Sır ve Vefâ




Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“…Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ, 34)



Rasûlullah (sav) buyurdular:


"Kıyâmet gününde Allah Teâlâ'ya göre en fenâ insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşâ eden kimsedir." (Müslim, Nikâh 123, 124)

Vaktiyle bir zât, hasbihâl ettiği arkadaşlarına, söz arasında karısını boşayacağını söylemişti. Etrafındakiler gayr-i irâdî hemen, büyük bir merak içerisinde o zâta bunun sebebini sordular. İslâmî edebe sahip bu kimse, suâlin muhtevâsındaki vefâsızlığın, kendisinde uyandırdığı derin bir hayretle:

"-Kıymetli arkadaşlarım! Hanımımın kusurlarını sizlere nasıl söyleyebilirim?!" diyerek cevap verdi.

Bu meraklı adamlar, o zât karısını boşadıktan sonra ziyaretine giderek, bu defâ bir cevap alabilecekleri ümidiyle:

"-Herhâlde eski hanımının kusurlarını şimdi söyleyebilirsin, zira aranızda herhangi bir bağ kalmadı. Bizim merakımızı çok celbetmişti. Söylesene, o eski hanımını niçin boşamıştın?" diye sorularını tekrarladılar.

Gönül dünyasını güzel ahlâkın en zarif tecellîleriyle tezyîn etmiş olan o güzel insan, bu sefer de onlara şu kısa ve düşündürücü cevâbı verdi:

"-Yabancı bir kadının kusurlarını nasıl söyleyebilirim!.."

Günümüz dünyasında fert, âile ve toplumların huzur ve saâdetinin muhâfazası için dikkat edilmesi gereken ne kadar ince ve hassas bir ölçü...

Cenâb-ı Hak, daha evvel birbirlerine yabancı olan iki insanın, evlenerek hayatlarını birleştirmesiyle aralarında meydana gelen yakınlık ve samimiyeti, Kur'ân-ı Kerîm'de "birbirinin mahremiyetine girmek" ifâdesiyle târif etmektedir. (bkz. en-Nisâ, 21) Kâinâtın yegâne Hâlıkı, böylesine bir samimiyet ve yakınlığı, sadece karı-koca için uygun görmüştür. Birbirine nikâh bağıyla bağlanarak ilâhî takdirle bir âile olan eşlerin, bu mahremiyete her zaman derin bir saygı göstermeleri ve birbirlerine en samimî duygularla bağlanmaları gerekir. Bunun tabiî bir neticesi olarak da, aralarındaki mahremiyeti dâimâ korumaları, yani hiçbir zaman başkalarına ifşâ etmemeleri îcâb eder. (Osman Nûri Topbaş, Kasım 2012 Şebnem Dergisi)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Müteâlî: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce olan, aklın alabileceği her şeyden çok yüce olan, noksanlıklardan uzak, yücelik, şan, şeref, kuvvet ve kudret sahibi olan demektir.

Kısa Günün Kârı

Günümüzde maalesef, televizyonlarda yayınlanan çeşit çeşit magazin haberleri ve sinemalarda hiçbir İslâmî ve insanî endişe taşımadan gösterilen ahlâk dışı filmler, hadîs-i şerîfin anlatılmasını bile yasakladığı nice mahrem hâlleri, utanmadan-sıkılmadan gözler önüne sermektedir. Bu da insanımızın iffet, hayâ ve nâmus duygularına âdeta zehir serpmektedir.

Nitekim insanlara güzel ahlâkın en mükemmelini öğretmek için gönderilen ve ashâbının ifâdesiyle, bâkire bir genç kızdan çok daha yüksek bir hayâ sahibi olan o aziz Peygamber'in şiddetle yasakladığı, "eşler arasındaki sırrı ifşâ" ahlâksızlığı, âile saâdetinin temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir.