Güzel Ahlak...





“O en büyük korku bunları mahzun etmez. Melekler bunları karşılarlar ve şöyle derler: ‘İşte bu, size vaat olunduğunuz gününüzdür.”
(Enbiya 3)

Allah-u Zülcelal’in kıyamet gününde meleklerini gönderip, kendisine bu şekilde müjde vermesini kim istemez? Herkes ister. Ama yalnızca istemek yeterli değildir.

Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerini biraz yerine getirmeye çalışmak lazımdır ki, Allah-u Zülcelal de kıyamet gününde bu şekilde bizlere ikramda bulunsun.

Bunun çaresi de kalbin mutlaka ıslah olmasıdır. Kalp ıslah olduğu zaman, Allah-u Zülcelal zahiri ve manevi olarak istediği ve razı olduğu her şeyi o vücutta yaratacaktır.

İnsan için kalbin ıslahı çok mühimdir. Kalbin mutlaka; kibir, ucub, haset, kin gibi manevi hastalıklardan temizlenmesi lazımdır. Peki bunu yapmak için ne lazımdır? Bunu yapabilmek için kişinin kendisine iyi bir arkadaş seçmesi lazımdır.

Çünkü, insan hata yaptığı zaman, doğru yoldan ayrıldığı zaman, o iyi arkadaş onu ikaz eder, doğru yolda gittiği zaman da ona yardımcı olacaktır. Onun için insanın kendisine mutlaka iyi arkadaşlar bulması lazımdır.

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- de arkadaşları arasında Muhacir ve Ensar’dan her birini birbirleriyle kardeş yapmıştır.

Ve, insanın her şeyi Allah için olursa, düşmanının kendisi hakkındaki konuşmalarını teftiş eder, kendisinde o kötülüklerin bulunup bulunmadığını kontrol eder. Onun bu konuşmalarına hiç üzülmez ve ona kin duyup buğz etmez.

Çünkü, insanın samimi olan dostu, kendisinin bazı kusurlarını örter. Ama düşmanı kusurlarını hiçbir zaman örtmez. Onun için insan kusurlarını öğrenmek için düşmanının konuşmalarını teftiş etmelidir. Hz Ömer -radıyallahu anh-: “Kim benim kusurlarımı yüzüme vurursa, Allah ona rahmet etsin” diye dua ediyordu.

İşte bu nedenle, bazen kendi kusurlarımızın farkına varamayabiliriz. Dostlarımız da bu kusurlarımızı örterler, görmezden gelirler. Ama düşmanımız olan şahıs, kusurlarımızı yüzümüze söyler. Onun bu söylediklerini gözden geçirip, o kusurlardan vazgeçmemiz lazımdır.

MÜMİN MÜMİNİN AYANASIDIR

Mümin, müminin aynasıdır. Nasıl aynaya baktığımız zaman kendimizi görüyorsak, bir mümin kardeşimize de baktığımız zaman, onda bir kusur görürsek:

“Bu kusur, onun kusuru değil, benim kusurumdur” dememiz lazımdır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem-:

“Mümin, müminin aynasıdır. Başkasının kusurlarını kendi nefsinde görür” buyurmuştur. Demek ki böyle olmadığı zaman:

“Acaba ben mümin değil miyim” diyerek kendimizden şüphe duymamız lazımdır. Kendi kendimize:
“Benim peygamberim, ‘mümin müminin aynasıdır. Bir mümin diğer bir mümine baktığı zaman onda kendi kusurlarını görür,’ buyurmuş; peki ben niye mümin kardeşime baktığım zaman, onda kendi kusurlarımı görmüyorum? Eksiklik bendedir” dememiz lazımdır.

İnsan daima, Peygamber Efendimiz -sallahlahu aleyhi ve selem- hadisi şeriflerindeki sözlerini ruhunda, vücudunda tatbik etmeye çalışmalıdır.

Hz. İsa’ya -Aleyhisselam- : “Sen iyi ve kötü insanları birbirinden nasıl ayırt ediyorsun? Veya sen nefsine nasıl bir edep verdin?” diye sormuşlar. Hz. İsa -aleyhisselam-:

“Benim kendi nefsime edep vermemin usulü şudur: Başka insanlara baktığımda onun yaptığı hoşuma giderse, ben onun yaptığını yapmaya başlarım.

O davranışı kendime ahlak yaparım. Ama hoşuma gitmezse, ondan kaçarım”
Buyurmuştur. Hz. İsa aleyhisselam’ın bu sözü, insan için çok büyük bir ilaçtır.

Çünkü, Allah-u Zülcelal insana akıl vermiştir. Bu akılla, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edilebilir. Eğer bir kimse, kendi nefsine hakim olursa, başkalarının yaptıklarını ayna gibi görür.

Onlara baktığı zaman, iyi davranışlarını iyi olarak görür, kötü olan davranışlarını da kötü olarak görür. Fakat, nefsi bir kimsenin üzerinde hakimse, o kişi nefsine teslim olmuşsa, olabilir ki çirkin olan davranışları da iyi görebilir.

Onun için Hz. İsa aleyhisselam’ın bu sözü ne güzel bir ilaçtır. Başka insanlara baktığımızda, onun yaptıklarını çirkin görürsek;

EY NEFSİM!

“Ey nefsim! Madem ki onun bu davranışı çirkin bir davranıştır, öyleyse bunu sen de yaparsan çirkin bir davranış olur” diyerek ondan uzak durmamız lazımdır. Ama başkasına baktığımızda onun yaptığını güzel görürsek;

“Ey nefsim! Madem ki onun bu yaptığı güzeldir, öyleyse sen de bunu yaparsan, güzel olur” dememiz lazımdır. Biraz derin olarak düşünürsek, bunun böyle olduğunu hepimiz itiraf ederiz.

Bir kişi huzurlu olarak namaz kılıyorsa, günlük dersini yapıyorsa, insanlara iyilik yapıyorsa, İslam Dini’ne hizmet ediyorsa, malı olduğu zaman sadaka veriyorsa, herkese menfaati dokunuyorsa, yani insanın hoşuna giden her şeyi yapıyorsa, onu takdir etmez miyiz? Bu insanın iyi olduğunu itiraf etmez miyiz?

Eğer bir kişi de hırsızlık yapıyorsa, her ne yaparsa insana zarar veriyorsa, herkes onun kötü biri olduğunu söyler ve kendisini ondan muhafaza eder. İslam Dini’nde, güzel ahlak temeldir.

Lokman-ı Hekim’e:
-Sen kimden edep öğrendin, diye sormuşlar? Oda:
-Edebi olmayan kimselerden öğrendim, diye cevap vermiştir. Bunun manası nedir, biliyor musunuz?

İnsan edebi olmayan kişinin yanında duramaz. Ondan daima uzak olmak, kendisini ondan muhafaza etmek için gayret gösterir. Çünkü onun yanında durduğu zaman, rahatsız olur. Onun için Lokman-ı Hekim demiştir ki:

“Edepsiz insana baktığım zaman, eyvah, bunun davranışları ne kadar da çirkindir! İnsanları böyle rahatsız eden davranışlar ne kadar kötüdür, dedim. Ben o kimseden edebi öğrendim ve onun tersine güzel ahlakla davrandım.”

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor.
“Allah-u Zülcelal’in yanında küfürden sonra, kötü ahlaktan daha büyük günah yoktur.”

Kötü ahlak sahibinde tövbe de kalıcı olmaz. Bir günah yaptığı zaman tövbe eder, fakat ahlakı kötü olduğu için hemen başka bir günaha girer.

Kötü ahlaklı olduğu için günahsız bir zamanı geçmez. Ona çatar, buna çatar, daima insanları rahatsız eder. Yer dahi ondan aciz olur. İşte kötü ahlak, küfürden sonra Allah-u Zülcelal’in yanında bu kadar büyük bir günahtır.

O -asv- EN GÜZEL AHLAKA SAHİPTİ

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- çok büyük ve güzel bir ahlakın sahibiydi. Biz de onun ümmeti olarak hiç olmazsa denizden bir damlada olsa O’nun ahlakını üzerimize almamız lazımdır.

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- Ashab-ı Kiramla beraber bir gazveden dönerken, çok ağaçlık bir yere geldiler. İstirahat yapmak için ağaçların altına dağıldılar.

Bir gün, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- kılıcını ağaca astı ve istirahate çekildi. Birden bire baktı ki, bir münafık kılıcını almış ve:
“Şimdi seni benden kim kurtaracak?” diyor.
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- ona dedi ki:
“Allah-u Zülcelal beni kurtaracak” böyle söyleyince, kılıç münafığın elinden düştü.
Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi ve selem- kılıcı aldı ve:
“Şimdi seni benden kim kurtaracak?” dedi. Münafık dedi ki:
“Ya Resulallah! Ben yaptım, sen yapma.” O sırada Ashab-ı Kiram da onun başına toplanıp, öldürmek istediler.
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem Ashab-ı Kiram’a:

“Ona dokunmayın” dedi. O zaman Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- onu selametli bir şekilde yolcu ettikten sonra, Ashab-ı Kiram’ın yanına döndü. Münafık, arkadaşlarının yanına gelince dedi ki:

“Ben, dünyanın en güzel ahlaklı insanının yanından geliyorum” Arkadaşları:
“Kimin yanından geliyorsun? diye sordular. Dedi ki:
“Hz. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından geliyorum.” Tabi onun bu sözüne inanmadılar. Onun bu sözü, onların hoşuna gitmedi. Dediler ki:
“Sen nasıl bunu söyleyebilirsin? Onlara dedi ki:
“Ben size başımdan geçenleri anlatayım, siz de onun dünyanın en güzel ahlaklı, en iyi insanı olduğunu söyleyeceksiniz. Ben kılıcı alıp:

“Şimdi seni benden kim kurtaracak” dedim.
“Allah-u Zülcelal beni kurtaracak” dedi. Kılıç elimden düştü ve Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- şimdi seni benim elimden kim kurtaracak, dedi ve kılıcı aldı. Ben dedim ki:

“Ben yaptım, sen yapma” Bunun üzerine beni serbest bıraktı. Eğer o, dünyanın en iyi insanı olmasaydı, bunu yapar mıydı? Ben ona düşmanlık yapıp öldürmek istedim, o beni serbest bıraktı.

Bu sadece, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem’in deniz gibi olan bir ahlakından örnektir. Onun ahlakını ne kadar anlatırsak anlatalım, bitmez. Çok şefkatliydi, halimdi, güzel ahlaklıydı. Onun için; Kıyamet gününde, ‘Ya Resulallah! Ben senin ümmetinim. Bana şefaat et” diyebilmek için, daha bu dünyada iken, biraz onun ahlakı ile ahlaklanmak lazımdır.

GÜZEL AHLAK GÜNAHLARI ERİTİR

İbni Abbas -radıyallahu anh’dan rivayet olunan başka bir hadisi şerifte, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- buyuruyor ki:

“Sıcak su nasıl buzu eritirse, güzel ahlak da hataları eritir, yok eder” İnsan hiç tövbe etmeden de, mümin kardeşlerine güler yüzle davranırsa, kimin yanına giderse gitsin, o insanı;
“Bu kişi keşke benim arkadaşım olsaydı, benimle sohbet etseydi” der.

Bu şekilde güler yüzlü, sevimli, güzel ahlaklı olan kişi, Allah-u Zülcelal’in yanında çok kıymetlidir. Onun hataları, bu güzel ahlakı sayesinde, hiç tövbe etmeden, sıcak suyun buzu erittiği gibi, erir ve yok olur.
“Kötü ahlak da, nasıl sirke balı bozuyorsa, insanın dinini öyle bozar.”

Güzel ahlak ve kötü ahlak hakkında pek çok hadisi şerifler vardır. Burada söylediğimiz hadisi şeriflerden anlaşılmaktadır ki, eğer insan dinini seviyorsa kötü ahlakı terk edip, güzel ahlakı kendisine prensip edinmelidir.

Bazı tasavvuf ehli zatlara:
“Tasavvuf nedir?” diye sormuşlar, onlar da:
“Kötü ahlakı terk edip, güzel ahlakı elde etmektir” demişlerdir.

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisi şeriflerinde, güzel ahlakın nasıl İslam’ın temeli olduğu anlaşılıyorsa, buradan güzel ahlakın tasavvufun da temeli olduğu anlaşılmaktadır.alinti..