Fıtrat Dini





“İslam fıtrat dinidir” ifadesini duymayanımız yok. Fıtrat, bozulmamış, değiştirilmemiş yaradılış özelliği anlamına geliyor. Demek ki İslam, doğuştan içimizde. O halde bir ömür bu imandan uzak yaşayabilenler varken, müslüman olarak doğmanın izahı nedir?

Kainatın varoluş gayesi, Yüce Yaratıcıya iman, itaat ve sevgi. Bütün kainat bunun için yaratıldı. Alem, bu gerçeği ispat eden delillerle dolu. İnkara sebep olacak tek bir delil dahi yok.

Allah’ı inkar edenler ,“biz Allah’ı tanımıyoruz” derken, Allahu Teala’nın yokluğunu değil, kendi gaflet ve cehaletlerini ispat ediyorlar. Kainatta temeli ve zemini mevcut olmayan küfrün kaynağı, şeytanın batılı süslemesi, nefsin vesvesesi, hilesi ve insanı yanıltmasından ibaret. Hakkı gören kalb gözü, gaflet ve isyanla kapanınca, kalp geçici olarak şaşırmış, inkara sapmış; eğriyi doğru, sakatı sağlam, faniyi baki, kulu sahip sanmıştır. Kalp, hidayet nuru ile aydınlanır, tevbe suyu ile yıkanır veya ölüm şokuyla uyanırsa, işin doğrusunu anlar ve inkar ortadan kalkar.

İnsan, Allah’a iman ve sevgiyi vicdanında hissedip, tadacak kabiliyette yaratıldı. Bütün hücrelere ve zerrelere tevhid, yani Allah’ın varlığı ve birliği işlendi. Canlı cansız her şey, Yüce Yaratıcının birliğine, azametine, rahmetine, kudretine ve sonsuz ilmine şahittir. Bütün bunları idrak edecek akıl, şuur, his ve sevgi insana verilmiştir. İdrak ettiğini ilan ve ifade edecek dil de insanda var. İnsanı iyi tanımalı ve kalbine girecek bir yol bulmalı. Çünkü o kalbte, önceki sayımızda bu köşede değindiğimiz ruhun Elest Bezminde Rabbine verdiği söz yankılanmakta; ruh, o hitabın sahibini aramakta, gönül halâ Mevlâ’sından ayrı kaldığına yanmakta.

Yüce Yaratıcı bütün ruhlara: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, bütün varlığı ile insanlar: “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediler, demek zorunda kaldılar. Çünkü, henüz gafletle perdelenmemiş ruh, bu hakikatı itiraftan başka bir şey yapamazdı. İlahi sevgi, bilgi ve şuur insan vicdanına yerleştirildi. Böylece insanın ruhu, fıtratı, benliği ve vicdanı hakka ayna görevi yaptı. Onun vücudundaki harika intizam ve kainattaki hayret verici nizam, Allahu Tealâ’nın Rablığına ve birliğine en büyük delil oldu. İnsan ve kainat, ilahi tecelli ve kanunların uygulandığı bir mahal yapıldı. Bundan sonra insan, zaruri olarak Allahu Tealâ’nın kanunu üzere doğup büyümekte, yaşayıp ölmekte ve ilahi huzura gitmektedir. Bu, zaruri bir itaat; bizden istenen ise, kendi irademizle severek, isteyerek ilahi emirlere uymak.

Ayette belirtildiği gibi, yerler ve gökler zaten Yüce Yaratıcı’nın koyduğu tabii ve fıtri kanunlara uymaktadır. Hem de severek ve isteyerek. (Fussilet/11) Kainat insanın değil, Allahu Tealâ’nın sevk ve idaresindedir. O’nun emrini dinler, O’nun hükmüne boyun eğer. Gel derse gelir, git derse gider, yıkıl derse hemen yıkılıverir.

Din, Allah’ın gösterdiği yol ve uyulmasını istediği edebler bütünü. İslam dini, Allahu Tealâ’nın insanlardan uymalarını istediği ilahi emirler, hükümler ve edeblerden oluşuyor. Bütün bunlar, temiz bir akılla anlaşılır ve bozulmamış bir fıtratla yaşanırsa, insanın kalbini güldürür, vicdanını rahatlatır ve bütün ihtiyaçlarına cevap verir. Yeter ki, vicdanla din buluşturulsun. Yüce Yaratacımız, Peygamberine (A.S.) ve onun şahsında ümmetine şöyle emrediyor: “Rasulüm! Sen, Allaha hiçbir şeyi ortak koşmadan dine sarıl, Allahın insanları yarattığı fıtrata yönel. Allahın yaratmasında bir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum/30)

Bu yaratılışın gereği, sadece O’na kulluk yapmak ve yalnız O’na bağlanmaktır. Ayet şöyle devam ediyor: “Hepiniz Rabbinize yönelerek, O’na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.”

Rasulullah (A.S.) Efendimiz, insanın asli halini şöyle anlatır: “Her doğan çocuk, fıtrat üzere (Allah’ın dinini anlayacak ve yaşayacak kabiliyette) doğar. Ne var ki, anne babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyan yapar veya Mecusiliği aşılar (böylece insan asıl halinden ve safiyetinden çıkar).” (Buhari, Müslim)

Allahu Tealâ, bir kudsi hadiste de, insan fıtratının nasıl bozulduğunu şöyle belirtmiştir: “Ben, bütün kullarımı sadece bana kulluk edecek özellikte yarattım. Fakat onları şeytanlar kandırıp dinlerinden uzaklaştırdılar. Benim kendilerine helal kıldığım şeyleri onlara haram yaptılar, onlara bana şirk koşmalarını ve yarattığım şeyleri değiştirmelerini emrettiler.” (Müslim, Nesai)

Hadiste belirtildiği gibi, insan fıtratının aslı temiz ve sağlamdır. Ancak, insan ve cin şeytanlarının müdahalesi ile insan aslından uzaklaşıp bir başka hale giriyor. Olumsuz çevre, kalbi hak yoldan ve hayırlardan çeviriyor. İnsan fıtratına ve ahlakına ilk etki aile. Aile reisi, önce kendi kalbini ve nefsini fitnelerden korumakla görevli. Sonra anne-babanın, çocuğun güzel şeyleri öğrenmesi, taklitle de olsa Yüce Yaratıcısını tanıması, onun adını anması için ilk adımı atmaları gerekir. En azından onlara kötü örnek olmaktan kaçınmaları lazım.

Çocuk, dini öğrenmek için delile değil, örneğe bakar. Gördüklerini taklit ederek ibadete başlar. Sonra bazı sorular sorar; mesela ”ben nereden geldim, bu güneş kimin, yağmur nasıl yağıyor?” gibi. Varlıklar ve yaratılış hakkında hem düşünür, hem soru sorar. İçindeki gizli Allah sevgisi ve kulluk hissi, bu şekilde bir derece açığa çıkar. Anne ve babanın, çocuğun Allah ve kainat hakkındaki sorularına çok kolay cevaplar vererek onunla ilgilenmeleri; “sus, sen bunları bilemezsin, anlamazsın, sen önündeki yemeği ye, bunlar senin neyine!” gibi kalbi soğutucu söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmaları gerekir.

Din, insanı zora sokmak, fıtratını bozmak için değil, kalbini huzura kavuşturmak, müşkülünü gidermek ve insandaki kabiliyetleri geliştirmek için gönderildi. Kalbi dine ısındıracak en güzel yol, Allahu Tealâ’nın hidayetinden sonra sevgidir. Allah’ın rahmeti, insanları Allah için sevenlerle beraberdir.



Nurullah Toprak| Semerkand Dergisi.