Zahmetsiz Rahmet Olmaz





Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.” (İnşirâh, 5-6)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Allah hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar.” (Buhârî, Merdâ, 1)

Mevlânâ Hazretleri bu hakîkati şu misâlle ifâde etmektedir:

“Bir hamal yük altında koşup gider. Hattâ kendisini ezen o ağır yükü başkalarının elinden kapar. Hamalların yük için yaptıkları kavgalara bak, işte her iş için çalışıp çabalamanın böyle olduğunu bil. Sıkıntılar rahatın, huzurun temelidir. Acılar nîmetin öncüleridir.”

“Hazineyi hiç bilinen yere koyarlar mı? İşte bunun gibi, feraha kavuşma, kurtulma da, sıkıntılarda gizlidir.”

Yani her nîmetin bir külfeti vardır ve hiçbir şey bedelsiz / karşılıksız değildir.

Meselâ Cenâb-ı Hak, ümmetlerini hak yola dâvet eden peygamberlerini sıkıntıya uğratmadan ve zahmete sokmadan da pekâlâ muvaffak kılabilirdi. Lâkin hepsi de sıkıntı, cefâ, hattâ ıztırap çekti. Büyük zahmetlere göğüs gerdi. Hattâ peygamberlerin sertâcı olan Fahr-i Kâinât Efendimiz, en büyük çilelere, musibet ve zahmetlere katlandı. Nitekim kendileri:

“…Allah yolunda hiç kimsenin görmediği eziyetlere mâruz kaldım…” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Kıyâmet, 34/2472)

İbrahim Edhem Hazretleri hakkında şöyle bir menkıbe anlatılır:

Bir gün Hazret hamama gider. Temizlenip çıkarken kendisinden ücret istenir. Bunun üzerine oturup ağlamaya başlar. Sebebini soranlara da şu ibretli cevabı verir:

“Dünyada bedendeki maddî kirlerin döküldüğü şu yerlere bile ücretsiz girilemiyor. Ya âhirette peygamberlerin ve diğer gözde kulların gireceği Cennet’e amelsiz nasıl gireriz?!”

Unutmamak gerekir ki büyük muvaffakıyetler, hep nefse ağır gelen gayretlerin ardında gizlidir. Nitekim sahâbe-i kirâmdan Abdurrahman bin Avf (ra) diyor ki:

“İslâm, nefse hoş gelmeyen zor emirler getirmişti. Biz hayırların en hayırlısını, nefislerin hoşlanmadığı bu zor emirlerde bulduk. Meselâ Rasûlullah (sav) ile Mekke’den çıkıp hicret etmiştik. Nefsimize zor gelen bu hicretimizle bize üstünlük ve zafer bahşolundu (zafer yolları açıldı). Yine Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de:

«(Onların bu hâli) mü’minlerden bir grup kesinlikle istemediği hâlde, Rabbinin Sen’i evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki hâlleri) gibidir. Gerçek ortaya çıktıktan sonra bile sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihâd husûsunda) Sen’inle tartışıyorlardı.» (el-Enfâl, 5-6) buyurarak târif ettiği hâl üzere, Allah Rasûlü’yle beraber Bedir’e çıkmıştık. Allah Teâlâ burada da bizler için üstünlük ve zafer lûtfetmişti.

Velhâsıl biz, en büyük hayırlara hep böyle nefsimize zor gelen emirler sâyesinde ulaşmıştık.” (Heysemî, VII, 26-27)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Kayyûm: Zeval bulmayan dâim, kâinatın yöneticisi, bütün varlıkların kendisine bağlı olduğu en yüce Var, kendi kendisine yeten tek Var, gökleri ve yeri ayakta tutan, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmayan demektir.

Kısa Günün Kârı

Zahmet çekilmeden aranan rahatlık, esasen tembellikten başka bir şey değildir. Tembellik ise aslında sonu gelmez zahmetlerin ve bitmek bilmez zorlukların başlangıcıdır. İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar ehemmiyetlidir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Zira bir insanın hiçbir şey yapmadan boşu boşuna oturması yahut ne dünyasına ne de ukbâsına faydası olmayan lüzumsuz işlerle meşgul olması, ya aklının kıtlığına ya da derin bir gaflete dûçâr olduğuna işarettir.

Lügatçe

ızdırap: Acı, üzüntü, sıkıntı, keder.
maruz kalmak: 1. Karşılaşmak. 2. Uğramak.

"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.