Tebessüm Bir Anahtar





Aklınızda bulunsun, dünyayı şereflendiren peygamberlerin tamamı aramızda güler yüzlü olarak dolaşmışlar, o ilâhi buyruğu tatlı dillerinin ve güzel yüzlerinin takviyesiyle biz ademoğullarına iletmişlerdir.

Dünyada ademoğullarının en saf, en sakin, en huzurlu, en yüce hali aşk halidir ve insan bu yola “güler yüzlü” bir çehreyle girer. Tebessüm evvela aşkın anahtarıdır. Bu anahtar sayesindedir ki, kişi oğlu çapaklarından, tortularından, hamlığından ve çiğliğinden arınır; insan olur… Dünyanın altını üstüne getirseniz, surat asarak yahut somurtarak âşık olan bir kişiye rastlayamazsınız ve aşk olsun kendime, ne beyhude işle uğraşmışım, diyerek dizlerinizi dövdüğünüzle kalırsınız.

Aklınızda bulunsun, dünyayı şereflendiren peygamberlerin tamamı aramızda güler yüzlü olarak dolaşmışlar, o ilâhi buyruğu tatlı dillerinin ve güzel yüzlerinin takviyesiyle biz ademoğullarına iletmişlerdir. Yalnızca peygamberler değil elbette, mürşit zümresinin de, mürit zümresinin, dervişlerin de hatta hangi din ve milliyetten olursa olsun bilgelerin de temel belirleyici vasıfları güler yüzleri, hadi sıfatı hallerine verelim, güler yüzlülükleri olmuştur. Onlar yalnızca insana gülümsemekle kalmamışlar, eşyayı ve evreni de gülümseyerek selamlamışlar, öylece aramızdan ayrılmışlardır.

Güleryüzlülük öyle bir nimettir ki insanı ikiyüzlülükten de, yüzsüzlükten de korur; Allah'ın insan nesline bahşettiği en büyük “kalkan” bir güler yüzdür. E, yanına tatlı dil de ilave edilince “tamam” olmanız işten bile değildir.

Güler yüzlü olmak, bir hal olduğu kadar, duruma göre takınılan bir tavırdır da aynı zamanda. Bu durum, insan ilişkilerinden çok devletlerin birbirleriyle münasebetlerinde ortaya çıkar. AB görüşmelerinde yakinen şahit olmuşsunuzdur; Batılı diplomatların tamamı, bizim Türk diplomatlarla masada, yemekte, açıklama yaparken, koklaşırken, kucaklaşırken, karş ılama ve uğurlama merasimlerinde mutlaka ama mutlaka gülümser bir yüz takınmaktadırlar. Onların içlerinde hangi hain planların çizildiğini, hangi kurt kapanlarının kurulduğunu bilmemiz mümkün değildir, doğrusu bilmenin yeri de yüz ifadesi değildir; ne var ki adamlar tebessümün nasıl sihirli bir anahtar olduğunu çoktan keşfetmiş bulunmaktadırlar.

Tatlı dilin yılanı deliğinden çıkaracağını söyleyen atalarımız, asık suratlı birinden tatlı dil sâdır olmayacağını, hadi cümleyi düzelterek söyleyelim, asık suratlılarının dillerinin de tatlı olmayacağını pekâlâ biliyorlardı. Bu atalar sözü, dünya üniversitelerinde “diplomasi” derslerinde okutulsa, defalarca şerh edilse, bu söze binaen tuğla gibi kitaplar yazılsa yeridir. Yeridir zira, diplomasi dediğimiz o şey her neyse, tatlı dilin ve güler yüzün zemine ve zamana göre aldığı şekillerden ibaret bir ilim dalıdır ki, zinhar, ihmale gelmez.

İyisi mi biz, tatlı dil mevzuunu bir başka yazıya bırakalım ve güler yüzde karar kılalım… Yazımızdaki güler yüz mayası hamdolsun üslubumuzu da tatlılaştırmaya yetecek kıvamdadır.

Unutmadan söyleyeyim, şimdilerde, daha çok Uzak Doğu kökenli öğretilerin iki zıpçıktı çocuğundan biri olan “pozitif enerji” ancak ve ancak tebessüm sayesinde kendini gösterme imkanı bulur. Doğrusu, pozitif de enerji de bu hali anlatmaya yetmeyecek güdük kelimelerdir, lakin insan bazen, zoraki gülümseme nevinden de olsa, güdük de kalsa başkalarının tanımını kullanmak durumunda kalmaktadır.

Niyetim sohbetin, af buyurun yazının tadını kaçırmak değil, bir yaraya parmak basmaktan ibarettir. Pozitif enerji ile enerjilenen bir okuyucuyla aramda buz gibi hava esmesini istemediğimi sizler de bilirsiniz. O zaman gülümseyelim! Ortada esen buz gibi havanın yumuşaması sizin yüzünüzün ne hal aldığıyla yakından alakalıdır. Yüzünüzde güneş açtığı takdirde doğal olarak buz gibi hava da, hadi bana Allah'a ısmarladık, benim burada işim kalmadı diye ardına bakmadan kendisini kapıdan, kapı yoksa pencereden yahut bacadan dışarı atacaktır.

Sen de durup dururken ne rahatımızı bozuyorsun birader, paşa keyfimiz isterse gülümseriz, somurtmak hakkımızı kullanmaktan bizi kim alıkoyabilir, diyorsanız, deyin gitsin. Bir de, tebessüm etmek için üste para isteyecek tıynette olanlar yok mu, çık çıkabilirsen işin içinden! Kaygınız olmasın canım, cimri olabilirsiniz, tasvip edilmese de insanlık halidir, nekes olabilirsiniz, korkmanıza gerek yok, gülümseme parayla değildir, zerre miktar kaybınız olmaz, kaygılandığınızla kalırsınız. Güler yüze para ödeyen yahut güler yüzü para ile satan bir adem henüz yeryüzüne konuk olmamıştır; olacağı varsa o dem durumu yeniden değerlendirir, icabına bakarız.

Surat asmanın hakkımız olduğu demleri saklı tutarsak, asık suratlı olmak, asık suratlılığı bir yaşam biçimi haline getirmek bizim harcımız değildir. Varsa kozumuz gülümseyerek paylaşmasını öğrenmek durumundayız. Hesabımızı gülümseyerek gördüğümüz gün hesap görmeyi öğrendiğimiz gündür. O zaman aslan olmayı da kral olmayı da, saygı duymayı da, saygı duyulmayı da hak etmişiz demektir. Yoksa yüzdeki tilki kurnazlığı kesinlikle gülümsemekten ibaret değildir ve adı üstünde kurnazlığın ta kendisidir.

Bir de gülümsemenin aslancası ( r'yi bilerek düşürdüm) vardır ki, Allah öyle bir gülümsemeye muhatap olmaktan cümlenizi ve cümlemizi korusun. Ziya Paşa merhumun meşhur beytiyle söylersek, “Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm / Şîrin dahi kastetmesi cana gülerektir .” Birden aslan hazretlerinin avını parçalarkenki yüz hali gözünüzün önüne gelir ki, böylesi bir tebessüm karşısında “şikâr”a acımaktan başka elimizden ve dilimizden bir şey gelmez.

Karde ş ler , bizler, birini uğurlarken “güle güle ” diyen bir milletin çocuklarıyız. Şu gözünü sevdiğim Türkçe, yalnızca bu “güle güle ” sayesinde dünya dillerinin tamamından bir adım önde yürümektedir ve hamdolsun fikrimiz neyse, farkında olmasak bile zikrimiz de ondan ibarettir. Bir daha karşılaşıncaya kadar gülmesini, gülümsemesini, tebessüm etmesini dilediğimiz muhatabımız bizden daha başka nasıl bir dua bekleyebilir. Duaya bile güller açtıran bu dilin her harfinden, her kelimesinden, her cümlesinden kızartıncaya kadar öpülse yeridir.

Tebessüm olgunluktur. Tabiatta bile bu böyledir. Siz ham meyvelerin acemice duruşlarında bir gülümseme göremezsiniz. Şu dibi delinmeyesi dünyada tebessümden de olgunluktan da kimseye bir zarar geldiği vaki değildir.

Tebessüm ediniz; yüzünüzde güller açılsın. O güllerin dikeni varsa bile karşınızdakini değil, sizi kanatsın. Acı çekmenin de bir nevi olgunlaştırıcı, insanı kemale erdirici tarafı vardır. Sızlanmak, yazıklanmak kişi oğlunun fıtratında olsa bile şanından değildir. Şan ve şöhret peşinde olmadığınızı biliyorum ama, adamdan sayılmanız, adam hesabına katılmanız, adam olmanız, varlığınızın ve varlığın farkına varmanız için tebessüm denilen o kapıdan girmeniz şarttır; o şartı yerine getirmeniz kalbinizin ve gül cemalinizin elindedir.

Sakın ola gülmeyi, gülümsemeyi, tebessümü otuz iki dişinizi aleme seyran ettirmekle, sesinizin en nazik tonunu bile bedleştirmekle maruf kahkaha ile karıştırmayın. Tebessümle verdiğiniz sadakanın hayrını, hatta daha fazlasını kahkaha ile heba etmeyin, zararlı çıkarsınız. Tebessüm bir durgunluk ve dinginlik hali iken kahkaha bir çılgınlık halidir. Tebessümde ne kadar kendinizi bilirseniz, kendinizde olursanız, kahkahada bir o kadar kendinizi kaybeder, kendinizden uzaklaşırsınız. Kahkaha, tebessümün ucuz pazarlarda satılmak için parlatılmış, ambalajlanmı ş, reklam edilmiş halidir. Yerine göre kahkaha da mübahtır mübah olmasına lakin, unutmayın ki birinin olduğu yerde diğeri eğlenmeyi pek sevmez…

Tebessüm ile istihzayı birbirine karıştırmak balı tuzlayarak taam etmek gibi bir şeydir. Lütfen mütebessim olunuz, lakin asla müstehzi olmayınız. Yoksa, Allah korusun dudağınızın kenarındaki o alaycı kıvrılma yılan olur da kalbinizin en can alıcı yerine dişlerini geçiriverir, zehirlenir kalırsınız.

Tebessüm etmenin de yerine göre bir adabı vardır. Sizden herkesin feryat-figan ettiği taze mezar başında, Allah korusun bir trafik kazasında ağır yaralıya yardım çağırırken, insanlar bıçak bıçağa sinli- kaflı küfür ve kavga ederken tebessüm etmenizi kimse istemez; bunu, ömründe yüzünden gülümseme eksik olmayan bilge kişiler de istemez. Şayet her gününüz yukarıda saydığım vasıfları taşıyorsa ben de sözümü geri alıyorum lakin, geri aldığım söz yalnızca size özel olup sizin için geçerlidir.

Varsın, gülümsemeniz mahzun olsun, hüzünlü de olsanız tebessüm denilen o nimeti kendinizden uzak tutmayınız.

Marifet, dünya dedikleri gölgeliğe gülümseyerek veda edip gitmekte, hoşça kal sevgili dünya, seninle işim bu kadarmı ş, diyebilmektedir. Yoksa, doğarken herkes ağlar…

Mehmet Berat IRMAK