Gazab-ı İlâhî



Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifa ve rahmettir; zâlimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” (İsrâ, 82)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler (yani takvâ sahipleri) ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki, insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hâkim, Müstedrek, V, 504)

Tarihin silinmez sayfaları, Allâh’ın hidâyet çağrısına uymayan, Hak dîne ihânet ederek dîni tahrife yeltenen ve kendi hissiyâtına göre Allâh’ın âyetlerini yorumlayanların fecî âkıbetlerini bildiren manzaralarla doludur. Bu manzaralardan bir tanesi de Enes bin Mâlik, Rasûlullah (sav)’den bizlere naklettiği şu hâdisedir:

“(Neccâroğulları’ndan) hristiyan bir adam vardı. Sonra müslüman oldu, Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okudu (ezberledi). Peygamber (sav) Efendimiz’e bir müddet vahiy kâtipliği dahî yaptı. Fakat bu bahtsız adam, daha sonra hristiyanlığa geri döndü. Bu mürted, yani dinden dönen kişi:

“−Muhammed bir şey bilmez, yalnız benim kendisine yazdığım şeyleri bilir.” diye yalanlar uydurarak büyük bir ihânette bulundu.

Bunun üzerine Allah Teâlâ (dînine ve peygamberine yapmış olduğu ihânet ve edepsizlikten dolayı) onu helâk etti. Hristiyanlar cenazeyi defnettiler. Fakat sabah olunca yerin (toprağın) onu dışarı attığını gördüler. (Bunun üzerine hemen müslümanlar aleyhine):

“−Bu, Muhammed ve ashâbının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soyup onu meydana attılar.” diye iftirada bulundular.

Daha sonra o kimse için biraz daha derin bir çukur kazıp cesedini içine bıraktılar. Fakat sabah olunca yer onu yine dışına attı. Hıristiyanlar da daha evvel söylediklerini yine tekrarlayarak bu sefer daha büyük bir çukur kazdılar ve güçleri yettiği kadar da derinleştirdiler. Fakat sabah olunca, yerin, onu yine yüz üstü dışarı atmış olduğunu gördüler. Bunun üzerine anladılar ki, bu, insanlar tarafından yapılan bir iş değildir. Sonra onu açığa terk edip gittiler. (Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, Münâfıkîn, 14)

Bu hâdise ile ilgili olarak Ahmed bin Hanbel şu ilâveyi zikretmektedir:

(Enes bin Mâlik rivâyetine devamla der ki

Adam öldüğünde Rasûlullah (sav):

“−Yer, onu kabûl etmez!” buyurdu.

Üvey babam Ebû Talha, adamın öldüğü yere gitti. Onun ortalığa atılmış olduğunu gördü. Çevresindekilere:

“−Bu adamın durumu nedir?” diye sorunca onlar:

“−Kendisini defâlarca gömdük, ancak yer onu dışarı fırlattı, kabul etmedi.” dediler. (Ahmed, III, 120)

İşte, İslâm nîmetinin kıymetini bilmeyip Hak dîne ihânet eden ve bununla da kalmayarak dîni tahrife kalkışan bir bedbahtın kıyâmete kadar dillerde dolaşacak hazin âkıbetinin ibret dolu hikâyesi… (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi Mart-2010)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Mukaddim: Arzu ettiğini öne alan, ileri geçiren, yakınlaştıran demektir.

Kısa Günün Kârı

Bir kul için, Hakk’a vâsıl olmaktan daha büyük bir izzet ve Hak’tan uzak düşmekten daha büyük bir zillet olamaz. Hak Teâlâ’nın indinde değer kazananlar, îman nîmetini gönüllerine rûhâniyet, aşk ve vecd ile nakşettiklerinden dolayı izzet kazanmışlardır. O’nun muhabbetinden bir nebze dahî nasip alamamış bahtsız gönüller ise, -Allah muhâfaza buyursun- adım adım İblis’in izini takip ettiklerinden dolayı zelil olmuşlardır.

Lügatçe

kurra: Kur’ân okuyucular.
mürted: 1.İslâm dininden çıkan (kişi). 2. İslâm dinini terkeden.
vâsıl olmak: Ulaşmak, kavuşmak.
vecd: Coşma, kendinden geçme.