Gıdânın Hazırlanması ve Tüketilmesi




Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin..." (Bakara, 168)



Rasûlullah (sav) buyurdular

"Allah Teâlâ, yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamdeden kuldan hoşnut olur." (Müslim, Zikir 89. Tirmizî, Et'ime 18)

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, çoğu zaman yemeği kendi elleriyle pişirir, sofra hizmetini de bizzat kendisi îfâ ederdi. Yemek yenirken sâliklerine;

“–Sofra başında kendinizi Allâh’ın huzurunda bilin, O’nun verdiği rızkı yediğinizi unutmayın…” diye nasihat ederdi.

Topluca yemek yenirken eğer biri gafletle ağzına lokma alsa, Hazret bunu firâsetiyle sezer ve:

“–Önündeki yemeği, Allâh’ın huzurunda olduğunu unutmadan ye, Allah’tan gayrı şeyler düşünme, dâimâ sana senden yakın olan Mevlâ’yı düşün.” buyururdu.

Bu îkazlarıyla aslında, her hâlükârda ve dâimâ Allâh’ı zikretmek, O’nu düşünmek ve kalben O’nunla olmak gerektiğini hatırlatmış olur; bilhassa Cenâb-ı Hakk’ın lûtfettiği rızkı yerken O’ndan gâfil kalmanın, kulluk edebi bakımından çok daha büyük bir kusur olacağını telkin etmiş olurdu. Nitekim İslâm’ın yemek âdâbında Allâh’ın adını anarak başlayıp yine O’na hamd ve şükür ile bitirmenin tavsiye edilmiş olması da, bu hikmete binâendir.

Yine Nakşibend Hazretleri; şâyet bir yemek gaflet ile, öfke ile, yahut kerhen, yani isteksizce ve zorla pişirilmiş ise, o yemekten kendisi yemediği gibi sâliklerine de yedirmezdi.

Nitekim dostlarından biri Nakşibend Hazretleri’ne bir ekmek hediye getirdiğinde, Hazret buyurdu ki:

“–Bu ekmeği yemek, bizim için uygun değildir. Zira ekmek, öfke ile yoğruldu ve öfke ile pişirildi.”

Zamanımızda yapılan bâzı ilmî araştırmalar, mânevî hâllerin madde üzerinde büyük bir tesir icrâ ettiğini ispat etmiştir. Bu cümleden olmak üzere meselâ, suya güzel sözler söylenince su zerrelerinde güzel kristallerin oluştuğu, kötü ve çirkin sözler söylenildiğinde ise kristallerin bozulup çirkin bir hâl aldığı, yapılan deneyler esnâsında görülmüştür.

O hâlde bir gıdânın hazırlanması ve tüketilmesi esnâsındaki hâlet-i rûhiyenin ona yansıyacağı, ondan gelecek enerjinin de insanın mânevî keyfiyeti üzerinde müsbet veya menfî bir tesir icrâ edeceği muhakkaktır. Hâl böyleyken, bir de haram ve şüpheli gıdâların vücutta nasıl bir mânevî hantallık ve gaflet meydana getireceğini, ciddiyetle düşünmek îcâb eder.

Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, yenilen lokmaların, insanın iç âlemi üzerinde ne kadar hayâtî bir tesiri bulunduğunu şöyle ifâde eder:

“Haram yemek, kalbi öldürür; helâl yemek ise ihyâ eder. Lokma var seni dünya ile, lokma var seni âhiret ile meşgûl eder. Lokma var, seni Allah Teâlâ’ya rağbet ettirir.”



Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

es-Semî’: Kâinattaki her sesi; içte saklansın yahut açıkça söylensin duyan, gizliyi, fısıltıyı bile işiten demektir


Kısa Günün Kârı

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri buyurur:

“Yenilecek bir gıdâ, her ne olursa olsun, gafletle, öfkeyle veya istemeyerek tedârik edilmiş ve hazırlanmış ise, onda hayır ve bereket yoktur. Zira ona nefs ve şeytan yol bulmuştur. Böyle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka (feyiz ve huzuru bozacak) çirkin bir netice meydana gelir. Gaflete dalmadan hazırlanan ve Allah Teâlâ’yı düşünerek yenen helâl ve hâlis yiyeceklerden, hayır (feyz ve rûhâniyet) meydana gelir."