Bu Devirde Sahabi Olmak







Acaba, bugün bizim için de Sahabe-i Kiram ile aynı şerefe sahip olmaya; onlardan asırlar sonra gelip de onlar gibi yaşamaya, onlarla manen beraber olmaya ve sevaplarında onlara ortak olmaya imkan var mı?

Kur’an’dan sonra Rasulullah (A.S.)’ın en büyük mucizesi, yetiştirmiş olduğu Sahabe-i Kiram’dır.Her dinin mensubları, iman ettikleri peygamberin etrafındaki insanları sever ve saygıyla anarlar. Onlar gibi olmaya çalışırlar. Yahudiler, Hz. Musa (A.S.)’nın yakın arkadaşlarını, Hıristiyanlar da İsa (A.S.)’nın Havarilerini örnek olarak kabul ederler. Bizim için ise örnek, Rasulullah (A.S.)’ın ashabıdır. Onlara duyduğumuz sevgi ve saygı yalnızca taraftarlıktan değil, yaşam tarzlarıyla bize ışık tutmaları, yol göstermeleri sebebiyledir.

Onlar, en kıymetli varlığımız olan dinimizin bize ulaşmasına köprü olmuşlar ve dinin kuru sözler, boş iddialar ve hayal ürünü olmadığını, İslam’ı hayatlarının her safhasında yaşayarak ispat etmişlerdir. Allah için sevmek, fedakarlık, cihat dillerinde bir tekerleme değil, yaşadıkları, hayatlarına uyguladıkları işlerdir. Yani Ashabın göze çarpan en önemli özelliği, inançlarını yaşamış olmalarıdır. “İman ettik” dedikten sonra canlarını, mallarını, ailelerini ve hayatta aziz bildikleri her şeylerini Allah ve Rasul (A.S.)’ü uğruna ortaya koymuşlardır.

Kur’an’ın şu iki tasviri onları anlatmaya yeter: “İman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar, Allah katında büyük derecelere sahiptirler. İşte onlar dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşanlardır.” (Tevbe/20)

“Muhacir ve Ensar ve onlara güzellikle tabi olanlar var ya, Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan.” (Tevbe/100)

Allahu Tealâ’nın razı olmasından daha büyük şeref ve razı olduğu kulundan daha şerefli kim olabilir?

Acaba, bugün bizim için de aynı şerefe sahip olmaya; Ashabtan on, yirmi ve belki de yüz asır sonra gelip de onlar gibi yaşamaya, onlarla manen beraber olmaya ve sevaplarında onlara ortak olmaya imkan var mı?

Mısır’lı müfessir Muhammed eş-Şa’ravi “Biz her peygamberi Allah’ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı” (Nisa: 64) ayeti üzerinde on yıl düşündüğünü ifade ediyor. Onu bu kadar uzun zaman düşünmeye sevkeden, Ashabtan sonra gelecek olan nesillerin bu ayetten nasıl yararlanabileceği sorusudur. Allah Rabbu’l-Alemin’dir. Onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O’ndan her asır ve neslin yararlanması gerekir. Ayette geçen, Rasulullah (A.S.)’a gelip Allah’tan bağışlanmayı dileme hakkını, insanlar bugün için kullanmak isteseler acaba bunu nasıl gerçekleştirebileceklerdir? İşte Şa’ravi’yi düşündüren husus da bu. Şa’ravi, daha sonra ulaştığı şu iki hadis ile sorunun cevaplandığını ifade ediyor: “Hayatım sizin için hayırlıdır. Ona göre hareket edersiniz. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arz olunur. Hayırlı amellerinizden dolayı sevinirim. Hatalarınızdan dolayı da sizlere Allah’tan mağfiret dilerim.” (Fevzu’l-Kadîr) “Sizlere iki şey bırakıyorum, onlara sarıldığınız müddetçe yanlışa sapmazsınız. Kur’an ve Sünnet’im” (Hakim)

Bu iki hadis bizlere Rasulullah (A.S)’ın vefatından sonra da Sahabe hayatını yaşamanın mümkün olabileceğini göstermektedir. Ondan sonra gelecek nesillere de bulundukları asırların ashabı olma imkanını vermektedir. Zira Rasulullah (A.S) her zaman ve her nesil için gönderilmiştir.

Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (A.S.) “Keşke kardeşlerimi görseydim.” deyince, Ashab (R.A.) “Ey Allah’ın Rasulü, biz kardeşlerin değil miyiz?” dediler. Rasulullah (A.S.) ”Hayır, sizler ashabımsınız. Kardeşlerim benden sonra gelip Sünnet’imi yaşayacak olanlardır.” buyurdu. Hadisin bazı rivayetlerinde “Kardeşlerim” kelimesi yerine “halifelerim” kelimesi geçer. Hadiste, Rasulullah (A.S)’dan sonra gelip O’nun Sünneti’ni yaşayacak ve tebliğ edeceklerin iki özelliğinden bahsedilmektedir: Birincisi Rasulullah (A.S.)’a ihvan (kardeş) olmak, ikincisi Rasulullah (A.S.)’ın halifesi olmak.

“Beni sevenler içinde öyleleri gelecek ki, beni görmek için mal ve yakınlarını vermek isteyecekler.” (Müslim) “Her asrın erleri vardır” (Deylemi) ve diğer bir hadiste de “Ümmetim yağmur gibidir. Öncekiler mi hayırlı, sonrakiler mi belli olmaz.” (Ahmed b. Hanbel, Tirmizi) buyurulmuştur. Rasulullah (A.S.) Efendimiz, kendisinden sonra gelip iman edecek olanları da müjdelemiştir. “Beni görüp iman edenlere ne mutlu. Ama görmeden iman etmek daha büyük iş.” (Ahmed b. Hanbel)

İman etmenin ateşten gömlek giymeye denk olduğu ve hatta daha zor olduğu bir dönemde imanın anlam ve kıymetini şu hadis ortaya koyuyor:

Rasulullah (A.S.) Sahabe-i Kiram (R.A.)’a “Sizce iman etme yönüyle kimlerin hali çok acaibtir.?” diye sorunca, onlar “Meleklerdir” dediler. Rasulullah (A.S), “Hayır onlar değildir. Zira onlar Rableri katındadırlar. Dolayısıyla iman etmemeleri için herhangi bir sebep yoktur.” Ashab, “onlar peygamberlerdir.” dediler. Rasulullah (A.S.), “Onlar da değil. Zira onlara vahiy gelmekte.” Ashab “öyleyse bizleriz” deyince, Rasulullah “Hayır sizler de değilsiniz. Zira ben aranızdayım. İman etme bakımından insanların en acaip olanları, benden sonra gelecek ve yalnız yazılı sahifeleri (Kur’an’ı) gördükleri halde iman edecek olanlardır.” (Mişkat) buyurdu. Beyhaki’nin rivayet ettiği bir hadiste de “Bu ümmetin evveli gibi sevap kazanacak nesiller gelecek. Zira onlar iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışacak ve fitne ehliyle mücadele edecekler.” müjdesi var.

Ashab, bu ümmetin en faziletli ve en mümtaz neslidir. Hz. Peygamber (A.S.)’e arkadaş ve yakın olma şerefine ermişlerdir. O’nun Sünneti’ni yaşayıp, tebliğ etmekle şereflenen sonrakiler de, Rasulullah (A.S)’a kardeş ve halife olan nesillerdir.

Allahu Tealâ bize de Rasulullah(A.S.)’ın ihvanından olma şerefini nasib eylesin.


Semerkand Dergisi Abdulcelil Candan