Akıllı İnsan




Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 115)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Size iki nasîhatçı bıraktım. Biri susar, diğeri konuşur. Susan nasîhatçı ölüm, konuşan ise Kur’ân-ı Kerîm’dir.” (Fezâil-i Âmâl, s. 383)

Dünya geçici bir misafirhanedir. Hak katında horlanmış, zemm edilmişdir. Çünkü dünya herkese oyun oynamış, herkesi kendisi ile oyalamış, kendisini sevdirmesini bilmiş.Taşı ile toprağı ile türlü türlü şekillerde görünmüş. Bilhassa sevenlerine türlü gaileler, huzursuzluklar vermiş, kendisine sarılanları perişan etmiş sonunda da rağbet edenlerinden bir kahpe gibi yüz çevirmiş ve çevirmektedir.

Ancak az bir zümre huzura kavuşabilmişler, kendilerini bu bâdireden muhafaza edebilmişler. Bunlar dünyaya gelmekdeki gâyeyi iyi anlayıp, Kur'an-ı Kerîm'in emirlerine sarılan ve Fahr-i Kâinat Efendimizin yolunu izleyen akıllı, zeki, sâlihler, muttakîler, ârifler ve Hakk âşıklarıdır. Bunlar dünyanın geçiciliğine ve sahteliğine aldanmamışlar, zamanlarını Allah'a karşı ubudiyetle geçirmişlerdir.

Basiret sahibleri için cenâze bir ibret levhasıdır. Ne yazık ki insanoğlu gâfildir. Kendisinin fani olduğunu bildiği halde, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi var kuvvetiyle dünyaya çalışır. Ne kadar kaçınırsa kaçınsın akıbet kara toprağa gömülecektir.

Omuzumuzda cenâzeleri kabristana götürmemize rağmen kendimiz için bir ibret dersi alıp; mütenebbih olabiliyor muyuz? Bu bizim basiret gözümüzü açıb da, Allahü teâlânın rızası yolunda, ahıret için hazırlıklı olmamıza sebeb teşkil ediyor mu? Aynı ölümü kendimizin de tadacağımızı unutuyor muyuz?

Akıllı insan'ın endişesi istikbâldir. Onun için dünya istikbâli mühim ise de, bâkî hayat olan daimi hayat daha mühimdir. Yani ahirete Allah'ın rızası kazanılarak göçülebilirse, işte o zaman hakiki saadet başlar. Hatta dünyada iken.

Akıllı insan, düşük ahlâklı, diyâneti zayıf insanlardan hem kendisini hem de yakınlarını korur, mümkün olduğu kadar onlarla temas ettirmez. Çünkü o, kimle ülfet edilirse, onun halinin, ahlâkının kolaylıkla kendisine geçeceğini bilir. (Sadık Dânâ, Altınoluk Dergisi Ağustos-2000)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

er-Reşîd: Her varlığı, var ediş gayesine uygun bir biçimde hedefine ulaştıran, hiç kimseyle istişare etmeden işlerini yürüten, delil ve irşada ihtiyacı olmayan, işlerini nizam ve hikmetle yürüten ve hiçbir işi boş ve abes olmayan, kullarını doğru yola ileten demektir.

Kısa Günün Kârı

Hakiki bir müslüman, kötü huylardan uzak ve iyi huylara sahib olarak dünyada rahat ve huzur içinde yaşadığı gibi ahiretde de sonsuz seâdete erer.