İşte Takvâ Budur
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Ey îmân edenler! Allâh’tan, nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Kul, mahzurlu şeylere düşme endişesiyle mahzûru olmayan bâzı şeyleri de terk etmedikçe gerçek müttakîlerin derecesine ulaşamaz.” (Tirmizî, Kıyâme, 19/2451; İbn-i Mâce, Zühd, 24)

Hz. Ömer (r.a), bir gün Übeyy b. Kâ’b’a takvânın ne olduğunu sordu. Übeyy (r.a) ona:

“–Hiç dikenli bir yolda yürüdün mü?” diye sordu.

Ömer (r.a):

“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verdi. Bu sefer:

“–Peki, ne yaptın?” diye sordu.

Hz. Ömer:

“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarfettim” cevâbını verdi.

Bunun üzerine Übeyy (r.a) şöyle dedi:

“–İşte takvâ budur.” (İbn Kesîr, Tefsîr, I, 42)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Latîf: Sonsuz lütuf be kerem sahibi, bütün işleri en ince teferruatına kadar bilen, her şeyin derinliğine nüfuz eden, mahlûkatının ihtiyaçlarını en ufak detayına kadar bilen ve en mükemmel şekilde karşılayan, ince, sezilmez yollarla kullarına çeşitli faydalar ulaştıran demektir.

Kısa Günün Kârı

Takvâ, Allah’ın râzı olmayacağı bir hareketten titizlikle kaçınmak, Allah’ın emirleri karşısında âdeta titrek bir mum gibi hassas olmaktır.