Allâh’ın Affından Ümitvâr Olmak



Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilemezsiniz." (Nur, 19)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

"Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter. Kim de müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa, Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hattâ evinin içinde bile olsa, onu ayıbıyla rezil eder.” (İbn-i Mâce, Hudûd, 5)

Hatâ ve günahlara sürüklenmiş olan din kardeşlerimize nasıl yaklaşmamız gerektiği hususunda, Yezid bin Esamʼın naklettiği şu hâdise ne güzel bir misaldir:

Şam ehlinden, güçlü-kuvvetli, nüfuz sahibi bir kimse vardı. Zaman zaman Hz. Ömer’in yanına gelirdi. Bir ara, Ömer (ra) o kimseyi göremez oldu. Çevresindekilere:

“–Falan zât ne yapıyor, artık görünmez oldu?” dedi.

“–Ey Mü’minlerin Emîri! O kendini içkiye verdi.” dediler.

Hz. Ömer kâtibini çağırarak:

“–Yaz!” dedi. “‒Ömer bin Hattâb’dan falan kimseye! Selâm sana! Kendisinden başka ilâh olmayan, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azâbı çetin ve ihsânı bol olan Allâh’a hamd ederim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.”

Hz. Ömer (ra), mektubu yazdırınca arkadaşlarına dönerek:

“–Allâh’a yönelmesi ve Allâh’ın da tevbesini kabul buyurması için kardeşinize duâ ediniz!” dedi.

O zât, Hz. Ömer’in mektubunda zikrettiği; «(Allah) günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azâbı çetin olandır…» (Müʼmin, 3) âyet-i kerîmesini tekrar tekrar okudu ve:

“–Allah beni hem azâbıyla korkutmuş, hem de günahlarımı affedeceğini vaad etmiş.” diyerek ağladı ve güzelce tevbe etti.

Hz. Ömer (ra), o zâtın tevbe ettiğini haber alınca:

“–Bir kardeşinizin yoldan çıktığını, günaha saplandığını gördüğünüzde, onu doğru yola getirmeye, Allâh’ın affından ümitvâr olmasını sağlamaya çalışınız. Tevbe nasîb etmesi için Allâh’a duâ ediniz. Kendisine bedduâ ederek aleyhinde şeytana yardımcı olmayınız.” dedi.(İbn-i Kesîr, Tefsir, IV, 76)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Habîr: Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan, olanları ve olacakları en iyi şekilde bilen, mülkünde olup biten her şeyden haberdar olan demektir.

Kısa Günün Kârı

Kâmil bir müʼmin, günahkâra değil, günaha düşmandır. Dolayısıyla günaha duyduğu nefreti, günahkâra taşırmaz. Bilâkis günahkârı, kendisini o günahtan korumakta acze düşmüş, yaralı bir kuş gibi merhamete muhtaç görür. Onu nefret veya hakâretle dışlamak yerine, rencide etmeden, zarif bir üslûp ile îkaz ve irşâd etmeye çalışır. O kardeşini, düştüğü günah çukurundan kurtarıp nezih bir hayata kavuşturmak için, ona yardım elini uzatır. Af ve müsâmaha ikliminde, onun gönlünü kazanmaya gayret eder.