Kalplerin Ürpermesi Zamanı



Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Îman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 16)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)

Rivâyete göre mü’minler Mekke’de bir sıkıntı ve kıtlık içinde ama daha gayretli idiler. Medîne’ye hicret ettiklerinde rızık ve nîmete kavuştular ve sâhip oldukları dînî gayret ve derûnî huşûları, Allah’ın emirlerine teslîmiyetteki hassasiyetleri husûsunda gevşekliğe düştüler.

İbn Mes’ûd’dan (ra) rivâyet edildiğine göre İslam şerefine kavuşmamızla bu âyet-i kerîme ile azarlanmamız arasında dört yıl geçmemiştir. Abdullah b. Abbas’dan rivâyet edildiğine göre Allah Teâlâ, mü’minlerin gönüllerini İslâmî gayret bakımından biraz yavaşlamış buldu da Kur’ân’ın inmeğe başladığı onüçüncü yılın başında onları azarladı.

Hasan Basrî’nin şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Onlar Kur’ân’ı size göre daha az okudukları halde Allah onların gönüllerini yavaşlamış buldu. Siz Kur’ân’ı uzun okumanıza rağmen aranızda ortaya çıkan günahlara bir bakın. Denilmiştir ki sahâbîler arasında mizah ve gülmeler çoğalınca konumuzun başındaki bu âyet nâzil oldu.

Rivâyet edildiğine göre, Hz. Îsâ (as) şöyle demiştir:

Allah’ın zikri dışında çok konuşmayın ki, kalpleriniz katılaşmasın. Katılaşmış kalb Allah’tan uzaktır. Efendilermişsiniz gibi kulların günahlarına bakmak yerine kendinizi kul olarak görüp kendi günahlarınıza bakın. (Rûhu’l-Beyân 20. Cilt, Erkam Yay.)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan.

Kısa Günün Kârı

Zikir için huşû, kalbin incelme mevkiidir. Kalp incelince Allah için O’nun nûrnun zikriyle huşû duyar. Sanki Allah Teâlâ, onlara emirlerine uymak, baş eğerek huşû ile O’nun zikrini dinlemek ve O’nu anmaktan lezzet duymak üzere lütfu ile onları dâvet etmiştir. Ta ki, O’nu zikr etmek zevkinin üzerinde herhangi bir zevkleri kalmasın.

Lügatçe

derûnî: Gönülden, içten.
huşû: 1. Alçakgönüllülük. 2. Allah’a karşı korku ve saygı duyma.