Kur’ân, sadece îman kardeşlerinin birbirlerini velî/dost/sırdaş edinebileceklerini, kafir/müşrik olanların ise akraba-aşiret hatta kardeş, anne-baba bile olsalar asla velî edinilemeyeceklerini sıkça tekrarlar.

“Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zalimlerdir.” (9/23)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi/dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir...” (58/22)

Gerçek dostluk/kardeşlik, gönül bağı, kalb kaynaşması sadece inananlar arasında kurulur.

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (9/71)

Müminler, ancak kendileri gibi takva bilincine sahip olan, Dosdoğru Yol’da yürüyen doğru insanlarla beraber olur(9/119), gerçek anlamda kardeşlik ilişkisi kurarlar. Zira onlar bilirler ki, kendilerinden olmayanlar, müminlere düşmanlık edip tuzak kurmaktan asla geri durmazlar.

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” (3/11

Kur’ân, kâfirlerin, münafıkların ve inkarcı Kitap ehlinin birbirlerine kardeş olduklarını ifşâ eder. Onlar birbirlerindendirler, birbirlerine benzerler ve kötülük üzre birleşirler.

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyilikten meneder ve ellerini sımsıkı tutarlar. Allâh’ı unuttular, O da onları unuttu. Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır.”(9/67)

“Münafıklık edenleri görmüyor musun; Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki: ‘Andolsun, eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz.

Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz.’ Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar.” (59/11)


Yine Kur’ân-ı Kerim, Hesap gününde sadece ibadetlerimizden değil, bütün işlerimizden, ilişkilerimizden ve dostluklarımızdan da hesaba çekileceğimizi vurgulu bir dille hatırlatır:

“Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(9/16)

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/144)

Bu kardeşlik, insanların kendi takdirlerine ve değer ölçülerine göre değil din/îman bağına göre şekillenir ve müminlerin başka türden bir kardeşlik ilişkisi kurmalarına müsaade etmez; babaları belli olmayan kimsesizleri bile “din kardeşi” olarak bağırlarına basmalarını emreder:

“Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın. Allah yanında o daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve velîleriniz/dostlarınızdır.”(33/5)

İslâm toplumu, tarihte bunun en güzel örneklerini vermiştir. Mesela; Emeviler devrinde, babası belli olmayan Ziyad bin Ebihi(622-673), bölge valiliği görevine kadar yükselebilmiştir.

Nihayet; müminler arasındaki iman/İslâm kardeşliği sadece bu dünyaya has bir olgu değildir; onlar Cennet’te de kardeş olarak birbirlerini selamlayacaklardır(15/47). Kafirler ise, Cehennem’de, inkarcı kardeşlerini lânetleyeceklerdir(7/3 .

Ve Kur’ân, müminlerin, mümin kardeşleri için şöyle duâ etmelerini ister:

“Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin/ukde bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.” (59/10)