Neye Hizmet





Bilgi
“Mal cana kurban olsun!” der insanımız. Kim bilir, kaç yüzyılın tecrübesi bu dört kelimenin içine sığdırılmış.

Can olmayınca malın ne kıymeti olabilir? Canı kurtarmak söz konusu olduğunda kim gözünü kırpmadan bütün varlığını feda etmez? Evet, her durumda olduğu gibi, hizmette de bir öncelik sıralaması bulunuyor.


“Mal cana kurban olsun!” deyişini, bütün işlerimizde, hayatımızın her alanında düşünmek mümkün. Asla vazgeçemeyeceğimiz öncelikli şeyler, bir anlamda can hükmündedir. O can kaybedilirse, mal hükmünde olanların ne kıymeti kalır?

Hizmet yoluna çıkanların da bu sözden alacağı dersler olmalı. Hayatî önem taşıyan öncelikler göz ardı edilerek hizmet yapmaya çalışılıyorsa, yani can mala feda ediliyorsa büyük bir yanlış var demektir.

Öncelikleri bilmediği veya ihmal ettiği için güzel işler yaptığını sanarak aldanan nice insan var. Hayır-hasenatla meşgul olurken zarar etmek ve zarar vermek ne kötü! Ameliyathanede saatlerce hastası ile uğraşan doktorun samimiyetinden şüphe edilmez. Fakat hastanın solunum veya kalp gibi öncelikli problemleri ihmal edilerek ameliyata alınmışsa, doktorun samimiyeti ve emeği işe yarayabilir mi?

Hiç bir karşılık beklemeden hizmete koşan nice insanlar var. Bu fedakârlığa saygı duymamak mümkün değil. Fakat dünya imtihan dünyası; her şeyde olduğu gibi hizmet yarışında da imtihan var: Kendi nefs imtihanımız.

Allah’ın Habibi Efendimiz A.S.’ın en yakın dostu, sahabilerin en büyüğü Ebu Bekir Sıddîk R.A. bile son nefesine kadar o imtihandan nasibini almış. Demek ki ne kadar samimi olursak olalım, ne kadar fedakârca çalışırsak çalışalım, imtihan devam edecek. En yakınınızdaki insanlar, en çok meşgul olduğumuz işler bu imtihanın vesileleri.

Önce İman ve Tevbe Hizmeti

Hizmet yolunda imtihan nasıl kaybedilir? Bir başka deyişle can mala nasıl feda edilir? Şüphesiz, ebedi hayatımız için vazgeçilmez öncelikleri dikkatten kaçırarak, bu önceliklerde gerekli titizliği göstermeyerek.

Gerçekten de iman ile başlayan, tevbe, zikir, sohbet ve her türlü hayır-hasenat çeşitleri ile devam eden hizmetlerimizde öncelik sırası çok önemlidir.

* İlk sırayı iman hizmeti alır. İnsanın Rabbini tanıması, her şeyi ile O’na ait olduğuna inanması, kişinin kendine yapabileceği en büyük ve en temel hizmet. İnsanların iman etmesi için gösterilen hizmet çabası da hizmetlerin en büyüğü.

* İnanmış bir insanın en büyük ikinci hizmeti tevbedir. Tevbe, Yaratıcı’nın karşısında acizliğini ve hatalı olduğunu kabullenip itiraf etmektir. Bir insana, imanına vesile olduktan sonra yapılabilecek en büyük hizmet tevbesine sebep olmaktır. Çünkü tevbe, Allah’ın sevdiği en güzel ameldir.

* İman ve tevbe seferberliğinden sonra üçüncü sırayı zikir hizmeti alır. Çünkü zikir seferberliği olmadan tevbe halinin korunması çok zordur. Zikir, yerken, içerken, yürürken, çalışırken, konuşurken, bütün hal ve hareketlerimizde Yaratıcımız’ın kontrolü ve yaratması altında olduğumuzu hissetmektir.

Gücümüz yettiğince bunu yapmaya çalıştığımızda, gücümüzün yetmediği idrak hallerini de Allah ikram edecektir. Biz O’nu zikrettikçe O’nun da bizi zikredeceğini vaadetmiştir. Allah’ın zikretmesi ise her türlü rahmetini, lütfunu kuluna vermesi anlamına gelir.

* Dördüncü sırayı sohbet seferberliği alır. Tevbe ve zikir atmosferine giren bir insanın, bu atmosferi kaybetmemesi için hava-su kadar sohbete ihtiyacı vardır. Sohbet, Allah sevgisi ile bir araya gelmenin, bu sevgiyi paylaşmanın, gönüldaşların birbirleri ile halleşmelerinin adıdır. Sohbetlerde bir kısmı farkedilen fakat çoğunluğu farkedilemeyen büyük menfaatler vardır. Gönüldaşların hamuru sohbetlerde mayalanır.

Hayır-Hasenat Hizmeti de İhmale Gelmez

* Bunlardan sonra diğer bütün hizmetler gelir. Yani insanın ve insanlığın faydasına olan herşey. Bir insanın işini görmek, karnını doyurmak, giydirmek, ev-bark temin etmek, okul, cami, yol, çeşme yaptırmak, hayır işleri için vakıflar-dernekler kurmak gibi aklınıza gelebilecek her türlü güzel işler.

Son maddede kısaca değindiğimiz hayırlı işler de kesinlikle gözardı edilebilecek hizmetler değildir. Efendimiz A.S., bir müminin ihtiyacını gidermeyi on yıllık itikâf ibadetinden daha hayırlı buluyor. Bir günlük itikaf ibadetinin kazancını ise şöyle açıklıyor: “Allah, bu kimse ile cehennem arasına, genişliği doğu ile batı arasındaki mesafe kadar büyük olan üç hendek koyar.”

Özetle, bütün hizmetlerin esası, iman, tevbe, zikir ve sohbet seferberliğidir. Bu dört unsur, Allah yolundaki hizmetlerin ruhudur, canıdır. Eğer diğer hizmetler görülürken bunlar ikinci sıraya düşerse, diğer bütün hizmetlerin elden gitme riski doğar. Çünkü can, mala feda edilmiş sayılır. Allah bu konuda önümüze Peygamberlerden ve onların yolunda gidenlerden yüzlerce örnek koymuştur.

Bir gönül adamı, bir takva imamı düşününüz ki, “Hadimu’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetkârı lâkabını isim olarak tercih etmiş. Müslümanlara olan hizmetini ve önceliklerini bizzat hayatı ile ortaya koymuş. Tıpkı Peygamber ve Sahabe hayatında olduğu gibi.

Henüz imanla tanışmamış insanlarla karşılaştığında onları en güzel şekilde imana davet eder. Müminlerle tanışması ise tevbe ile başlar. Allah’ın huzurunda eğilmiş bir baş… Ne kadar insanla karşılaşırsa o kadar tevbe eden bir insan… “Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha yapmayacağım.” sözleri ile Allah’ın merhametini her fırsatta dileyen bir gönül. Tevbe eden gönüllere Allah’ın zikrini aşılayan bir doktor ve iyilerle, iyiliklerle beraber olmayı tavsiye eden bir dost. Diğer taraftan, her türlü hizmetin başında bulunan şefkatli bir hayırsever.

Bundan daha güzel bir örnek olur mu?





Semerkand dergisi Kemal Süleymanoğlu |