Her Çağın Muhacirleri




Mümin muhacirdir. Günahlarından hicret eder. İbadetleri eksik hayattan sâlih amele hicret eder. Nefsin çirkin sıfatlarından ahlâk-ı hamideye hicret eder. Vatanı neresi olursa olsun, herkesin kalbinin seyrü sülûkuyla hicret etmesi gerekir.

Muhacir, yani hicret eden kimdir? Nerede olursa olsun, çirkin işleri terk eden muhacirdir. Kalbiyle şerden hayra dönüp seyrü sülûk yapan muhacirdir. Allah Tealâ muhacirlere yardım eden Ensar’ı sevdiği gibi Muhacir’i de sever. Ayette, Muhacir ve Ensar’ın her ikisi de methedilmiştir.

Muhacir yalnızca vatan değiştiren değildir. Maksatsız vatan değiştirmek seyahat olur. Şimdiki tabirle turistik gezidir. Asıl muhacirlik, bedenin yer değiştirmesi değil, kişinin hallerini, kalbini, ruhunu Allah Tealâ’nın rızasına göç ettirmesidir.

Tasavvuf nedir? Nerede olursan ol, muhacir yaşamaktır. Sofi nedir? Günahından hicret edendir. Bir adam dese ki: “Ben tarikata girdiğimde doksan ayıbım vardı, şimdi dokuz ayıbım kaldı.” Bu kimse sofidir, muhacirdir. Tasavvufa, tarikata, nefsin çirkin sıfatlarından Hakk’ın rızasına göçmek için girilir. Para kazanmak, zengin olmak için girilmez. Bunlar menfaat icabı seyahattir. Muhacir seyahat etmez, sefer eder.

Görülüyor ki İslâmiyet büyük izzettir. Hiçbir hayat safhası yoktur ki İslâmiyet ona yön vermemiş olsun. Ne mesele sorulsa, Allah’ın hükümlerinde vardır.

Cihad en büyük iştir. Cihad, muharebeye giderek İslâm’ı korumak, Allah Tealâ’nın sözünü yüce tutmak içindir. Küçüğü vardır, büyüğü vardır. Rasul-i Ekrem s.a.v.:

– Küçük cihaddan büyük cihada döndük, buyurunca;

– Ya Rasullallah, işte muharebeden geliyoruz. Bunun büyüğü var mıdır, diye sordular.

– Nefsle her an cihad büyük cihaddır, buyurdu.

İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak da bir farzdır. İlahî hakikati tebliğdir. Şartı, sıkıntılara katlanmaktır. Emr-i bi’l-maruf yapan, önce kendini değiştirip düzeltmelidir. Kendini değiştirmeyenin sözü başkasına tesir etmez.

Tasavvuf, kendini düzeltip Ümmet-i Muhammed’e mükemmil olmak, yani irşad ve terbiyesine vesile olmaktır. Bunun için de sözünün eri olmak gerekir. Çünkü söylediği ile amel etmeyenin sözünde bereket yoktur. Aksine, anlatılanlara itimadı yok eder.

Sıkıntılara katlanmak şarttır. Emr-i bi’l-maruf yapan kişi kimseyi ayıplamamalı, kimseye günahından dolayı düşmanlık etmemelidir. Çünkü günahkâra tevbe kapısı kapanmamıştır. Bugünün en büyük günahkârı, yarın en büyük evliya olabilir. Tevbesinde sabit kalırsa kötülükleri iyiliğe çevrilir.

Emr-i bi’l-maruf yapan yol gösterir, uygun bir dille, yumuşaklıkla nasihat eder. Kimseyi ayıplayıp kınamaz.



Mehmet Ildırar