Ya Sen Ne Yaptın!?



Cenâb-ı Hak buyuruyor:
"Ey mü'minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; belki de onlar, kendilerinden daha iyidir..." (Hucurât, 11)


Rasûlullah (sav) buyurdular:
"Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter." (Müslim, Birr 31. Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18; İbni Mâce, Zühd 23)


Rivâyete göre, Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri bir sâhilden geçerken, testiyi başına dikip şarap içen bir genç gördü. Aynı genç bir yandan da yanındaki bir kadına taşkınlık ediyordu. Hazret içinden şöyle geçirdi:

“–İnsan, mahlûkât içinde kendisini en aşağı bilmeli, mütevâzı olmalı. Ama ben herhâlde şu günahkâr gençten de kötü değilimdir. Şarap içmiyorum, lâubâli hareketler ve ahlâksızlıklar da yapmıyorum.”

Tam o sırada denizden bir feryat duyuldu:

“–Batıyoruz, imdât!..”

Bu sesi duyan genç, elinden testiyi atarak kaşla göz arasında denize atladı ve birkaç dakika içinde, boğulmak üzere olan dört kişiyi kurtararak sâhile taşıdı. Olup biteni hayretler içinde izleyen İbn-i Arabî Hazretleri, biraz önce aklından geçen düşüncelerden mahcup oldu ve kendi kendine:

“–Bak, o küçümsediğin, günahkâr ve hakîr gördüğün genç, dört kişiyi birden kurtardı. Ya sen ne yaptın!? Bir kişi bile kurtaramadın!..” dedi.

Nihâyet, gencin bu merhamet ve şefkati sebebiyle İbn-i Arabî Hazretleri ile aralarında bir muhabbet peydâ oldu. Genç, önceki hayat tarzını terk ederek İbn-i Arabî Hazretleri’nin dizi dibinde, nezih bir hayâtın tâlimine başladı, onun sâdık bir tâkipçisi oldu.
Demek ki, kendimizde bulunduğunu düşündüğümüz fazîletlerin belki de daha üstünü, küçük gördüğümüz nice kimsede de mevcut olabilir. Bu sebeple Allâh’ın kullarını hor görmek, hakîkatte kendimizi küçülten yanlış bir davranıştır. (Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2011-Mayıs)


Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Âhir: Varlığının sonu olmayan, tüm varlıkların hayatı son bulsa da varlığı daimi olan, demektir.


Kısa Günün Kârı
İnsanlara ve hattâ bütün mahlûkâta bakışta mahviyet hâlini kazanabilmek, kulun Rabbine karşı sahip olması gereken kulluk edebini takviye eder. Zira kulun ilâhî kudret ve azamet karşısındaki hiçlik ve yokluğunu kavraması, kulluk edebinin başıdır. Kul, hangi mânevî mertebeye ulaşmış olursa olsun, kendisini ilâhî huzurda müflis bir sâil, yani dilenci olarak görmelidir. Bütün güzellikleri Hak’tan, bütün kusurları nefsinden bilmelidir. Bunun içindir ki ârif zâtlar; “Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz!” buyurmuşlardır.


Lügatçe
hor: Değersiz, önemi olmayan, aşağı.
mütevâzı: Alçak gönüllü.
lâubâli: 1. Saygısız, çekinmesi olmayan. 2. Senli benli, teklifsiz. 3. Aşırı samimi bir biçimde teklifsizce.
hakîr: Aşağı görülen, değersiz.
peydâ: Belli, açık, peydah.
tâlim: 1. Öğretim. 2. Alıştırma.
mahviyet: Alçak gönüllülük.


"İki Gün Bir Değil" mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.