Hadislerin Işığında Kime İtaat?


Arif Gezer |


Allah’a ve Rasulü’ne (A.S.) itaatın mutlak surette gerekliliği, tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır. “Allah’a ve Rasul’e itaat ediniz…” ifadesinin yer aldığı pek çok ayet, onlara itaatin farziyyetini ortaya koymaktadır. (Mesela: Âl-i İmran/32, Nisâ/59, Enfâl/20, Nur/54, Muhammed/33…) Kur’an’daki herhangi bir ayetin doğruluğu konusunda en küçük bir şüphenin küfür sayıldığı ise malumdur. Medine’de nazil olan şu ayet-i kerime, bu itaatin kesinliği ve bağlayıcılığı konusunda nihai noktayı koymuştur: “Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mümin olan hiç bir erkek ve kadına o işte muhayyerlik hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab/36)

Biz burada, Allah ve Rasulünden sonra itaat edilmesi gereken diğer bir merciye hadislerin ışığı altında dikkatleri çekeceğiz: Rasulullah’ın (A.S.) varisleri olan ulemaya ve din imamlarına itaat.

Rasulullah’ın varislerinin âlimler olduğu şu hadis ile sabittir: “… Şüphesiz ki peygamberlerin varisleri alimlerdir. Çünkü peygamberler miras olarak altın veya gümüş bırakmazlar. Onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Kim ondan alırsa, çok büyük bir pay almış olur.” (Tirmizi, Darimi)

Rasulullah’ın varisleri olan âlimler, İslam kültüründe imam, dinî önder ve din büyükleri olarak da zikredilmektedir. İmam Ebu Hanife, İmam Şa’rani, İmam Rabbani örneklerinde olduğu gibi.

Aşağıdaki hadis-i şerif, din imamlarına itaatı istemektedir:

- “Ey insanlar! Siz benim Allah’ın size gönderilmiş Rasulü olduğumu biliyor musunuz?

- ‘Evet, biz şehadet ederiz ki sen Allah’ın Rasulü’sün.’

- Peki, Yüce Allah’ın Kitabında, bana itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağını vahyettiğini biliyor musunuz?

- ‘Evet, biz şehadet ederiz ki her kim sana itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur ve sana itaat Allah’a itaat sayılmaktadır.’

- İşte aynı şekilde bana itaat etmeniz nasıl ki Allah’a itaatın bir parçası ise, imamlarınıza itaat etmeniz de bana itaatın bir parçasıdır. O halde imamlarınıza itaat ediniz…” (Ahmed b. Hanbel, İbn Hıbban)

Açıkça görüldüğü gibi yukarıdaki hadis-i şerifin temel vurgusu, imamlara itaatın gerekliliği noktasıdır. Hz. Peygamber (A.S.) bize, imamlara itaatın kendisine itaat demek olduğunu bildirmektedir. Ayrıca o güzel belagatı ile, kendisine itaatın Allah’a itaat olduğu gerçeğinin vahiy ile bildirildiğini hatırlatmakta, hatta bu gerçeği karşısındaki insanlara da tekrar ettirmektedir. İkinci olarak dikkat çektiği imamlara itaat hususunu da kabul etmemek mümkün değildir. İmamlara itaat Hz. Peygamberin emridir. “Allah Rasulü size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr/7) ayetinin beyanına göre Rasulullah’ın her emri bizi bağlamaktadır.

İmam “kendisine tabi olunan kimse” demektir.

Şu ayet-i kerime de bu manadadır: “Biz o kıyamet günü bütün insanları imamlarıyla (önderleriyle) beraber çağırırız.” (İsra/71) Bu ayetin tefsirini yaparken Kurtubi şunları nakletmektedir: “İmam, kendisine tabi olunan kişidir. Kıyamet günü şöyle denecektir: İbrahim’e (A.S.) tabi olanları getirin. Musa’ya (A.S.) tabi olanları getirin. Şeytana tabi olanları getirin…” Hz. Ali (R.A.) ise, herkesin yaşadığı devirde tabi olduğu imam ve önderleriyle birlikte hesap yerine getirileceğini söylemiştir. (el-Cami)

Şu hadiste geçen imamlar kelimesi de bizce önderler manasında kullanılmıştır: “Din samimiyetten ibarettir. Soruldu: Kime ya Rasulellah? Allah’a, Kitabına, Rasulü’ne, Müslümanların imamlarına ve bütün müslümanlara.” (Nesai)

Hz. Ebu Bekir de (R.A.) imamlar kelimesini, bir toplumun reisleri ve eşrafı ile karşılaştırmak suretiyle açıklamaktadır: “Bir kadın Hz. Ebu Bekir’e sorar: ‘Cahiliyye döneminden sonra, Allah Teala’nın bize nasip etmiş olduğu bu hal üzere kalmamız ne kadar devam edecektir?’ Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verir: ‘İmamlarınız istikamet üzere olduğu müddetçe’ Kadın tekrar sorar: ‘İmamlar ne demektir?’ Hz. Ebu Bekir şöyle der: ‘Senin kavminin reisleri ve eşrafı (ileri gelenleri) yok mu? Onlar emrediyorlar, halk da onlara itaat ediyor. İşte imamlar da insanlara karşı, aynı onlar gibidir.’” (Darimi) Bu tarifinde Hz. Ebu Bekir (R.A.), reislere olan benzerliğinden yola çıkarak, karşısındaki kadının zihnine imam mefhumunu yerleştirmekte, ayrıca imamın kabile reisinden farklı olduğuna dikkat çekmektedir.

İmam Malik de şu ifadesinde imamlar kelimesini, din âlimleri anlamında kullanmıştır: “Hem eskiden hem de şimdi imamların üzerinde icma ettikleri husus şudur ki…” (Muvatta)

Yine hepimizin kullandığı, “İmam Malik, İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Ahmed…” ifadelerindeki imam kelimeleri idareci anlamında değil, din âlimi veya dini önder anlamındadır. Bu şahıslar ile onlara uyanlar arasındaki alaka, idare edenler ve edilenler ilişkisi değil, dini anlamada ve yaşayışımıza uygulamadaki yöntem birliğidir. “Şu imama uydu” demek, onun gidişat ve görüşlerine göre hareket etti demektir.

Sonuç olarak ifade ediyoruz ki, Peygamberlerin varisleri olan ulemaya ve imamlara yani din büyüklerine itaat, onlara tabi cemaat için Rasulullah’a itaatın bir parçasıdır. O’na itaat ise, Allah’a itaatın bir parçasıdır. Yazımızı, Hz. Ömer’in (R.A.) şu sözleriyle bitirmek istiyoruz: “Şüphesiz ki cemaat olmadan İslam yaşanamaz, idare (imare) olmadan cemaat kurulmaz. İtaat bulunmadan da idare olmaz…” (Darimi)