Aklı, Doğru Kullanmak



Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah’ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.” (Nahl, 12)


Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Tefekkür gibi ibâdet yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XVI, 121)


Akıl; insana bahşedilmiş bir malzemedir, bu malzemeyi güzel ve doğru kullanmak insanlığın gereğidir. Çünkü insani aklıyla insan olur. Öyle ki aklı olmayan kimse, diğer varlıklar gibi hiçbir şekilde mükellef değildir.

İşte akıl böylesine kıymetli bir nimet. Rivayete göre Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem’i yarattığında ona şu üç nimeti takdim eder:

1. Akıl,
2. Îman,
3. Hayâ.

Sonra da bunlardan birini seçmesini ister. Hz. Âdem, Cebrâil’in de yönlendirmesiyle aklı seçer. Çünkü aklı olmayan da ne îman olur, ne hayâ. Çünkü îman da hayâ da ancak akıl mevcut olursa var olur.

Ancak akıl, kaygan bir sabun gibidir. Onu iradeli, dengeli ve doğru bir şekilde kullanmak, en zor meseledir.

Fakat ne gariptir ki hissiyatına mağlûp olan herkes, kendi aklını başkalarından daha iyi kullanabildiğini zanneder.

Oysa akıl ve idrak sahipleri, ancak peygamberlerin getirdiği vahiydeki hikmet ve sır ile yaşayabilenlerdir. Yani aklı gönül toprağında hizmetçi kılıp kalb-i selîme ererek güzel bir kul olabilenlerdir. Kısaca ifade edecek olursak Hz. Peygamber (sav)’in izinden gidenler, aklını en güzel şekilde kullanıyor demektir. Tefekkür sahibi saf bir kimse eğer hidayete ermişse, yeryüzünün en akıllı insanlarından demektir. Ancak hidayeti bulamamış olan dehâ derecesinde nice zeki kimseler ise, yeryüzünün en ahmaklarından demektir.

Bunun içindir ki akıl sahiplerine Kur’ân-ı Kerim’de sık sık şöyle seslenilir:

“Düşünmez misiniz?” (Hûd, 30; Mü’minun, 85) “Akıl erdirmez misiniz, aklınızı çalıştırmaz mısınız?” (Hûd, 51, Mü’minun, 80)

Bu sualleri idrak etmek için insan önce kendisine şunları sormalı:

Niçin dünyaya geldin? Niçin yaşıyorsun? Kimin mülkündesin?

Rızkını veren kim? Sana toprakta neden bu kadar çeşitli rızıklar hazırlanıyor? Hepsini saymaya tâkat yetmez. Meselâ koyunları düşün! Onlar niye senin için dünyaya geliyorlar? Biliyorsun ki koyunun hemen her şeyi senin için. Neden?

Sonra;

Tavuğun yumurta yapması da senin için… Arının bal yapması da senin için… Acaba niye? Neden? Niçin?..
Bunları derin derin tefekkür edebilirsek, hidayet ve Hakk’a vuslat yolu olan cennet yolunda koşmaya başlarız. (Osman Nûri Topbaş, İhlâs ve Takvâ, Yüzakı Yay.)


Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Ğafûr: Kulların günahlarını affederek örten, suçlarından ve hatalarından vazgeçip bağışlayan, mağfireti çok, af edişi sonsuz olan demektir.


Kısa Günün Kârı
Cenâb-ı Hak, “Düşünmez misiniz, idrak etmez misiniz, ey akıl sahipleri!..” diye akıllarımıza, vicdanlarımıza hitap ediyor. Hikmetleriyle kalbimizi ve aklımızı irşad ediyor. Kâinattaki zerreden küreye her şey bize hâl lisanıyla konuşuyor. Yeter ki kalbimiz bu kâinatın sessiz hikmet lisanını anlayabilsin!


Lügatçe
mükellef: Yükümlü.
tâkat: Güç, kuvvet, iktidar.


"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.