında Çeçenistan'ı fazla koruyamamıştı. Dağlarda ve düzlüklerde yaşayan Çeçenler Rus baskınlardan her zamankinden daha fazla zarar görüyorlardı.

Bu çaresizlik içinde Şamil'in Dargo'daki karargahına dört elçi göndermişlerdi.

İstekleri ise, ya onları daha iyi koruması, yada Ruslarla barış antlaşması için izin vermesi idi. Fakat bu dört elçi bu teklifi fanatik imamın kendisine söylemeye cesaret edemiyorlardı, çünkü bu hareket, hayatlarına mal olabilirdi.

Şamil'in annesine gidip ondan isteklerini Şamil'e bildirmesini istediler. Şamil, annesine karşı çok şefkatli idi ve onu çok seviyordu. Fakat bu sevgi bile onun bu konudaki sertliğinden bir şey eksiltmedi. Gelen elçilerin öldürülmesi, yada gözlerinin oyulması, yada ellerinin veya başka bir uzuvlarının kesilmesi - ki bu tür cezaları daha önce vermişti - gibi kötü sonuçlar getirebileceğini düşünüyordu. Halkına, Çeçenlerin bu isteklerini bildirdi. Ve Peygamber, emrini bizzat kendisine bildireceği vakte kadar oruç ve ibadet ederek inzivaya çekileceğini duyurdu.
Ve mescide girip arkasından kapıyı kapattı. Şeyhin müridleri ise zikirlerini mescidin önünde yapıp, ibadetlerini şeyhin ibadetleriyle birleştiriyorlardı. Üç gün üç gece boyunca kapılar açılmadı. Dışarıdakiler oruç ve zikirden bitap düşmüşlerdi ve büyük bir heyecanla şeyhin çıkmasını bekliyorlardı. Nihayet kapı açıldı ve Şeyh gözüktü.

Yüzü bembeyaz olmuştu ve gözleri kan çanağına dönüşmüştü. İki mollayla beraber mescidin damına çıktı ve annesini yanına getirmelerini emretti.

"Çardra" denilen beyaz örtüsüne bürünmüş bir vaziyette mollalar annesini getirdiler.

Ağır adımlarla şeyhin yanına vardı. Şamil ona hiçbir şey söylemeden dakikalarca baktı. Sonra gözlerini göğe çevirip her taraftan duyulan bir sesle:

"Ey büyük Peygamber! Senin emirlerin kutsaldır. Senin adil kararın herkese bir uyarı olsun."

Sonra halka dönüp:

"Sözünden dönen Çeçenler, Ruslara boyun eğsinler. Onlara utanç olarak elçi göndermiş olmaları yeter.
Bana söylemekten korktular ve güçsüz annemi alet ettiler. Ve görün işte! Sizin ibadetlerinizle birlikte üç gün boyunca bende ibadet ettim ve oruç tuttum. Ve benim bu münasebetsiz soruma olan cevap bizzat Peygamber tarafından geldi ve beni bir yıldırım gibi çarptı: Çünkü Allah'ın isteğidir ki, bana Çeçenlerin isteğini ilk açıklayan kişi, 100 kırbaç cezasına çarptırılacaktır. Ve bunu bana ilk söyleyen - annemdi!" Şamil'in işaretiyle zavallı yaşlı kadının üzerinden çardrasını yırttılar ve kırbaçla ona vurmaya başladılar. Korku ve hayranlık dolu bir uğultu koptu halk arasında. Beşinci darbeden sonra kadıncağız bayıldı. Şamil bile acıdan kendinden geçmiş bir vaziyette annesinin ayaklarına düştü. Bu sahne çok etkileyici idi ve bunu görenler ağlayarak annesi için af diliyorlardı. Birkaç saniye sonra Şamil ayağı kalktı. Yüzünde biraz önceki duygusallıktan eser kalmamıştı. Bir defa daha gözlerini semaya çevirip kabir ciddiyetiyle şöyle dedi:

"La İlahe İllallah, Muhammedurrasulullah!

Ey Cennet Ehli! Benim yalvarmalarım duyuldu ve bu cezanın geri kalan kısmını çekme isteğim kabul edildi. Ben bu kabulü büyük bir neşeyle karşılıyorum ve bunu, bana verilmiş en büyük bir hediye olarak kabul ediyorum! Allah'a sonsuz hamd olsun ki, imtihanı başarıyla kazandım."
Gülümseyen dudaklarla üzerindeki kızıl cübbesini çıkarıp sırtını açtı ve iki müridine ağır Nogay kırbaçlarını verdi ve şöyle buyurdu: "Peygamberin emrinde gevşek davranıp hafif vuranı bizzat kendi ellerimle öldüreceğim!"
Hiçbir tepki vermeden 95 kırbaç darbesini karşıladı ve yine hiç bir şey olmamış gibi cübbesini giyip, şok olmuş kalabalığa dönerek: "Annemin acı çekmesine sebep olan o lanetli köpekler neredeler?" Zavallılar elçiler, sürüklene sürüklene getirilip ayaklarına serildiler. Başlarına gelecekler, yani İmam'ın onları öldüreceğinden hiç kimsenin şüphesi kalmamıştı artık. Fakat beklenilenin aksine, Şeyh onları kaldırıp: "Artık yurtlarınıza dönün ve oradakilere cevap olarak burada şahit olduklarınızı anlatın." dedi.

Bu olayda karşımıza çıkan, sadece iyi bir oyuncu olan Şamil değil, o aynı zamanda kitleleri harekete geçirebilen bir karakterdi. Bu mükemmel derecede tasarlanmış oyun, hemen inanan dağlı haklar arasında derin bir etki uyandırması gerekiyordu.

(Nansen, bu çok şahitli olayı tasarlanmış bir tezgah olduğunu düşünüyor. Çevirmenin notu)."

Nansen'in kitabından alıntı burada bitiyor. Şamil, iktidarının en yüksek olduğu 1849 yılında 20,000 askeri vardı.
Onun karşısındaki Rus asker sayısı ise 280,000 idi. Bu orantısızlığa rağmen Şamil, Rus ordusu karşısında çok parlak zaferle kazanmıştı ve Rus askerlerinden on binlercesini öldürmüştü. Kısa bir zaman için Vladikafkas ve Gürcistan'ın başkenti Tiflis şehirleri arasındaki Ruslar için çok önemli bağlantı yolunu da ele geçirmişti.

Hatta Tiflis'e şaşırtma bir saldırı bile yapabilmişti. Rusya'nın Kafkasya'da nasıl bir direnişle karşılaştığını şu gerçek daha iyi gösteriyor: Rusya bazen bütün bütçesinin altıda birini sadece bu savaş için harcıyordu.

Paris barışı, aynı vakitlerde devam eden ve bir çok Rus ordusunu da bağlayan Kırım savaşını bitirmişti.
Yine aynı vakitte, yani 1856 yılında Prens Baryatinski, Kafkaya'daki ordularının başına geçmişti.

Prens Baryatinski, Çeçenler'e karşı dağlarda hiçbir şansı olmadığını biliyordu ve böylece onlarla açık arazilerde savaşabilmek için dev kayın ormanlarını yok etmek amacıyla 100,000 kişilik bir ordu hazırladı.

1859 yılında Şamil, Gunib Aulu'nda kıstırılmış ve teslim olmaya zorlanmıştı. Ailesiyle birlikte kuzeye götürüldü ve Moskova'da Çar 2. Aleksander tarafından büyük bir hayranlıkla ve iltifatlarla karşılandı. Bir yemek esnasında Şamil'i seyreden Çar, herkesin duyabileceği bir sesle:"Korkarım İmam bu gidişle bizi de yiyecek!" dedi.
Şamil pek oralı olmadan şöyle cevap verdi: "Hiç korkmayın, sizi yemeyeceğim, çünkü dinimizde domuz eti yemek yasaktır."

Şamil oradan Moskova'nın güney batısına, Kaluga'ya götürüldü. Orda Rus devletinin himayesi altında üç hanımı ve çocuklarıyla birlikte kalmaya başladı. Rus izniyle 1870 yılında Mekke'ye göç etti. 1874 yılında, o çok sevdiği Peygamberini ziyareti esnasında Medine'de vefat etti. Kabri, Cennet-ül Baki denilen Medine'deki mezarlıktadır.


(Almanca aslından çeviren Mustafa Naç*)
*Mustafa Naç: Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi
 

Yalnýz Kurt

New member
CAHAR DUDAYEV


Çeçenistan'ı özgürlüğü kavuşturan Cahar Dudayev, 1944 yılının Şubat ayında Çeçenistan'ın Yalho köyünde doğdu. Hayata gözlerini açar açmaz Rus baskısı ile tanıştı. 23 Şubat 1944'te Sibirya'ya sürgün edilenlerin arasına katıldığında daha annesinin kucağında 15 günlük bir bebekti.

Çocukluk yılları Sibirya bozkırlarında çok güç şartlar altında geçti. Orta öğrenimini burada tamamladı. 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu'ndan, 1966 yılında da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi'ni de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis ünvanını kazandı. S.S.C.B. hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi.

Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri'nde Tümen Komutanı olmayı başaran ilk Müslüman olarak adından bahsettirdi.

Çeçenistan Devlet Başkanı olmadan önce Baltık Cumhuriyetlerinde yaşanan bağımsızlık hareketlerini bastırmadığı için adı isyancı generale çıktı. 1989'da Estonya'da Stratejik Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı'nda görev yaparken Baltık ülkelerinde başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması için Moskova'dan emir aldı. Ancak bu emri "yurdunun bağımsızlığı için mücadele eden bir halkın üstüne bomba atmam" diyerek yerine getirmedi. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev'e ceza olarak askeri birliği ile birlikte Grozni'ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti. Rusya bu "isyancı" komutanın önderlik edeceği birçok olaya gebeydi.

Kasım 1990'da toplanan Çeçen Halkının Kurultayı'na davet edildi ve sonradan "Çeçen Ulusal Kongresi" adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına seçildi.

19-21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'a karşı girişilen başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Akabinde, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti'ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destekledi. 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında aldığı oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.

Rusya'nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı Cahar Dudayev, "Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize hakim olamaz" diyerek, halkına "Cihad" emrini verdi.

Dudayev'in önderliğindeki Çeçen halkı, iki yıla yakın bir süre devam eden şanlı bir istiklal mücadelesi verdi. Sonunda Mayıs 1996'da Çeçenistan Ruslardan temizlenerek, Kafkas tarihine yeni bir altın sayfa eklendi.

Bu özgürlük lideri, 21 Nisan 1996'da bir suikast sonucu şehid edildi.
 

yunus44

Active member
eline sağlık abicim muhteşem duruyorlar.

gayet güzel üstad Bediüzzaman Said Nursi r.a bu formda anlatmaya çalışıyoruz. buda güzel olmuş.
nede olsa dava arkadaşları.
 

yunus44

Active member
Bediüzzamanın rus polisiyle konuşması

Bundan on sene evvel Tiflis'e gittim. Şeyh Sanan tepesine çıktım, dikkatle temaşa ediyordum. Bir Rus yanıma geldi. Dedi: "Niye böyle dikkat ediyorsun?*

Dedim: "Medresemin plânını yapıyorum."

Dedi: "Nerelisin?"

"Bitlisliyim" dedim.

Dedi: "Bu Tiflis'tir."

Dedim: "Bitlis, Tiflis, birbirinin kardeşidir."

Dedi: "Ne demek?"

Dedim: "Asya'da, âlem-i İslâmda üç nur, birbiri arkası sıra inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım."

Dedi: "Heyhat! Şaşarım senin ümidine."

Dedim: "Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır."

Dedi: "İslâm parça parça olmuş."

Dedim: "Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor.
Mısır, İslâmın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor.
Kafkas ve Türkistan, İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim alıyor. İlâ âhir_

"Yahu, şu asılzade evlât, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt'a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle, kader-i Ezelînin nazarında, feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir."
...
saya sağol kardeş.tanışma yerine gel ins.

Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslâmiyetin düşmanı olan tedennîyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.
 

Aksa_Kudüs

New member
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Yalnız Kurt Allah razı olsun ahi...
Çeçen,Filistin,Irak Keşmir,Patani,Afganistan...bunlar bizim davamız
ümmet olarak bilinçlenmemiz dileğiyle
w'sselam
 
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Aksa_Kudüs ' Alıntı:
Yalnız Kurt Allah razı olsun ahi...
Çeçen,Filistin,Irak Keşmir,Patani,Afganistan...bunlar bizim davamız
ümmet olarak bilinçlenmemiz dileğiyle
w'sselam

Bizim En buyuk davamız İslam Davasıdır...
Hem zati bizler islamı yaşamış ve davamızda samimi olmus olsa idik bahsini etmiş olduğunuz milletler bu halde olmazlardı...
 

Aksa_Kudüs

New member
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

ZATEN BAHSETTİĞİM MİLLETLERİN DAVASIDA İSLAM DAVASIDIR.
ONLAR İSLAMI YÜCELTMEK İÇİN ŞUAN CEPHELERDELER.
VE ER GEÇ ZAFER İNANANLARIN OLACAKTIR!
ALLAH ONLARIN CİHADINI MÜBAREK,ATIŞLARINI İSABETLİ KILSIN (AMİNNN)...
 

yunus44

Active member
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

1-Hak daima galiptir.
ya bizzat galiptir. veya sonuç itibariyle galiptir.
2 ve en önemlisi
"Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır." Bakara Sûresi, 2:256.
Evet, evvelâ başta cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der:

Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile ,

dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner.

Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak.
Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'ân'dan çıkacak diye haber verip bir lem'a-i i'caz gösterir.

risale-i nurdan
 
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Aksa_Kudüs ' Alıntı:
ZATEN BAHSETTİĞİM MİLLETLERİN DAVASIDA İSLAM DAVASIDIR.
ONLAR İSLAMI YÜCELTMEK İÇİN ŞUAN CEPHELERDELER.
VE ER GEÇ ZAFER İNANANLARIN OLACAKTIR!
ALLAH ONLARIN CİHADINI MÜBAREK,ATIŞLARINI İSABETLİ KILSIN (AMİNNN)...

Sanırım yanlış anlaşılan bir husus var bahsi edilen milletlerin kimisi bağımsızlıkları için kimiside işgalcilere karşı vatanlarını muhafaza ediyorlar. Yoksa İslam için savaş açılmamışdır... Zati bizim işimizde silah ile mucahade etmek değildir...
 

Aksa_Kudüs

New member
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Sevban ' Alıntı:
Sanırım yanlış anlaşılan bir husus var bahsi edilen milletlerin kimisi bağımsızlıkları için kimiside işgalcilere karşı vatanlarını muhafaza ediyorlar. Yoksa İslam için savaş açılmamışdır... Zati bizim işimizde silah ile mucahade etmek değildir...

çok yazık demek ordaki mücadele bu şekilde algılanıyor...
demek silahla mücadele etmek SİZİN işiniz değil!!!
Seleme bin Nufeyl el-Kindi'den şöyle rivayet edilmiştir:Ben Resulullahın yanında oturuyordum.Bir adam''Ey Allahın Resulü! İnsanlar silahlarını bıraktılar ve artık cihad yok savaş sona erdi diyorlar'' dedi.Bunun üzerine Resulallah (sav) adamın yüzüne baktı ve şöyle buyurdu:
''Yalan söylediler asıl şimdi savaşın zamanı geldi.Ümmetimden bir taife hak üzere savaşmaya hiç ara vermeden devam edecek.Allah da onlar ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve bunlardan onların rızkını sağlayacaktır.Bu hal kıyamet gününe Allahın vaadinin gelme anına kadar devam edecektir.Kıyamete kadar atın alnında hayır bağlıdır''
(Sahihu Sünen_i Nesahi)


''Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın,onunla Allahın düşmanını,sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,Allahın bildiği düşman kimseleri korkutursunuz.Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir,siz asla haksızlığa uğratılmazsınız'' (Enfal_60)

şunu söylemeliyimki İslam davası için yapılan cihad sadece fetih cihadı değildir aynı zamanda islam düşmanlarının saldırılarına karşılık vermek de İslam için yapılan cihaddır.Siz bildiğiniz gibi yolunuza devam edin savaşarak cihad olmaz deyin,silahın hükmü kalktı deyin karışmam... fakat söz konusu Allahın dinini ayakta tutmaya çalışan mücahidler olursa o zaman da susmam... ayetler, hadisler ortada... Önce kuranda sonra da ;Hz peygamberin hayatında cihadın yerini bi araştırın... Bi de bir ricam olucak:
LÜTFEN BİRAZ ÜMMET BİLİNCİ!!!
Onların cihadını kabul etmeseniz bile en azından onların bizim mümin kardeşlerimiz olduğunu ve bizim onlardan sorumlu olduğumuzu kabul edin!!!
Ve Mescid_i Aksa... Ümmetin ilk kıblesi... Sadece Fİlistinlilerin sorumluluğu altında değil!!!
W'sselam
 
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Sevgili Aksa_Kudus ya siz ne okuduğunuzu bilmiyorsunuz yada okuduğunuzu anlamıyorsunuz..

Evvela yazık demeniz hic hos ve mantıklı değil çünkü sözlerimiz doğru ve hakdır kimse aksisini söliyemeyz bugun ne bir çeçen nede bir filistin nede bir Irak lı cihada dair olan ayet ve hadise mukabil savaşmamakdadır demekki onlar ya vatanlarını muhafaza yada bağımsızlıklarını korumaya çalışmaktadırlar..

Saniyen Hadis-i Şerifler kime sölenmiş niçin sölenmiş ne zaman sölenmiş hangi makamda sölenmiş olmak üzere incelenir yoksa sıradan sözler gibi akla ilk gelenler değildir. Ayet-i Kerimeler hususnda ise yine Bediüzzaman Said Nursi bir ayeti ağaca benzeterek nasıl ki ağacın kök ve dalları ile yuzlerce uzantısı vardır işde ölede ayetlerinde her zamana bakan yuzlerce işareti vardır demekde ..

Salisen bir ayet ki hadis ile hukum vermekden Allaha sığınırım....
Son sözümüze gelince ise evet madem Kuranı azimüşşanda en kıymetli işin iman kurtarma işi olduğu söleniyor öle ise Adam öldürerek iman kurtarılmayacağından demekki bizim işimiz silah ile mucahade etmek değil bizim işimiz ilim ile fen ile mucahade etmekdir...

Hem mesela ben davamda samimiyim cünkü ben ilim ve fen ile mucahadeyi savunarak ve yaparak yaşıyarak samimiyetimi ortaya koyuyorum ya siz ?


Zamanın alimlerinden birine soruyorlar hocam islamın şartı kacdır diye .Alim bu işe kızıyor ve diyyor altıdır evladım .Cevaben der olur mu hocam islamın şartı besdir.Alim baslıyor saymaya
1-Kelime-i Şehadet getirmek
2-Hacca gitmek
3-Oruc tutmak
4-Namaz kılmak
5-Zekat vermek
6-Haddini bilmek

Lütfen güzel kardeşim bu değirmen cok su götürür ne sizin kırılmanızı nede kendimin kırılmasını isterim çünkü ispatı ve delili olmayan hic bir işi biz kabullenmiyoruz onun için lütfen bu konuyu uzatmıyalım...
 

Aksa_Kudüs

New member
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

peki kardeşim senin dediğin gibi olsun bu konuyu ahirete bırakalım da aramızdaki hükmü Allah (cc) versin
''Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez.Çünkü o sizin Rabbinizdir.Ve nihayet Ona döndürüleceksizinz'' (Hud_34)
hakkınızı helal edin
fiemanillah
 
Ynt: Çeçen Davasında İz Bırakanlar

Aksa_Kudüs ' Alıntı:
peki kardeşim senin dediğin gibi olsun bu konuyu ahirete bırakalım da aramızdaki hükmü Allah (cc) versin
''Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez.Çünkü o sizin Rabbinizdir.Ve nihayet Ona döndürüleceksizinz'' (Hud_34)
hakkınızı helal edin
fiemanillah

Allah razı olsun biz kardeşlerimize ezelden hakkımızı helal ettik sizde bu acizin size olan kusurlarını affediniz ve hakkınızı helal ediniz...
fiemanillah...
 
Üst