Aile Toplumun Direğidir






Her şeyi çift olarak yaratan (Zariyat/49), bir ve benzersiz Allahu Tealâ, Hz.Adem’i (A.S.) ve Hz. Havva validemizi yaratarak, insan çiftini kadın ve erkekten meydana getirdi. (Nisa/1) İnsan nesli, ilk aileyi oluşturan bu mübarek çiftten çoğalarak günümüze kadar geldi.

Bugün de toplumların varlığı, neslin çoğalarak devam etmesi aileye bağlı. Kadın, erkek ve bunların çocuklarından oluşan aile, milletlerin üzerine kurulu olduğu temel yapıyı meydana getiriyor.

Aile kurumu, kadın ve erkeğin meşru kurallar çerçevesinde, yani nikah akdiyle bir araya gelmeleriyle oluşur. Rasulullah (A.S.) Efendimiz de: “Evlenin, çoğalın. Kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim.” (Beyhaki) buyurarak ümmetini evlenmeye, aile kurmaya teşvik ediyor.

İslam, evlilik ve aile kurumuna öncelikle, kadın ve erkeğin haram yollara sapmasını önlemek, toplumu şekillendiren temel sosyal üniteyi oluşturmak ve birçok peygamberin “soyumdan inanan ve hayırlı işler yapan bir nesil ver” duasında olduğu gibi hayırlı nesiller yetiştirme hedeflerini yükler.

Allahu Tealâ, müminlerin müminlerle evlenmesini buyurarak, (Bakara/221) bizlere ailenin oluşumunda temel kuralı bildiriyor. Yani müslüman aile, müslüman erkek ve kadından meydana gelir. Özellikle müslüman bir hanımın gayri müslim bir erkekle evliliğini dinimiz kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü çocukların soyu babaya nispet edilir. Müslüman bir kadın, gayri müslim bir erkekle İslam’ı kabul edip müslüman olması şartıyla evlenebilir.

Mukaddes bir yuva kurulurken İslami kaidelere riayet edilmesi en önemli şarttır. Aile saadeti, her iki tarafın İslam’ın belirttiği hak ve vecibelere itaat etmesine bağlıdır. Eşlerin, İslam’ın emir ve yasaklarını hayatlarında tatbik etmeleri ile ancak mutlu ve geleceğin sağlam temellerinin atıldığı bir yuva kurulabilir.

Bir yuva kurduktan sonra onu korumak, öncelikle Allah Tealâ’nın: “Mümin erkek ve kadınlara söyle. Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.” (Nur/30-31) emrine uymakla mümkündür. Bu, hem aile hem de toplum hayatının huzuru, güveni ve geleceği için temel şarttır. Sonra eşler, birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeye çalışmalı, sorumlulukları Allah ve Rasulü’nün (A.S.) bildirdiği gibi paylaşmalıdır.

Aile ortamındaki davranışlarımızın şekli, dinimizin toplum içerisinde bizden beklediklerinden farklı değil. Prensipleri Kur’an ve Sünnet’te belirlenen İslam ahlakı yaşandıktan sonra, aile hayatında mutluluğu elde etmemek için hiçbir sebep yoktur.

Gerçi günümüzde İslam’ı yaşamak, elde ateş koru tutmak kadar zorlaştı. Gayri İslami kültürlerin, özellikle Batı dünyasının hayat tarzıyla aşılanan kültürümüz maalesef ciddi tehdit altında.

Artık aile kavramına verilen değerin ve duyulan saygının yerini, batılılarda olduğu gibi ailesiz, anne babasız bir hayat anlayışı alıyor. Kadın-erkek birlikteliğinin yalnızca cismani tatmin aracı olduğu düşüncesi yaygınlık kazandırılmaya çalışılıyor. Oysa yakın zamanlara kadar bu birlikteliğe ne çok boyut, ne derin anlamlar kazandırmıştık biz… Bugünün maddeci dünyasının resmi siparişle yaptırdığı aile filmlerindeki anlamlardan çok daha fazlasını kazandırmıştık.

Yaygınlaştırılmaya çalışılan yeni anlayışta evlenip aile kurmak, sorumluluk almak, gelecek temiz nesillerin devamına katkıda bulunmak gereksiz bir yük olarak kabul ediliyor. Nikahsız beraberliklerden çocuk sahibi olmak adeta özendiriliyor. Aile külfetine girmeksizin çocuk edinmenin sonuçları ile, o çok özendiğmiz Batı’nın başı ciddi şekilde dertteyken, bizim magazin dünyamız bunu çözüm olarak sunuyor.

Neticede kültürel bozulma ve çözülme o düzeye vardı ki, tamamen Batı hayat tarzının bir ürünü olan flört, İslam’ı hayatının merkezine koyduğunu sözleriyle, kılık-kıyafetiyle ilan eden müslüman gençler arasında da görülüyor. Pak Ehl-i Sünnet yolunun kesinlikle reddettiği geçici nikahla da bu durum meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Oysa bizim inancımız, hayat tarzımız, kültürümüz, geleneğimiz, ne nikahsız beraberliği kabul ediyor, ne de geçici nikaha izin veriyor. Gerekçesi her ne olursa olsun, hiç bir nikahsız beraberliğin ya da geçici nikah adıyla zinanın onaylanması asla mümkün değildir.

Uzunca bir zamandır müslümanların çok dikkatli olmaları gereken bir dönemi yaşıyoruz. Savaş meydanlarında mağlup olanlar, huzur ve mutluluk vaatleriyle bugün aramızda kuzu postunda dolaşıyor. Teknolojinin bütün imkanlarını kullanarak kültürümüzün can damarlarını, bizi biz yapan her şeyi tahrip etmeye çalışıyorlar.

Bilmeliyiz ki, müslüman aile müslüman toplumun temel direğidir. Bu direk yıkılırsa -ki İslam düşmanlarının ilk hedefi budur- toplumumuzun ayakta kalması mümkün değildir. Televizyonuyla, sinemasıyla, müziğiyle, edebiyatıyla, içimize sızıp bizi yoketmeye çalışanlara karşı bütün gayretimizle bu nezih kurumu korumak ve yaşatmak zorundayız. Bu yolda Peygamber varisi rabbani alimler rehberliğinde birbirimize destek vermek zorundayız. Asla yıkılmadan, dimdik ayakta kalarak, insanlığın huzur ve mutluluk ümitlerini kendi huzur ve mutluluğumuzla yeşertmek zorundayız.

Çare, her durumda olduğu gibi Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak. Bugün ateşten bir kor olsa da çare bu. Başka yol yok!..

Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Mehmed Saki Erol semerkand dergisi