Mü’minin Firâseti
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl, 29)
Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Mü’minin firâsetinden sakının, çünkü o Allah’ın nûruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsîr, 15)

Peygamberimiz (sav)’in firâset ve basiretten uzak, dinin emirlerini tam olarak bilmeden fetva veren ve verdikleri bu fetvalarla insanların zarar görmelerine sebep olan kimselere nasıl muâmele ettiğini gösteren şu hâdise oldukça dikkat çekicidir:

Câbir (ra) der ki:
Bir sefere çıkmıştık, arkadaşlarımızdan birine taş isabet etti ve başı yarıldı. Bilâhare adamcağız ihtilâm oldu. Yanındakilere:

“-Benim için teyemmüm etmeye ruhsat var mı?” diye sordu.

“-Sen suyu kullanmaya muktedirsin, sana ruhsat olduğunu zannetmiyoruz” dediler.
Adam yaralı haliyle yıkandı ve bu sebeple vefat etti. Allah Rasûlü’nün yanına gelince, bu olayı haber verdiler.

Fahr-i Kâinât Efendimiz gayet öfkelendi ve şunları söyledi:

“-Onu öldürmüşler! Allah da onları öldürsün! Madem bilmiyorlardı, niye sormadılar. Bilgisizliğin şifâsı sormaktır. Ona; teyemmüm edip yarasının üzerine bir bez sarması, sonra sargının üzerini meshetmesi, bedeninin geri kalan kısmını da yıkması yeterliydi.” (Ebû Dâvûd, Taharet, 124; İbn-i Mâce, Taharet, 93)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Kebîr: Her hususta hiçbir kulun kavrayamayacağı kadar büyük ve ulu olan, ululuğu yanında her büyüğün küçüldüğü Mutlak Büyük, kâinattaki o eşsiz büyüklüğü her yerde hissedilen demektir.
Kısa Günün Kârı

Efendimiz (sav)’in izinden giden mü’min, akıllı, bilgili ve firâset sahibi olmalıdır. Firâseti sayesinde mü’min, bir taraftan insanları yanlış yollara sevk etmeyeceği gibi, diğer taraftan her türlü hile, tuzak ve entrikaya uğramaktan korunur.