Hadis’i Küçümsemek Mümkün Mü?


Arif Gezer


Günümüzde bir takım insanlar var. Bunlar hadisleri pek dikkate almazlar. Hatta çoğu zaman da reddederler. Sünneti kabul etmezler. İslam’ı anlama konusunda, Allah Rasulü’nü (A.S.) ve hadisleri devreden çıkarmak isterler. Sünnet’siz bir islami hayatın mümkün olabileceğini savunurlar.

Onlara delil olarak bir hadis arz edildiği zaman, “Sen Kur’an’dan haber ver. Orda var mı yok mu? Biz Allah’ın kitabında neyi bulmuş isek sadece ona uyarız” derler. Kendilerine bu tutumlarıyla ilgili Peygamber sözü hatırlatıldığı zaman bıyık altından gülerler. İstihza dolu bakışlarla “Biz hadisi kabul etmiyoruz. Sen bize halâ hadisten delil getiriyorsun. Hem o hadisin doğruluğu ne malum?” derler. Hadisin Kütüb-ü Sitte’deki yeri kendilerine söylendiğinde ise, “Kütüb-ü Sitte’deki hadislerin tamamı sahih miymiş?” diye çıkışırlar. Zira, Kütüb-ü Sitte mefhumu, onlar için pek bir değer arz etmemektedir. O hadisin sahihliği kendilerine ilmen karşı koyamayacakları bir şekilde ispatlansa dahi, yine kabul etmezler. İtirazlarını sürdürürler. İtirazları artık ilmî olmaktan çıkar, inadî olur. İnatçılık onları şuraya kadar götürür: “Bu hadisi kabul etmedik diye şimdi kafir mi olduk yani” derler. “Yok bir de kafir olsaydınız bari” diyemezsiniz. Vicdanınızın sızısıyla sükut etmek zorunda kalırsınız. İmam Şafii’nin (Rh.A.) şu sözündeki hikmeti bir daha idrak edersiniz: “Ne kadar alim ile tartıştıysam hep yendim. Ne kadar cahil ile tartıştıysam hep yenildim.” Nihayetinde onları ve inatçılıklarını Allah’a havale etmekten başka bir çareniz kalmaz.

Bunlar, bilerek veya bilmeyerek tam bir müsteşrik (Batılı İslam Araştırmacısı) zihniyetiyle düşünüyorlar. Fikirleri, söylemleri ve nihayet sonuç olarak İslam kültürüne verdikleri zararları bakımından, müsteşriklerin gayeleri ile paralellik arzederler. Bazıları ise bilinçli olarak bu tavırlarını sürdürürler. Onlar, genelde oryantalistlere meftundur. Açıkça ifade edemeseler dahi, konuşma üsluplarından ve sözlerini getirip dayadıkları sonuçtan asıl amaçları anlaşılır: Yüzbinlerle ifade edilen koskoca bir hadisler deryasını önemsememek. Bir çırpıda onları devre dışı bırakmak. İslam’ı Sünnet’ten soyutlamak. Böylece Kur’an’ı açıklamasız bırakmak.

Onlarca da malumdur ki, şayet hadisler ve Sünnet olmasaydı Kur’an, ayakları yere basmayan, uygulanması genelde mümkün olmayan bir halde kalırdı. En basitinden bir örnek vermek gerekirse, dinimizin beş temel şartından, kelime-i şehadetten sonraki dört tanesinin mahiyeti bir türlü anlaşılamazdı. Namaz, Zekat, Oruç, Hac mefhumlarının ne olduğu tam olarak öğrenilemezdi.

Namazın kelime manası dua demektir. Namazın kıyam, kıraat, rüku, secde ve ka’deden oluşan özel bir ibadet olduğunu, ancak Rasulullah’ın Sünnetinden anlayabiliyoruz. Aynı şekilde, zekatın kelime manası temizlenmek demektir. Bundan kastedilenin, malın kırkta birinin fakirlere verilmesi şeklindeki özel bir mali ibadet olduğunu sadece Sünnet’ten öğrenebiliyoruz. Haccın rükun ve adabını, orucun ahkamını ayrıntılı olarak bize Sünnet haber veriyor. Diğer ibadetler için de aynı şey söz konusu.

Şimdi, hadisleri küçümseyen birileri kalkıp da kendine göre ahkam yürüterek, “bu hadisler de ne oluyor, bize Kur’an İslamı yeter” derse, onun dünyasındaki namazın, zekatın, orucun ve haccın ne olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Onun düşünce dünyasındaki İslam, Allah Rasulü’nün düşüncesindeki İslam’dan ne kadar uzaktır!

Sonuç olarak şunu söylüyoruz: Hadisler olmasaydı bu dinin büyük bir kısmı anlaşılamazdı. Onları toptan reddetmek veya küçümsemek, bu dinin büyük bir kısmını reddetmek veya küçümsemek demektir.


Semerkand Dergisi