İbret Al, Şerre İbret Olmaktan Sakın!..



Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür." (Hûd, 105)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Allâh’ım! Rahmetini umuyorum. Gözümü açıp kapayıncaya kadar dahî beni nefsimin hevâsıyla başbaşa bırakma! Her hâlimi ıslah eyle! Şüphesiz Sen’den başka ilâh yoktur…” (Ebû Dâvud, Edeb, 100-101)

Bahâuddin Nakşibend Hazretleriʼnin, tasavvuf yoluna intisâbından evvel şâhit olduğu şu dehşet verici hâdise, menfî ve bâtıl bir manzaradan bile nasıl bir hikmet ve ibret dersi çıkarılabileceğine dâir ne güzel bir misâldir:

Hazret şöyle anlatıyor:

“Bir gün yolumda giderken, bir kumarhanenin önünden geçmekte idim. İçeride bir topluluğun, ihtiraslı bir şekilde kumar oynamakta olduklarını gördüm. Hele içlerinden ikisi kendilerini oyuna öyle kaptırmışlardı ki, hiçbir şeyin farkında değillerdi. Maddî-mânevî bütün güç ve varlıklarıyla kumara bağlanmışlar, sanki kumar oynamanın aşkıyla sarhoş olmuşlardı.

Böylece ikisi kendi aralarında aldılar verdiler. Bir müddet sonra onlardan biri mağlup oldu, ütüldü. Kaybettikçe kaybetti. Neyi varsa ortaya koydu. Neticede dünyalık olarak yanında ne varsa, rakibi hepsini elinden aldı.

Düşmüş olduğu o kadar perişan hâle rağmen, yine aşkla kumara devam ediyor, büyük bir gayret ile oyunu sürdürüyordu. Yenildikçe de hırsı artıyordu. Bir ara, kendisini hep yenen rakibine, kumar gibi menfî bir işteki ısrârını gösterir bir sûrette dedi ki:

«–Bana bak! Malımı, bütün servetimi değil, bu oyun için başımı bile vereceğimi bilsem, yine seninle oynamaktan vazgeçmeyeceğim! Hayatım pahasına da olsa kazanacağım. Öyle ki, benim düştüğüm bu perişan hâle sen düşeceksin.»

Kumarbazın, kumarda oynayıp her hususta bu derece zarar görmesine rağmen, canı pahasına da olsa onun bu bâtıl yoldaki ısrarını, kararlılığını, hırsını ve irâde kuvvetini görünce bana da bir şevk ve gayret geldi. Kendi kendime düşündüm: Ben ebedî bir hayat için dünyaya geldim. Bir imtihan âlemindeyim. Bir kumarbaz, bâtıl bir işte bu kadar ısrarlı, kararlı ve azimli davranırken ben Hakkʼın rızâsını kazanabilmek için nasıl bir azim ve gayret içinde olmalıyım?

Velhâsıl o kumarbazın sefih bir hayat içerisindeki bu perişan hâli, benim gayretimin zuhûruna vesile oldu ki, o günden itibaren Hak yolunu takip etmekteki azmim daha da arttı. Hamdolsun Rabbime, her geçen gün de isteğim artmaktadır.” (Bkz. Ekrem Sağıroğlu, Şâh-ı Nakşibend, Yasin Yayınevi, İstanbul 2001, sf. 99-100)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

er-Rahmân: Dünyada, iyi de olsa, kötü de olsa, mü’min de olsa, kâfir de olsa, hiçbir ayırım yapmadan, nimetini bütün kullarına veren, hepsine karşı sonsuz merhametini gösteren zatın ismidir.

Kısa Günün Kârı

Her şeye derin bir tefekkürle nazar edebilen kimse için bu cihan, binbir ibret ve hikmet sergisidir. Lâkin, gerek bu muhteşem sergiyi lâyıkıyla idrâk edebilmek, gerekse başa gelen müsbet-menfî hâdiselerden çıkarılması gereken hikmeti görüp ibret alabilmek, ancak kalbin yüksek bir kıvam ve seviye kazanmış olmasına bağlıdır. Zira bu seviyeye ulaşan bir gönül için, zaman rüzgârının esintisiyle dalında şekilden şekle ve renkten renge giren bir yaprak dahî, “mârifetullâhı ve ilâhî azameti anlatan bir dîvan” olur. Olgun kişi, o küçük yapraktan gönlüne nice hikmet ve ibretler devşirir. Her varlığın hayat macerasının hikmetlerini tefekkür eder. Böylece Allâhʼın kudret ve azametinin yüceliğini kavrayıp bütün hâl ve tavırlarının, rızâ-yı ilâhî istikâmetinde olmasına daha büyük bir gayret gösterir.

Lügatçe

hevâ: İstek. Nefsin isteği. Düşkünlük. Gelip geçici olan heves. Nefsin zararlı ve günah olan arzuları.
intisâb: Bir yere, bir kimseye mensub olmak. Mâiyyetine girmek. Bağlanmak.
menfî: 1. Olumsuz. 2. Hep olumsuz düşünen, her şeye olumsuz yaklaşan.

"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.