Vicdan Hatırlatır Tarih Unutmaz!



Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

İnsanlar vardır kalpleri gibi aydınlıktır yüzleri. Gözleri, güzel günler görecek olmanın heyecanını muştularken, sözleri kalbinize her daim ümit tazeletir; iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun mutlak galibiyetine dair.

Ve insanlar vardır karalara sevdalı. Fikirleri kara, istekleri kara, sözleri kara, sesleri karadır onların. Sevmezler aydınlık olan hiçbir şeyi ve istemezler kimsenin sevmesini aydınlığı. Yarasa misali güneşe küs yaşarlar. En büyük duaları gecenin bitmemesi, güneşin doğmaması, karanlığın ilelebet hüküm sürmesidir. Bu duaları gerçekleşsin için de zamanlı zamansız akıtırlar zehirlerini dünyaya da dilerler bulaşsın içlerindeki karanlık bütün insanlığa. Gündüzleri ışığa düşmanlıktan kısılmış gözleriyle güne yalancı methiyeler sunup herkesi etkilemeye çalışırken gün bittiğinde geceler boyu gün yeniden doğmasın için kötülük mesailerine girerler. Kara seslerini kâinatın her tarafına yankılatmaya ve böylelikle taraftarlarını çoğaltıp hastalıklarını yaymaya çalışırlar. Kararsın isterler bütün aydınlık yüzler, güzel sözler, temiz kalpler kendileri gibi. Kimseler mutlu yarınlar yaşamasın dilerler. Kalplerde ümitler yeşermesin, zihinlerde rüyalar şekillenmesin arzularlar. Bu yüzdendir uyandırmak için hep başında bekledikleri fitne yılanı uyanır uyanmaz insanlar arasına nifak tohumları atıp, ayrılık hareketlerinin devamlı başını çekmeleri.

İnsanlık gökkuşağının büyüleyici güzelliğinin sırrının farklı renklerin eşit birlikteliği olduğunun farkına varmasın, o sihirli atmosferin tadını almasın için inançlar, düşünceler, fikirler ve yaşayışlar arasındaki ayrılıkları uçurumlar gibi tehlikeli gösterip insanların huzurlarını bozmak, ağızlarının tadını kaçırmak hedefindedirler. Bu yüzdendir her sözleri, her hareketleri, her düşünceleri kin, nefret, ayrılık, çatışma, kırgınlık ve düşmanlık kokar. Bu yüzdendir sahip oldukları karanlığa ve kötülüğe dair her şeyi toplum huzurunun teminatı kendilerini de toplum huzurunun bekçisi olarak göstermeye çalışırlar; sahip oldukları toplum huzurunun dinamitleri olsa da.

Ama artık biliyoruz ki muvaffak olamayacaklar. Şafak söktü, gün ışıdı bir kere ve günü gören, güneşi gören, aydınlığı gören insanlık artık bir daha geceye meyletmeyecek. Değil mi ki yüzler, sözler, kalpler aydınlandı bir defa artık insanlığın özü ve ortak değerleri olan inanca, düşünceye, fikre ve yaşayışa saygı çiğnenip geçilemeyecek. Geçit bulamayacak karanlıkları ve karanlık sevdaları yarasaların kendi küçük hücrelerinden öteye gitmeye. Çağrıları belki birkaç hasta ruhta makes bulacak sonra kendileri gibi, çalışmaları gibi kısır kalmaya mahkûm olacak. Ve vicdanlar hatırlayacak onları, tarih boyu benzerlerini hatırladığı gibi. Ve tarih unutmayacak onları, nesiller boyu unutmadığı gibi. En kara ve en koyu sayfalarını ayıracak onlara, asırlar boyu lanetle anılsınlar diye. Çünkü değişmez kanundur aydınlığın karanlığa galebe çalması. Çünkü değişmez kanundur güneşin karanlıkları mutlak yırtacak olması. Çünkü değişmez kanundur gündüz sevdalıların gece düşkünlerinden fazla olması. Ümidimiz var buna, imanımız gibi. (Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Ağustos-2016)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Afüvv: Kullarının günahlarını kendilerinde sorumluluk kalmayacak bir şekilde affeden, amel defterinden günahları silen, hatırlayıp da mahcup olmasınlar diye de kuluna o günahı unutturan demektir.

Kısa Günün Kârı

Hazret-i Mevlânâ; birlik beraberliği sağlamakta meselenin, tebliğ ve irşâd ile îmanları yeşertmek, korukları olgunlaştırmak olduğunu hatırlatır:

Ümitsiz olmamak gerekir. Kâfir koruklara da Allah acır, onların içindeki istîdatlı iyi koruklar, sonunda gönül ehlinin nefes ve terbiyesi ile mü’minlere karışır, bir tek gönül sahibi olurlar. Hepsi de üzüm olmaya koşarlar. Aradaki ikilik, yani korukluk ve üzümlük farkları ile beraber, kin ve kavga da kalkar. Korukların hepsi de üzüm olunca, kabuklarını yırtarlar, birbirlerine karışır, şıra olurlar. Böylece «vahdet, birlik» hepsinin vasfı olur. (Mesnevî)