.
Çocuk Adamlar Adam Çocuklar



Saçını okşarken, aslında kendi varlığımızı okşadığımız, hayatımızın meyvesi çocuklarımız. Kimbilir kaç aile, kucağı boş kalmanın hüznünü yaşıyordur? Çocuk sahibi kaç aile, çocuklarını iyi terbiye edememenin sonuçlarına katlanırken acı çekiyordur? Ve kaç insan dengesiz geçirilmiş bir çocukluğun acısını bir ömür yaşamaya mahkum edilmiştir, kim bilir?..

.

“Dünya hayatının süsü” olarak değerlendirilen çocuklarımız, kendine göre zeka ve kişilik özellikleriyle donatılmış bağımsız bireylerdir. Tıpkı bizim gibi, diğer insanlar gibi.

Bir insanı diğerinden ayıran ve sürekli yinelenen duygu, düşünce ve davranış özelliklerinin bütünü ve olaylar karşısında pozisyon alış biçimi olarak tanımlanır “kişilik”… Kişiliğin temeli aile içi eğitimde atılır ve sonradan edinilen her şey bu temel üzerine kurulur. Yetişkinlikte kendini gösteren olumlu kişiliği ya da kişilik bozukluklarını, çocukluk tecrübeleriyle açıklayan psikanaliz (ruhsal çözümleme) ekolü, yetişkin insanı geçmişe hapsetmekle eleştirilse de, dikkatlerimizi çocukluk deneyimlerine çektiği için psikoloji biliminde önemli bir yere sahiptir. Belki de çocukluk döneminin bu belirleyiciliği yüzünden Cenab-ı Peygamber, “hiç bir ana-baba çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakmamıştır” buyuruyor.



Bugün beraber olmaktan zevk aldığımız, kişilikli bulduğumuz pek çok kişi sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Çocukluk dönemini olumlu kişilik sahibi ana-baba gözetiminde geçirmiş bu kişiler, olgun insan olma ve “kendini gerçekleştirme” adına gıptayla bakılacak bir hayat kurabilirler.

Ana-baba-çocuk üçgenindeki kusurlar yüzünden, çocukluğunda sağlıklı ilişkiler yaşayamamış kişiler, komplekslerini, yetersizliklerini telafi etmek amacıyla başarılı olmak için büyük çabalar gösterebilir. Toplumsal hiyerarşinin üst noktalarında yer de edinebilirler. Fakat insanlığının, kişiliğinin test edildiği deneyimlerde hep gerçek rengini ele verirler. Kompleksleri açığa çıkar. Çünkü olumsuz çocukluk deneyimleri, onun hayatına yön veren en önemli dinamiklerden biri olmaya devam etmektedir.

Görülüyor ki, çocuk psikolojisi kendiliğinden gelişen, dışa kapalı bir psikoloji değildir. Ana-babanın davranışları, çevresel etkenler ve eğitimle şekillenen bir yapıdır.
Şimdi ana-babanın davranışlarının çocuk psikolojisini ve dolayısıyla yetişkin kişiliğini nasıl etkilediğini inceleyelim:

.

Baskıcı ve Otoriter Tutum
Bu tutumun en belirgin özelliği, çocuğun varlığının yok sayılması ya da çocuğun hesaba katılmaması ve ailedeki hayatın yalnızca ana-baba merkezli olmasıdır. Bu, çocuğun kendine olan güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir tutumdur. Geleneksel aile yapımızda sıkça rastladığımız bu ortamda çocuk, kurallara uymak zorunda olan bir robottur. Sonuç itibariyle çocuk “uslu bir çocuk”tur. Fakat aslında sindirilmiş bir çocuktur. Bu tutumun neticesinde, kolayca ağlayan, küskün, silik, başkalarının etkisinde kalan, güdümlenmeye açık ve denetime muhtaç bir yapıya bürünüverir. Kendisini denetleyen kişilerin olmadığı özgür ortamlarda, gerilmiş bir zemberek gibi boşalır ve bu “uslu çocuk” hayatının çeşitli dönemlerinde özgürlüğü kolayca harcayıveren biri olur çıkar.

Baskı, çocukta hem kavrama kabiliyeti zayıf bir zihin oluşumuna, hem de yasaklara isyan eden bir karaktere sebep olur. Baskıcı ortamlarda yetişen çocuklarda yalan söyleme, çekingenlik, cesaretsizlik gibi özellikler başarısız aile içi eğitimin bir kusuru olarak ortaya çıkar.

Ev işlerinden yorgun düşmüş bir anne, ekonomik sıkıntılarla boğuşan bir baba, çocuğun takdir edilme güdüsünü yeterince tatmin edemeyebilir. Yalnızca yasaklama ve izin verme ile yönlendirme ve bunu otoriteyle gerçekleştirme, çocuğu takdir yoksunu, aferin delisi bir birey haline getirebilir.

Baskıcı aile ortamında yetişmiş, takdir edilmemiş, oyun gruplarına girmekte zorlanmış çocuk, yetişkinliğinde yetkiyi ele geçirdiğinde astlarını ezen, varlığını zalimce hissettiren, üstlerinin emirlerini harfiyyen yerine getiren, hatta onları hoşnut edebilmek için her şeyi deneyen tutarsız biri olup çıkar. “Eline para geçince değişti” veya “müdür olunca başka biri oldu” dediğimiz insanlar hep bahsettiğimiz türden çocukluk yaşamış kişilerdir. Yetersizliklerini kibir ile telafi eden tiplerdir bunlar.

Anne ve babalar, yalnızca yasaklama ve izin verme ile yönlendirme yerine, çocuğun yaşını ve ruh halini dikkate alarak ikna ve izahla taleplerini benimsetmeye çalışmalıdır. Mükafatlandırma ve cezalandırmayı da dengeli kullanarak, çocuklarına haksızlığa uğradığı duygusunu vermemelidir.

.


Çocuk Merkezli Aile Ortamı
Bu duruma genellikle orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde rastlanır. Bu ailelerde merkezde çocuk vardır. Her şey ona göre ayarlanır. “Ben çocukluğumda görmedim” diyen ana-baba çocuğa her tür oyuncağı alır ve abartılı bir sevgi sunar. Çocuğun istekleri bir emir telakki edilir ve hemen yerine getirilir. Alınan her oyuncak bir müddet doyum sağlar, ertesi gün bir yenisi istenir. Böylece çocuk artık “doyumsuz” bir tip olmuştur. Yeni doyum araçları edininceye kadar huysuzlaşır, etrafını esir alır. Ve bu böylece devam edip gider.
Aşırı şımartılmış bu çocuklar, her istekleri bir emirmiş gibi yerine getirilmesine alıştıklarından, yetişkinlik dönemlerine de aynı beklentiyi taşırlar. Fakat artık etraflarında buyruklarını yerine getirecek ana-babaları yoktur. Hayatın kuralları karşısında alt-üst olurlar.

Böyle bir çocukluk dönemi geçirmiş bireyler, toplumun vermediği hakları kendileri zorla almaya kalkışırlar. Olmazsa da zor kullanırlar. Bu tipler psikologların “alıcı tipler” dediği kişilerdir. Sürekli yardım beklerler. Diğer insanların yardımı olmaksızın herhangi bir başarı gösteremezler. İnsanları kullanmayı bir hak olarak görürler. Diğer insanlar, ona destek olması, emirlerini yerine getirmesi gereken varlıklardır. Bütün bunlar olmuyorsa sonunda topluma küser, içedönük bir hayat yaşar veya tam tersi toplumdan öç almak için fırsat kollarlar.

.


Güven Verici Tutum
Bu ortamda hoşgörü hakimdir. Sağlanan özgürlükler de, kısıtlamalar da dengelidir. Kabul edilen ve edilmeyen davranışların sınırı bellidir. Hayatın, her isteğin gerçekleşemeyeceği bir süreç olduğu bilinci çocuğa verilmiştir. Böyle ailelerde kabahatlar hemen cezalandırılmaz. Çocuğun yaptığının kötü olduğunun farkına varması sağlanır. Çocuk, kendine has bir kişiliği ve sınırları belli özgürlüğü olan bir birey olarak görülür. Söz hakkı her zaman vardır. Anne en sıkışık mutfak işleri esnasında bile çocuğun isteklerine, sorularına onun ta gözünün içine bakarak cevap verir. Çocuk kendi varlığını fark eder. Bu durum çocukta bir kimlik duygusunun temelini oluşturur.

Bu çocuklar genellikle “yaşından büyük davranıyor”, “büyümüş de küçülmüş” dediğimiz “adam çocuklar”dır. Kendi kendine karar verme yeteneği gelişmiş, ayakları üstünde durmayı becerebilen, sorumluluk sahibi çocuklardır. En büyük avantajları, kendilerine model olan, güven verici anne-babalarının olmasıdır. Din eğitimi de, ancak böyle bir aile ortamında iken verimli olur ve arzulanan neticeye ulaşılır.

Sonuç olarak; çocuğun kişiliği, karakteri, anne-babanın tutumuna bağlı olarak şekillenir. Her ne kadar, bireyin hayat tarzı sadece çocukluk deneyimleriyle açıklanabilecek kadar basit değilse de, çocukluk dönemi, yetişkinliğe yön veren temel yapıyı oluşturur.


İbrahim Rıdvan | Ekim 1999 | Semerkand Dergisi