Arkadaşlar çok az vaktinizi alıcağım fakat şu halime bir dua lütfen.ALLAH razı olsun.

ftmatsn

Yeni Üye
Öncelikle ALLAH hepinizden razı olsun,gönlünüze göre versin..Bende takıntı korku hastalığı kaldı bazı olaylardan sonra,bazı arkadaşlarımdan uzak duruyorum fakat hep bana kötü bir şey yapıcaklarmış gibi içimde hep bir korku hep aklımda bir takıntı,sanki etrafımda eskiden olan herkes ben uzaklaştım diye bana zarar vericeklermiş gibi..Allah ıma hep dualar ediyorum,benden uzak durmasını istediğim insanlar hem uzak dursun hemde bana zarar vermeye çalışmasınlar...Hangi duaları okumalıyım lütfen yardımcı olun...Allah hepinizden razı olsun..Allah kimseye vermesin böyle korku takıntılığı...
 

Huseyni

Müdavim
SELAMÜN ALEYKÜM.

Amin, ecmain inşaallah.

Risale-i Nur'da geçen bazı kısımları ekleyeceğim. İnşaallah okursanız istifade edersiniz. Anlamadığınız noktalar olursa, burada sorabilirsiniz, hem ders mahiyetinde olur, hem de inşaallah derdinize şifa olur.. İçinde doğrudan sorununuzla alakalı olmayan kısımlar olsa da dersin hemen her noktasında faide gördüğüm için bölmek istemedim.

İKİNCİ DESİSE

İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.

Meselâ, nasıl ki damda bir adamı tehlikeye atmak için, bir dessas adam, o evhamlının nazarında zararlı görünen birşeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, tâ damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır. Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.

Bir zaman Allah rahmet etsin mühim bir zat kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.

Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”
Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”
Dedi: “Belki bin var.”
Dedim: “Senede kaç kayık gark olur?”
Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”
Dedim: “Sene kaç gündür?”
Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”
Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden birtek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”

Hem ona dedim: “Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?”
Dedi: “Ben ihtiyarım. Belki on sene daha yaşamam ihtimali vardır.”

Dedim: “Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyle ise, üç bin altı yüz günde hergün vefatın muhtemel. İşte, kayık gibi üç yüz binden bir ihtimal değil, belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et” dedim. Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim:

“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.”

İşte, ey kardeşlerim! Eğer ehl-i ilhâdın dalkavukları sizi korkutmakla kudsî cihad-ı mânevînizden vazgeçirmek için size hücum etseler, onlara deyiniz:

“Biz hizbü’l-Kur’ân’ız. اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْناَ الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ [SUP][SUP]1[/SUP] [/SUP] sırrıyla, Kur’ân’ın kalesindeyiz. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ [SUP][SUP]2[/SUP] [/SUP] etrafımızda çevrilmiş muhkem bir surdur.

Binler ihtimalden bir ihtimalle şu kısa hayat-ı fâniyeye küçük bir zarar gelmesi korkusundan, hayat-ı ebediyemize yüzde yüz, binler zarar verecek bir yola bizi ihtiyarımızla sevk edemezsiniz.”

Ve deyiniz: “Acaba hizmet-i Kur’âniyede arkadaşımız ve o hizmet-i kudsiyenin tedbirinde üstadımız ve ustabaşımız olan Said Nursî’nin yüzünden, bizim gibi hak yolunda ona dost olan ehl-i haktan kim zarar görmüş? Ve onun has talebelerinden kim belâ görmüş ki biz de göreceğiz ve o görmek ihtimaliyle telâş edeceğiz? Bu kardeşimizin binler uhrevî dostları ve kardeşleri var. Yirmi otuz senedir dünya hayat-ı içtimaiyesine tesirli bir surette karıştığı halde, onun yüzünden bir kardeşinin zarar gördüğünü işitmedik. Hususan o zaman elinde siyaset topuzu vardı. Şimdi o topuz yerine nur-u hakikat var. Eskiden 31 Mart hadisesinde çendan onu da karıştırdılar, bazı dostlarını da ezdiler. Fakat sonra tebeyyün etti ki, mesele başkaları tarafından çıkmış. Onun dostları, onun yüzünden değil, onun düşmanları yüzünden belâ gördüler. Hem o zaman çok dostlarını da kurtardı. Buna binaen, bin değil, binler ihtimalden birtek ihtimal-i tehlike korkusuyla bir hazine-i ebediyeyi elimizden kaçırmak, sizin gibi şeytanların hatırına gelmemeli” deyip, ehl-i dalâletin dalkavuklarının ağzına vurup tard etmelisiniz.

Hem o dalkavuklara deyiniz ki: “Yüz binler ihtimalden bir ihtimal değil, yüzden yüz ihtimalle bir helâket gelse, zerre kadar aklımız varsa, korkup, onu bırakıp kaçmayacağız.”

Çünkü, mükerrer tecrübelerle görülmüş ve görülüyor ki, büyük kardeşine veyahut üstadına tehlike zamanında ihanet edenlerin, gelen belâ en evvel onların başında patlar. Hem merhametsizcesine onlara ceza verilmiş ve alçak nazarıyla bakılmış. Hem cesedi ölmüş, hem ruhu zillet içinde mânen ölmüş. Onlara ceza verenler, kalblerinde bir merhamet hissetmezler. Çünkü derler: “Bunlar madem kendilerine sadık ve müşfik üstadlarına hain çıktılar; elbette çok alçaktırlar, merhamete değil tahkire lâyıktırlar.”

Madem hakikat budur. Hem madem bir zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını kat’î ezecek bir surette davransa, o yerdeki adam eğer o vahşî zalimin ayağını öpse, o zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden evvel ölür. Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur.

Hem o canavar, vicdansız zalime karşı zaaf göstermekle, kendisini ezdirmeye teşcî eder. Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne tükürse, kalbini ve ruhunu kurtarır, cesedi bir şehid-i mazlum olur. Evet, tükürün zalimlerin hayâsız yüzlerine!


[SUP]1[/SUP] : “Şüphesiz ki zikri (vahyi, Kur’ân’ı) Biz indirdik; onu koruyan da elbette Biziz.” Hicr Sûresi, 15:9.
[SUP]2[/SUP] : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

Yirmi Dokuzuncu Mektub'tan iktibas..


İşte, ey nefis ve ey arkadaş! İnsanın havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alâküllihal, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlıka müteveccih olacak. Halbuki, halktan havf ise elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musibettir.

Çünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez. Şu halde havf, elîm bir belâdır.

................

Madem öyledir; bu havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun.

Evet, Hâlık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta azîm bir lezzet vardır.

Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malûm olur. Hem Allah’tan havf eden, başkaların kasavetli, belâlı havfından kurtulur. Hem, Allah hesabına olduğu için, mahlûkata ettiği muhabbet dahi firaklı, elemli olmuyor.


Sözler


İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir belâ, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Binaenaleyh, havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına—çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi—leziz bir tezellül olsun. muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun.

Mesnevi-i Nuriye


Bir de Vesvese bahsinin şu giriş kısmının da faydalı oalcağını düşünüyorum..

Ey maraz-ı vesvese ile müptelâ!
Bilir misin vesvesen neye benzer?
Musibete benzer.

Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer,
ehemmiyet vermezsen söner.

Demek büyük nazarla baksan büyür,
küçük görsen küçülür.

Korksan, ağırlaşır, hasta eder.
Korkmasan, hafif olur, hafî kalır.


Mahiyetini bilmesen devam eder,
bilsen gider.

Öyleyse, bu marazın devasından “Beş Vechini” beyan edeceğim.
Belki, sana da şifa olur.

Zira cehil onu dâvet eder.
İlim onu tardeder.


Mesnevi-i Nuriye
 

TaLHa

Nur-u Aynım
Yönetici
Kıymetli Kardeşim;

Azda olsa devamlı olarak Cevşen okumanızı tavsiye ederim. Bunun yanı sıra felak ve nas sürelerini okuyabilirsiniz.

Ama bunlardan ziyade şu hakikati biraz tefekkür etmenizi rica edeceğim. Herşeyi yoktan var eden Allah değil mi? Herşeyi kudretin tasarruf eden yine Allah değil mi? Allah dilemezse bir yaprak dahi kıpırdamaz değil mi? Peki Allah ol derse olu veriyor mu?

Rabbim gönlünüze muhabbetullah ve marifetullah versin korkularınızdan emin kılsın.
 

yozgati

Well-known member
Öncelikle ALLAH hepinizden razı olsun,gönlünüze göre versin..Bende takıntı korku hastalığı kaldı bazı olaylardan sonra,bazı arkadaşlarımdan uzak duruyorum fakat hep bana kötü bir şey yapıcaklarmış gibi içimde hep bir korku hep aklımda bir takıntı,sanki etrafımda eskiden olan herkes ben uzaklaştım diye bana zarar vericeklermiş gibi..Allah ıma hep dualar ediyorum,benden uzak durmasını istediğim insanlar hem uzak dursun hemde bana zarar vermeye çalışmasınlar...Hangi duaları okumalıyım lütfen yardımcı olun...Allah hepinizden razı olsun..Allah kimseye vermesin böyle korku takıntılığı...

Kardeşim öncelikle şunu bilirsen bir sıkıntı yok.

insan 3 parçadan oluşur.

1- sabit olan "ben"
2- insana takılan "nefis"
3-insana takılan "ruh"


şimdi neden korkuyorsun neleri istiyor ve yapabilirim diyorsan onu isteyen sen değil senin nefsin/ruhundur. mesela; "takıntı korku hastalığı kaldı bazı olaylardan sonra,bazı arkadaşlarımdan uzak duruyorum fakat hep bana kötü bir şey yapıcaklarmış gibi içimde hep bir korku hep aklımda bir takıntı,sanki etrafımda eskiden olan herkes ben uzaklaştım diye bana zarar vericeklermiş gibi" bu hisler insana takılan bir alet olan aklın gelecekten hisse alarak evham etmesidir. yersiz birşeydir neden mi? çünkü yok olan birşeyi var veya olacak/olmuş gb kabul etmesidir aklın. aklın insana bir oyunudur ve bu asrın insanının umumi bir problemidir az çok herkes bununla rahatsızdır.
 

Kýrýk Testi

Well-known member
Aczimizi ve zaafimizi sadece Rabbimize karşı göstermelyiz bizim gibi aciz insanlara değil zira küçük bir korku veya güçsüzlük emaresi görseler sizin dediğiniz kötü insanlar size daha fazla yükleneceklerdir.Biz eğer o korkuyu yanlış yere sarfedersek İlahi Adalette onları başımıza musallat edebilir.. Allah izin vermedikçe onlar size zarar veremezler.. Eğer izin verirse de bunda da vardir bir hikmet korkularimizi butunuyle Allah yonlendirmemiz lazim.. Kötuluk yapan insanlara karsi korkmak yerine onlarin adina uzulmek lazim cunku İlahi Adalet mutlaka tecelli eder ya dunya da veya ahirette.. Onlar dan kacmak yerine onlarin iyi insan olmalarina vesile olabilirsiniz.. Kadere iman ve teslimiyet bizi korkularimizdan emin kilar inşaallah..
 
Üst