İlahi Sevginin Zirvesi: Şehitlik


Arif Gezer




Hiç düşündünüz mü, çok sevdiğiniz birisi için neler yapabilirsiniz? O sevgili isterse siz, çok şeylerden vazgeçersiniz. Onun hatırı için pek çok fedakarlıklarda bulunursunuz. Onun rahatı için kendi rahatınızdan vazgeçersiniz. Onun yorulmaması için kendiniz yorulursunuz. Onun üzülmemesi için kendiniz üzülürsünüz. Onun sevinmesi için kendi sevincinizi terkedersiniz. Sizin üzüntünüz onun üzüntüsüne, sizin sevinciniz onun sevincine râm olur. Sizin, onun sevincinden başka sevinciniz ve onun üzüntüsünden başka üzüntünüz yoktur artık. Çünkü o gerçek bir sevgili. Siz de ona gerçekten aşıksınız. Bütün bu fedakarlıklarla sadece sevginizin hakiki olduğunu ispatlamaya çalışırsınız.

Fakat düşünün ki, bu sevgili başka bir sevgili. Sevgiye sınır tanımıyor. Onu sonsuzlaştırmak, onu ebedileştirmek istiyor. Çünkü sevgili ile onun aşığı arasındaki bağ, sadece ve sadece sevgidir. Yalın bir sevgi. Sâfî bir sevgi. Herhangi bir menfaatten ve en küçük bir gösterişten uzak. Tamamiyle arı ve duru…

Bu sevgiyi yok etmeye veya azaltmaya yönelik herhangi bir teşebbüsün tek adı vardır sevgi ikliminde: İhanet. Sevgiye ihanet. Sevgiye aykırı her bir girişimi yok etmek, sevgi hukukunun vazgeçilmez bir kanunu.

İşte bu gerçek sevgilinin adı, Allah. Ona aşık olan kişinin adı ise, mümin. Aralarındaki bağ, iman ve sevgi bağı. Bu sevgi ilahi bir sevgi. Kutsiyyetinin bir sınırı yok. Yani sonsuz. Yani ebedi. Ezeli ve ebedi olan Yüce Allah’a karşı, ebediyyet ile müjdelenmiş müminin sevgisi sonlu olabilir mi hiç? O da sonsuz ve ebedi olmak durumundadır. Hatta zorundadır. Bu ikisi arasındaki sevgiye herhangi bir engel düşünülemez.

Mümin ile onun sevgilisi Allah arasındaki bütün engellerin kaldırılmasının bu iklimdeki adı cihaddır, mücahededir. Kime karşı cihad? Aradaki engellere karşı. Bu engellerin başında, kişinin kendi nefsi, yani benliği gelir. O yüce sevgiliye karşı beslediği ilahi sevgi, en küçük bir “ben” olgusunu taşıyamaz. Benliğini izale etmek için, O’nun karşısında küçülür de küçülür. Şeref nişanesi kabul ettiği alnını, onun karşısında alçaltır da alçaltır. Alçaltabileceği en son yere kadar, yerlere kadar, ayaklarının dibine kadar indirir, secde eder. Bir benliğin yok olmasının zirvesidir bu. Bir kulun, kulluğunu idrak etmesinin zirvesidir bu. Kullukta yükselmenin zirvesidir bu. Tek kelimeyle kulun miracıdır bu…

Sevgili olan Allah karşısında kendi benliğini tamamen izale etmiş aşık bir mümin için, diğer bütün engelleri aşmak artık kolaydır. Sevgilisinin istediği, maldan fedakarlık mı? Derhal yerine getirir. Malının kırkta birini vermek onun için asgari bir seviye. Azami değil. Gerekirse malının yarısını verir; Ömer misali. Hatta hepsini verir; Ebu Bekir Sıddik misali…

Artık bu sevgi, sevgi kelimesiyle ifade edilemiyecek boyutlara varır: Aşk… İlahi aşk… Mümin artık ilahi aşka boyanır. Bu aşk sonsuz bir aşktır. Buna bir son had veya kenar, beşerin anladığı anlamda yoktur artık. Eşrefoğlu’nun deyişiyle;

“Bu aşk bir bahru ummandır / Buna haddü kenar olmaz.”

Bu aşıkın, maşukuna giden yolda herhangi bir engel tanıması anlamsızdır artık. Müminin kendisi ile Rabbi arasındaki engelleri kaldırmaya son vermesi, yani cihadı ve mücahedeyi bırakması düşünülemez. Bu aşk uğruna malından geçen mü’min, diğer bütün yakınlarından da geçer. Anadan, babadan, yardan ve nihayet serden vazgeçer. Onun, bu yolda verebileceği en son varlığı olan canını dahi vermekten geri kalması artık mümkün değildir. Çünkü o, sevgili Peygamberi tarafından uyarılmıştır: “Kim ki Allah yolunda şehit olmayı ihlaslı bir şekilde arzu etmezse, (kamil) mümin değildir.” Ardından şu müjdeyi de almıştır: “Kim ki Allah yolunda şehit olmayı kalbinden arzu ederse, yatağında ölse bile şehittir.”

Müminin, en hakiki sevgili olan Allah’a karşı sevgisini ispatlamak için yapabileceği en büyük fedakarlık canını vermektir. Bunun adı şehitliktir. Şehitlik makamı, Peygamberlikten sonra en yüksek ve en şerefli makamdır. Bu, o kadar büyük bir şereftir ki, onlar için ölü denmesi, onların sevgilisi Allah Tealâ tarafından şu ferman ile yasaklanmıştır: “Allah yolunda şehit edilenlere ölü demeyin. Onlar bilakis diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” (Bakara/154) Bu ilahi ferman, ne güzel bir fermandır. Aynı şekilde, “Şehitler ölmez” ilahi gerçeğini, milli bir slogan haline getiren ve bu slogan ile sık sık yeri göğü inleten millet ne büyük millettir. Allah yolunda şehit veremeyen milletler, İslamın hizmetçisi olamazlar. İslam Tarihi boyunca görülmüştür ki, İslamın Sancaktarı olan milletler, ancak en çok şehit verenlerdir. Gayet tabidir ki en büyük şeref, en büyük fedakarlıklarla elde edilebilir.

Hakiki sevgili Allah’a aşık bir mümin, aşkının zirvesine, sevgilisi için gerektiğinde canını vermek suretiyle ancak ulaşabilir.




Semerkand Dergisi