Kâinâtın Zikri




Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ne var ki, siz onların tesbîhini anlayamazsınız! Şüphesiz ki O, Halîm (azapta hiç acele etmeyen)dir, Gafûr (çok

bağışlayandır)dır.” (İsrâ, 44)



Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Dilin zikrullah tesbîhiyle dâimâ ıslak olsun.” (Tirmizî, Daavât, 4; İbn-i Mâce, Edeb, 53)

Bir gün Üftâde Hazretleri, müridleriyle beraber bir kır sohbetine çıkmıştı. Dervişlerinden kırın en güzel yerlerini dolaşarak birer demet çiçek getirmelerini istedi. Bir müddet sonra her biri ellerinde güzel çiçeklerle geldiler. Ancak Kadı Mahmud Efendi’nin elinde sadece sapı kırılmış, solgun bir çiçek vardı. Diğerlerinin ellerindekileri neşeyle hocalarına takdiminden sonra Kadı Mahmud, boynunu bükerek bu kırık ve solmuş çiçeği Üftâde Hazretleri’ne takdim etti. Üftâde Hazretleri diğer mürîdânın meraklı bakışları arasında sordu:

“–Evlâdım Mahmud! Arkadaşların güzel güzel çiçekler getirdikleri hâlde sen niçin sapı kırık, solgun bir çiçek getirdin?”

Kadı Mahmud edeple boynunu büküp cevap verdi:

“–Efendim! Size ne takdim etsem azdır. Ancak hangi çiçeği koparmak için elimi uzattıysam, onun; «Allah, Allah!» diyerek Rabbini zikrettiğini işittim. Koparıp da zikirlerine mânî olmaya gönlüm râzı olmadı. Çaresiz ben de elimdeki, zikrine devam edemeyen şu çiçeği getirmek zorunda kaldım.”

Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdâyî olma yolunda böyle tecellîlere mazhar olmaktaydı. (Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Şubat-2016)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

es-Semî’: Kâinattaki her sesi; içte saklansın yahut açıkça söylensin duyan, gizliyi, fısıltıyı bile işiten demektir.

Kısa Günün Kârı

Kâinatta bizim canlı-cansız diye ayırdığımız her varlık, Allâh’ı zikir ve tesbîh eder. Kâinat zikrullah tecellîleriyle doludur.