Gecelerin İhyâsı



Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Sabah-akşam Rabb’inin ismini yâdet. Gecenin bir kısmında O’na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et.” (İnsan, 25-26)


Rasûlullah (sav) buyurdular:
"Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, "Gecen uzun olsun, yat, uyu!" diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah'ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa uyuşuk ve tembel bir halde sabahlar." (Buhârî, Teheccüd 12, Bed'ül'l-halk 11; Müslim, Müsâfirîn 207.)


Hz. Ebû Bekir (ra) da bir öğütlerinde, Hz. Ömer (ra)‘a:

“-Yâ Ömer! Allâh’ın, senin üzerinde gece edâ edilmesi gereken bir hakkı vardır, onu gündüz kabûl etmez; gündüz bir hakkı vardır, onu da gece kabûl etmez.” diyerek bu hakîkatlere riâyet husûsunda hassâsiyete dâvet eder.

Eğer mü’min, geceyi gâyeli kullanabilir ve zikrin rûhâniyetinden nasip alabilirse gecesi gündüzünden daha aydınlık olur. Lâkin gâyesiz uykuya mahkûm bir gece ise taşa, denize ve çöle yağan yağmur gibi semeresiz ve telâfisi zor bir kayıptır. Geceden nasip alabilmek “istiğfâr” ile başlar. İnsan nefsâniyete meyli sebebi ile fıtratında bulunan cehâlet, şehvet, ihtiras, kibir, gurur, cimrilik ve öfke gibi temâyüllere meyleder, ilâhî nîmetler karşısında nankörlük ederek günah işler. Mü’min, gaflet perdesini aralayabilirse işlediği cürmün ağırlığını vicdânında hisseder, nedâmetle ve ılık gözyaşlarıyla istiğfâr eder.

Hiç günahımız olmasa dahî, lutfedilen ilâhî nîmetlere şükredebilmemiz tâkatimizin üzerindedir. Bu bakımdan da acziyet içinde istiğfârımız, kulluğun zarûretindendir.

Allâh Rasûlü (sav), günâh işlemekten mâsum olduğu halde Cenâb-ı Hakk’ın nîmetlerine kâmil mânâda şükredememe endişesi içinde geceleri mübârek ayakları şişinceye kadar namaz kılar ve gecelerin ihyâsı husunda da ashâbına örnek teşkil ederlerdi. Ashâbı da büyük bir vecd içinde onu taklîd edebilmenin heyecânını yaşardı.

Hz. Âişe (ranhâ) vâlidemiz kendilerine sordular:

“-Yâ Rasulallâh! Allâh Teâlâ, Fetih Suresi’nde sizi tamamen bağışladığını bildirmiş olduğu halde niçin kendinizi bu kadar yoruyorsunuz?”

Buyurdular:
“-Şükreden bir kul olmayayım mı?” (Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Şubat-2000)


Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Mütekebbir: Büyüklüğün kemâlinde her şeyden yüce, her kötülükten münezzeh, kullarına zulmetmekten berî, her şeyde, her işte ve hadisede, aklın ve vehmin anlayış kabiliyetinin çok üstünde olan azâmet ve yüceliğini gösteren demektir.


Kısa Günün Kârı
Hayâtı gün ve gece devreleri içinde görmek, ayrı bir ilâhî ihtişam ve ibret levhasıdır. Bir mü’minin gecesini tamâmen uykuda harcayarak ilâhî feyz ve rûhâniyetten mahrum kalması, geceleri bir heykel donukluğu içinde uykuya kurban etmesi büyük bir hüsrandır. Zîrâ bizler, fânî lezzetleri ellerinden alınacak âhiret yolcularıyız. Bir yaz bulutu hâlinde gelip geçen dünyâ hayâtı, âhiret endişesi olmadan yaşanıyor ise bu, gündüzü akşamsız telâkkî etmekten başka bir şey değildir.


Lügatçe
istiğfâr: Diliyle Allah Teâlâ’dan bağışlanma niyaz ederken, bedenini mümkün olduğunca günahlardan uzak tutmaktır.
nedâmet: Pişmanlık.
vecd: 1. Kendinden geçecek derecede dalgınlık. 2. Kendini kaybedercesine ilâhî aşka dalma. 3. Aşırı heyecan.


"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.