Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup'a gel. Ey gözlerde
gizlenmiş olan îsa, sen de şu gök kubbenin üstünden hir görün...

Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi
oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yüsuf artık gel!

Ey îmran oğlu Müsa! Senin Hakk'a yalvarman için, ne Tur-ı
Sîna'lar var! îsrail oğulları buzağıya tapıyorlar. Artık Tur-ı Sîna'dan dön!...
Bizi kurtarmaya gel!

Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düştü.
Beden mezarında sıkıştım kaldım. Ey rühu darlıktan kurtaran, rahata kavuşturan!
Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!

Hz. Muhammed'i gözleyen gözüm, gamınla sana müştakım diyor.
"Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı,
gel de o dağınık saçlar arasından yüzünü göster!" Enbiy Suresi 21/107. "


Sen, öyle büyüksün, öyle büyük bir nür kaynağısın ki, şu
güneş senin nuruna karşı sanki akşam
kızıllığı, ey bütün dünya padişahlarını geride bırakan,, azîz varlık, ey Hakk
ile gören göz, ey her şeyi bilen gönül! Gel!

Dünyada mevcut bütün canlar, sana karşı canlıktan
çıkıyorlar, beden oluyorlar. Halbuki sen, cansın, canlar canısın, cansız beden
ne işe yarar? Ben çok eskiden, sana gönül vermiştim. Gel, ey sevgili gel de
şimdi sana canımı da vereyim!

Ey-sevgili, ilacım de sensin, çarem de sensin. Yüz parça
olmuş gönlümün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden başka ne varsa hepsi
yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!