Özendiğimiz Batı’da Aile


Kemal Reisoğlu | Ekim 1999 |

Çocuk sahibi olmak Batı’da genelde bir külfet olarak görülüyor. Çünkü hem ana, hem baba çalışıyorlar ve aile hayatına ayıracakları vakit yok. Çocuk, dışarıda yemek yeme, seyahate gitme ve özel anları paylaşma özgürlüğüne en büyük engel olarak görülüyor.

Batı’daki aileyi bir-iki küçük örnekle anlatmak mümkün: Mesela ABD’de süpermarketlerde köpek mamalarının ve çocuk bezlerinin bulunduğu raflar yanyanadır. Bu ülkede 8 milyon insan evlenmeden yaşıyor. Evlenen her iki çiftten biri boşanıyor. Böyle bir toplumsal yapıda çocukların durumunu tahmin etmek ise hiç zor değil. Yetkililer, ana-babanın iyi bakmadığına inanırlarsa aileden çocukları zorla alıp bir bakımevine, ya da başka ailelere evlatlık olarak verebilirler. Bütün bu felaket tablolarına rağmen, seçimlere girecek tüm siyasiler ne kadar iyi bir aile reisi olduklarını “mutlu aile fotoğrafları” çektirerek göstermek zorunda. Avrupa’daki durum da hiç farklı değil. Orada da artık evlilik dışı “birliktelikler” kural haline gelmiş durumda.

Çocuk Büyük Sorun

Çocuk sahibi olmak Batı’da genelde bir külfet olarak görülüyor. Çünkü hem ana, hem baba çalışıyorlar ve aile hayatına ayıracakları vakit yok. Çocuk, dışarıda yemek yeme, seyahate gitme ve özel anları paylaşma özgürlüğüne en büyük engel olarak görülüyor. Bu yüzden daha sorunsuz başka mahluklar onların yerine konuluyor: Köpekler ve kediler.

Batı’da sokaklarda çocuklarını gezdirirken onları öpen insanlara rastlayamazsınız. Ama aynı insanları başka insanların köpeklerini bile kucaklarına alıp, öpüp kokladıkları bir gerçek. Anlaşılan Batılı’nın hayvanatla olan ilişkisi, insanlarla olan ilişkisinden daha yakın ve samimi.

Çocuğu olan aileler de onların eğitimine bizden farklı bir tarzda yaklaşıyorlar. Çocuk asla şımartılmaz bir kere. Yani, aynen bir ev hayvanı gibi kurallara uyması beklenir. Onsekiz yaşına kadar bu muameleyi gören çocuk, bu yaştan sonra ailesinden tam anlamıyla kopar. Ana-babası ve kardeşlerine karşı bizdeki gibi ömür boyu bağlılık hissetmez. Bazı ana-babalar onsekiz yaşına giren çocuklarından kaldığı oda için her ay kira ödemesini bile isteyebiliyorlar.

Filmlerde Yaşayan Aile

Batı’da aile, artık meşrubat ve Noel dolayısıyla satış yapmaya çalışan şirketlerin reklam görüntülerinden öte gerçekliği olmayan bir birimdir. Batı’daki aile, yok olmaya başlayan soyu tükenmekte olan nadir bir yaratıktır. Bu sebeple de devlet, ufukta gözüken sosyal çöküntüye karşı bir tedbir olarak mutlu aile filmlerinin yapımını teşvik eder. Özellikle batı TV’lerinde bu türden dizilere bolca rastlayabilirsiniz.

Batıda okula gönderilen çocuk, baştan atılmış çocuk demektir. Okula giden çocuk ise, uyuşturucu ve çetelere kapılır. Çocuklar merhamet görmedikleri için, büyüdükleri zaman ana-babalarından daha merhametsiz olmaya başlarlar. Sonuç, kan gölüne dönen okullar, caddeler, intiharlar, suçlar, hapishane ve dengesiz bir ruh dünyası.

Durdurulamayan Çözülme

Batı’da aile, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızla irtifa kaybetmeye başladı. Evlilik kurumu giderek geçersiz hale geldi. Ana-babaların kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkileri tanınmayacak şekilde değişti. Bugün çok az aile dışında, ana-babalar çocuklarını evlilik dışı ilişkilere itecek kadar değişmiş durumda.

Oysa, bu yüzyılın başında Batılı devletler sosyal güvenliği yaygınlaştırmaya ve kadınların iş hayatına atılmalarını teşvik etmeye başladıklarında bunu öngörmemişlerdi. Öngörülen, kadının da erkeğin yanında çalışmaya başlamasıyla beraber üretimin, dolayısıyla ailelerin kazancının artacağı, buna paralel olarak ailelerin zenginleşeceğiydi. Çocuklar da böylece iyi eğitim alma imkanına kavuşacaklardı. Beklenenin tam tersinin olmaya başladığını görmek yaklaşık bir asır aldı.

Eski zamanların kiliseye beraber giden aile görüntüsü, bu asırda yerini televizyon başında toplanmış mutlu aile görüntüsüne bıraktı önce. Sonra boşanmış ana-babadan biriyle yaşayan parçalanmış aile görüntüsü belirdi. Şimdi de, çocuksuz ve nikahsız bir arada yaşayan çift görüntüsü önem kazanmaya başladı. Batılı ülkeler, normal ailenin yok olup, eşcinsellerin resmen nikahlandıkları ülkeler haline gelmeye başladı. Artık bundan ötesinin ne olacağını kimse kestiremiyor.

Bizdeki Durum

Bizim toplumuzda ailenin o kadar zayıflamadığından bahsediyoruz hep. Ama, Türk toplumunda da boşanma oranının giderek yükseldiği, kadınların çalışma hayatına girmesi ile aile bağlarının zayıfladığı, çocuk bakımının anne yerine kreşlere devredilmesiyle de yeni yetişen çocuklarda büyük bir sevgi ve terbiye eksikliği ortaya çıktığı bir gerçek. İçki içen toplumlar sıralamasında ilk beşte, televizyon seyretme sıralamasında ikinci olan ülkemizde, aileyi neyin bir arada tutacağı da ciddi bir sorun. Aile başına çocuk sayısının düşmesi, evlenme yaşının yükselmesi, geçim sıkıntısı ileri sürülerek desteklenmeye çalışılıyor.

Daha garip durumlar da var elbette. Mesela ailedeki bozulmaya rağmen ABD’de kürtaj çok önemli bir siyasi tartışma konusu olarak devam ediyor. Türkiye’de ise kürtajı devlet ve medya özendiriyor. Ülkemize, doğum kontrolü için akan Batı kaynaklı para hiç de azımsanacak derecede değil. Batı’da bile yasaklanmış tehlikeli doğum kontrol yöntemleri resmi kurumlar tarafından ücretsiz olarak insanlara uygulanıyor. Ama kimse dönüp de, mesela çocuk ölümlerinde Afrikalı ülkelerden bile daha yüksek bir orana neden sahip olduğumuzu sormuyor. Bizdeki aileyi sarsan gelişmelerin önemli bir kısmı, yanlış resmi politikalar yüzünden.

Oysa aile, toplumun candamarıdır. Tarihte ailenin ayakta olmadığı, nüfusun gelişmediği hiç bir ülke büyük ülke olmamış. Roma’da, İngiltere’de, Osmanlı’da ailenin zayıflaması devletin zayıflamasıyla başabaş gitmiş. Bugünkü Avrupa ve ABD’de durum farklı değil. Bundan bir kaç on yıl sonra, bu ülkelerde normal, sağlıklı bir evlilik, aile ve birliktelik anlayışı da kalmayacak. Cinsel sapıklığın bu derecede reklamı yapılan ülkelerde normal insanlar bir süre sonra azınlıkta kalacaklar. Bu sapkınlıkla beraber çocuk sahibi olma imkanı neredeyse kalmayacak. Zaten uyuşturucu, suç, bencillik girdabında olan toplumların siyasi olarak da çözüleceklerini tahmin etmek kehanet olmasa gerek.

Bizdeki ailenin çözülüşü belki o kadar çabuk olmayacak. Ama Batı’daki örneklere baktığımızda, bu çözülmeyi engelleyecek tek unsurun sağlam bir dini inançtan başka bir şey olmadığı da açık.