Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

7 sonuçtan 1 ile 7 arası

  1. #1
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Şafii İlmihali

    Şafii İlmihali ;

    Bu başlıkta Şafii mezhebince yapılan ibadetlerin Kurallarını başlıklar altında görebilirsiniz inşl;

    ŞAFİİ MEZHEBİNDE ABDEST;

    Abdest, belli organları belli bir usule göre yıkamaktır. Bu yıkama gelişi güzel değildir. Bunun farzları vardır, sünnetleri vardır, edebleri vardır.

    Abdestin farzları:

    1- Niyet etmek.
    Abdest almak isteyen kimse, hadesin yani abdestsizliğin kaldırılmasına niyet eder. Niyet, yüzü yıkarken yapılır. Daha önce yapılırsa sahih olmaz. Niyet, kalb ile yapılır, dil ile söylenmesi de sünnettir. “Neveytü raf’al-hadesi” yani (abdestsizliği gidermeye niyet ettim) şeklinde niyet edilebilir. Bu niyetin sadece Türkçesi-ni söylemek de kafidir.

    2- Yüzü yıkamak. Yüzün uzunluğu, saç bitiminden çene kemiğinin altına kadardır. Eni ise, iki kulak memesi arasında kalan kısımdır. Yüzde bulunan hafif sakal, kirpik, kaş, bıyık, favori ve dudak altındaki kılların hem altını hem de üstünü yıkamak gerekir. Gür olan sakalın sadece dışını yıkamak kafidir. Hafif sakal, karşıdan bakıldığında altındaki tenin görüldüğü sakaldır. Gür sakal ise, karşıdan bakıldığında altındaki tenin görülmediği sakaldır.

    3- Kolları dirseklerle beraber yıkamak. Kol, parmak uçlarından dirseğe kadardır. Dirsek de dahildir. Abdes-te başlarken ellerin yıkanması kafi değildir. Yüzü yıkadıktan sonra kolları yıkarken de, eleri yıkamak gerekir.

    4- Başın, ten veya saçından bir kısmını mesh etmek. Bir kıl veya bir kıl kadar başın tenini meshetmek de kafidir. Hepsini meshetmek sünnettir.

    5- Ayakları, yandaki aşık kemikleriyle beraber yıkamak. Parmakların arasını ve ayaktaki yarıkları yıkamak da farzdır. Ayak üzerinde ve tırnaklar altında bulunan; suyu, altına geçirmeyen kir ve benzeri şeyleri gidermek de lazımdır. Parmak aralarına, hilalleme yapmadan su ulaşmıyorsa, hilallemek de gerekir.

    6- Tertip üzere abdest almak. Yani sıra ile yüzü, kolları yıkamak, başı meshetmek, sonra ayakları yıkamak. Ancak denize, göle girip çıkan kimse, abdeste niyet ederse abdesti sahih olur, tertip aranmaz.

    Abdestin sünnetleri:
    1-
    Kıbleye dönmek.
    2- Euzü-Besmele çekmek.
    3- Misvak kullanmak.
    4- Suyu, üzerine sıçratmamak.
    5- Elleri yıkarken, abdestin sünnetine niyet etmek. Mesela, “Neveytü sünnet-el-vudui” (abdestin sünnetine niyet ettim) demek.
    6- Elleri bileklere kadar yıkamak.
    7- El ve ayak parmaklarının aralarını hilallemek.
    8- “Mazmaza” yapmak yani ağza su vermek, “istinşak” etmek yani burna su vermek.
    9- Yıkamaya, yüzün üst tarafından başlamak ve suyu yüzüne çarpmamak. Gür olan sakalı hilallemek.
    10- Başın tamamını meshetmek. Kulakların içini ve dışını yeni bir su ile meshetmek.
    11- Abdest azalarını ovalamak.
    12- Bütün azalarda; sağı, soldan önce yıkamak.
    13- Bütün yıkamaları üçer defa yapmak.
    14- Abdest alırken konuşmamak.
    15- Abdest azalarını silmemek. Yani kurulamamak.
    16- Abdest suyunun artığından içmek ve birazını elbiseye serpmek.
    17- Azaları ara vermeden, arka arkaya yıkamak.
    18- Abdest aldıktan sonra Kıbleye dönerek, ellerini semaya doğru kaldırıp şu duayı okumak:
    “Eşhedü en la ilahe illellahu vahdehu la şerike lehü ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resulühü Allahümmec’alni minet-tevvabine vec’alni minel-mutetahhirine sübhanekellahümme ve bi hamdike eşhedü en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke.”
    Meali:
    (Ben şehadet ediyor [dilimle söylüyor ve kalbimle inanıyorum ki,] Allah’tan başka ibadet edilmeye layık hiçbir ilah yoktur. O, birdir, Onun ortağı da yoktur. Ben yine şehadet ediyor [dilimle söylüyor ve kalbimle inanıyorum ki,]
    Muhammed aleyhisselam, Onun kulu ve Peygamberidir. Allah’ım! Beni, çok tevbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle. Allah’ım! Sen, bütün kusurlardan münezzehsin, sana hamd olsun. Ben şehadet ediyorum ki, senden başka ilah yoktur, senden günahlarımın affını diliyor ve (bütün günahlardan yüz çevirip) sana dönüyorum.)

    Abdestin mekruhları
    Abdestin mekruhlarından bazıları şunlardır:
    1- Suyu normalden fazla kullanmak.
    2- Solu, sağdan önce yıkamak.
    3- Azaları üç defadan fazla veya az yıkamak.
    4- Abdest uzuvlarını silmek.
    5- Abdest uzuvlarını silkelemek.
    6- Boynu mesh etmek.
    7- Helada abdest almak.

    Abdesti bozan şeyler:
    1- Ön veya arkadan bir şeyin çıkması.
    2- Baygınlık, delilik, sarhoşluk ve uyumak.
    3- Yabancı bir kadına dokunmak. Hanım, hanımın kız kardeşi, halası ve teyzesi de yabancıdır.
    4- Kendisinin veya çocuk da olsa başkasının ön veya arka avretine elin içiyle çıplak olarak dokunmak.

    Abdest nasıl alınır?
    Önce kıbleye dönülür. Euzü-Besmele çekilir ve abdestin sünnetine niyet edilerek mesela “Neveytü sünnet-el-vudui” (abdestin sünnetine niyet ettim) diyerek eller, bileklere kadar yıkanır.

    Sonra ağıza ve buruna üçer defa su verilir. Misvak kullanılır.

    Sonra abdestin farzına niyet edilerek yüz yıkanır. Niyetin yeri kalbdir. Dil ile söylemek ise, sünnettir. “Neveytü raf al-hadesi” yani (abdestsizliği gidermeye niyet ettim) şeklinde niyet edilebilir. Bu niyetin sadece Türkçesini söylemek de kafidir. Yüz, yukarıdan aşağıya doğru yıkanır.

    Sonra parmak uçlarından, dirseğe kadar (dirsek dahil olmak üzere) üçer defa önce sağ kol, sonra aynı şekilde sol kol yıkanır, parmak araları hilallenir. Bu yıkamalar yapılırken organlar ovalanır.

    Sonra başın tamamı meshedilir. Sonra yeni bir su ile kulakların içi ve dışı meshedilir.

    Sonra sağ ayak, yandaki aşık kemiklerine kadar (bu kemikler dahil olmak üzere) üç defa yıkanır, sonra aynı şekilde sol ayak yıkanır ve ayak parmaklarının arası hilallenir. Abdestte kullanılan sudan bir miktar içilir ve biraz su elbiseye serpilir. Bundan sonra bildirilen dualar okunur.

    Şafii’de namaz, ezan ve ikamet

    Yüce dinimiz İslam; namaza çok büyük önem vermiştir. Namaz, imandan sonra en önemli ibadettir. Bunun için namazları vaktinde kılmalı ve kazaya kalmış namazlar varsa, hiç vakit geçirmeden kaza etmelidir. Çünkü namazı, vaktinde kılmak farz olduğu gibi, kılınmayanları kaza etmek de farzdır.

    Namaz iki türlü kazaya kalır:
    1- Uyku, unutma gibi meşru bir özürle kazaya kalan namaz.
    2- Özürsüz olarak, tembellikle veya kasten kılmamakla kazaya kalan namaz.

    Uyumak, unutmak gibi meşru ve geçerli bir özürle kazaya kalan namazları, kaza etmekte acele etmek müstehabdır.

    Fakat terk edilen, yani özürsüz olarak kılınmayan namazları, acele kaza etmek farzdır. Kendisinin ve bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimini temin etmek için çalışmak mecburiyetinde olduğu zamanın dışındaki bütün vaktini, kaza namazı kılmaya harcamak farzdır. Özürsüz olarak kazaya bıraktığı namazlarının tamamını kılmadan, sünnet namazları kılmak caiz değildir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    “Hiç şüphe yok ki, beş vakit namaz, günahları giderir, tıpkı suyun kiri giderdiği gibi.”
    “En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır.”
    “Cennetin anahtarı namazdır.”

    Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için, terk edilmesi de çok büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde şöyle buyuruluyor:
    “Namaz dinin direğidir, namazı terkeden dini yıkmış olur.”
    “Hiç şüphe yok ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır.”
    “Şüphesiz namazı, kasden terkeden, Allah’ın ve Resulünün zimmetinden beri olur.”

    Ezan ve ikamet
    Ezan ve ikamet okumak sünnet-i müekkededir. İkisi de sadece farz namazlar için okunur. Nafile için okunmazlar. Bir kimse, kazaya kalmış birkaç namazı arka arkaya kılarsa veya iki namazı cem’ederse, sadece bir ezan okur. Fakat her farz için ayrı ayrı ikamet getirir.

    Ezan Şöyle Okunur:
    “Allahü ekber, Allahü ekber, Allahü ekber, Allahü ekber.
    Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü en la ilahe illallah.
    Eşhedü enne Muhammeden resulullah, eşhedü enne Muhammeden resulullah.
    Hayye alessalat, hayye alessalat.
    Hayye alel felah, hayye alel felah.
    Allahü ekber, Allahü ekber.
    La ilahe illallah.”

    Meali:
    (Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür.
    Ben, şehadet ediyorum ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ben, şehadet ediyorum ki, Allah’tan başka ilah yoktur.
    Ben, şehadet ediyorum ki, Muhammed aleyhisselam Allah’ın peygamberidir. Ben, şehadet ediyorum ki, Muhammed aleyhisselam Allah’ın peygamberidir.
    Namaza gelin. Namaza gelin.
    Felaha [kurtuluşa] gelin. Felaha [kurtuluşa] gelin.
    Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.
    Allah’tan başka ilah yoktur.)

    Ezanın şartları:
    1-
    Ezan okuyan kimsenin Müslüman olması.
    2- Ezan okuyan kimsenin mümeyyiz olması.
    3- Tertibe riayet edilmesi.
    4- Kelimeler arasında uzun fasıla verilmemesi.
    5- Başkasının ezanına bina edilmemesi.
    6- Şayet cemaat için okunuyorsa, yüksek sesle okunması.
    7- Vaktin girmiş olması.
    8- Ezan okuyan kimsenin erkek olması.

    Ezanın sünnetleri:
    1- “Terci” yapmak. Yani Kelime-i şehadeti yüksek sesle söylemeden önce, kendi kendine gizli olarak söylemek.
    2- “Tertil” yapmak. Yani her kelimeyi teker teker okumak. Tekbirlerin her çifti ise, birer sesle okunur.
    3- Sabah ezanında “Tesvib” yapmak. Yani “hayye alel-felah” dedikten sonra iki defa, “essalatü hayrün minennevm” sözlerini söylemek.
    4- Kıbleye dönmek ve “hayya alessalat” derken sağa, “hayye alelfelah” derken de sola başıyla dönmek.
    5- Ezan okuyacak kimsenin; şehadeti makbul, adil biri olması, sesinin gür ve güzel olması.
    6- Ezanı, duyan kimsenin; müezzinin dediğini tekrar etmesi sünnettir. Ancak müezzin, “hayya alessalat” ve “hayye alelfelah” dediğinde; “la havle vela kuvvete illa billah” denir. Sabah ezanında, “essalatü hayrün minennevm” dediğinde de, “sadakte ve berirte” denir. Ayrıca hem müezzinin hem de ezanı duyan kimsenin; ezan bittikten sonra, Peygamber efendimize salat (salevat) getirmesi ve şu duayı okuması sünnettir:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] Meali: (Ey bu eksiksiz da’vetin ve zamanı gelmiş namazın rabbi olan Allah’ım! Hazret-i Muhammed’e; Vesile’yi, Fadile’yi, yüce ve yüksek olan dereceyi ihsan buyur ve Onu, kendisine va’d ettiğin Makam-ı mahmud’e ilet, şüphesiz sen sözünden caymazsın.)

    İkamet (Kamet) Şöyle Okunur
    “Allahü ekber, Allahü ekber.
    Eşhedü en la ilahe illallah.
    Eşhedü enne Muhammeden resulullah.
    Hayye alessalat.
    Hayye alel felah.
    Kad kametis-salat. Kad kametis-salat.
    Allahü ekber, Allahü ekber.
    La ilahe illallah.

    Meali:
    (Allah en büyüktür, Allah en büyüktür.
    Ben, şehadet ediyorum ki, Allah’tan başka ilah yoktur.
    Ben, şehadet ediyorum ki, Muhammed aleyhisselam Allah’ın peygamberidir.
    Namaza gelin.
    Felaha [kurtuluşa] gelin.
    Namaz başladı. Namaz başladı.
    Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.
    Allah’tan başka ilah yoktur.)

    İkamet hakkında bazı meseleler
    İkametin şartları ve sünnetleri ezanınki gibidir.
    1- İkameti; harflerin mahreçlerine riayet etmekle beraber, sür’atlice okumak sünnettir. Son kelime yani “la ilahe illallah” hariç, diğer kelimeler, bir nefeste; ikişer ikişer beraber okunur.
    2- İkamet getiren kişi, “Kad kametis-salat, kad kametis-salat” dediğinde, cemaat; “Ekamehellahü ve edameha madametis-semavatu vel-erdu” (Yerler ve gökler var olduğu müddetçe Allah, bu namazı kullarına kıldırsın ve devam ettirsin,) der.
    3- İkametin başında; peygamber efendimize, salavat getirmek sünnettir. Mesela, [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] denir.
    4- Ezan ile ikamet arasında dua etmek sünnettir. Çünkü Ezan ile ikamet arasında yapılan duanın reddedilmeyeceği varid olmuştur.
    5- Ezan okuyan kimsenin, ikameti de okuması mendubtur.
    6- Kadınlar, kendi aralarında cemaatle namaz kıldıkları zaman, ikamet getirmeleri sünnettir. Fakat ezan okumaları sünnet değildir.
    7-
    Şayet ikamet ile tekbiret-ül-ihram (namaza başlama tekbiri) arasında iki rekât namaz kılınacak kadar ara verilirse, ikamet tekrar okunur.

    Ezan ve ikameti bozan şeyler:
    1-
    Müezzinin dinden çıkması.
    2- Müezzinin delirmesi.
    3- Müezzinin sarhoş olması.
    4- Müezzinin, susma veya konuşma ile ezan veya ikamete ara vermesi.
    5- Müezzinin, ezan veya ikametten bir kelimeyi okumaması.




    Benzer Konular
    Hanifi İlmihali..
    Hanifi İlmihali.. Bu başlık altınta Hanefi mezhebine ait kurallar yer almıştır.. Hanifi Mezhebinde Namaz; BEŞ VAKİT NAMAZIN KILINIŞI Beş vakit namaz Akıl ve baliğ olan yani erginlik çağına gelen her müslümanın hergün beş vakit
    İslâm İlmihali Programı 1.0
    İslâm İlmihali Programı 1.0 İSLÂM İLMİHALİ Allah-u Teâlâ'ya İnanmak • Büluğ çağına eren akıllı her insanın, Allah-u Teâlâ'nın varlığına ve birliğine iman etmesi farzdır. Dini tebliğden haberi olmayan insanlar bile, O'nun varlığını ve birliğini
    Fetvalar ve Şafii İlmihali Halil Günenç
    Fetvalar ve Şafii İlmihali  Halil Günenç Fetvalar ve Şafii İlmihali Halil Günenç BU ESER TELİF HAKLARI NEDENİYLE YAYINDAN KALDIRILMIŞTIR!
    Kadın İlmihali - İndirin-
    Kadın İlmihali - İndirin- Kadın İlmihali İndirmek İçin Tıklayın.
    Büyük Şafii İlmihali - Ebu Şuca - İndirin-
    Büyük Şafii İlmihali - Ebu Şuca - İndirin- Büyük Şafii İlmihali Yazar: Ebu Şuca İndirmek için Tıklayın.. Selam ve dua ile..
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  2. #2
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de namaz nasıl kılınır?

    Namazın vücub şartları
    Namazın vücub yani farz olmasının şartları şunlardır:
    1- Müslüman olmak.
    2- Baliğ olmak.
    3- Akıl sahibi olmak, deli, baygın olmamak.
    4- Kadının; hayız ve nifas halinde olmaması. Hayız veya nifas halinde iken namaz kılınmaz ve kılınmayan namazlar kaza edilmez. Ancak tutulmayan, Ramazan oruçları kaza edilir.

    Namazın sıhhat şartları
    Namazın sıhhat yani geçerli olmasının şartları şunlardır:
    1- Hadesten taharet. Yani cünüp olanın gusül etmesi, abdestsiz olanın da, abdest alması.
    2- Necasetten taharet. Yani vücutta, elbisede ve namaz kılınan yerde necaset bulunmamak.
    3- Setr-i avret yani avret yerinin örtülmesi. Avret yeri; erkek için, göbekle diz arası, kadın için ise; yüz ve eller hariç vücudun tamamıdır.
    4- Vaktin girmesi.
    5- Kıbleye doğru namaz kılmak.
    6- Namazın nasıl kılınacağını bilmek.
    7- Namazı bozan işleri yapmamak. Mesela birşey yememek, içmemek ve konuşmamak.

    Namazın rükünleri
    Namazın rükünleri yani içindeki farzları şunlardır:
    1- Niyet etmek. Niyet, kalb ile yapılır, dil ile söylenmesi sünnettir. Ayrıca niyetin, Tekbiret-ül-ihram ile beraber getirilmesi gerekir. Yani “Allahü ekber” demekle beraber niyetin kalben yapılması gerekir. Farz namazda niyetinin üç şartı vardır. Bunlar:
    a) Kasıd, yani namaz kılmaya azmetmek,
    b) Tayin, yani kılınacak namazın adını söylemek,
    c) Farziyet, yani kılınacak namazın farz olduğunu tavsif etmek. Kılınacak namaz, belli bir nafile ise; kasıd ve tayin şarttır. Mutlak nafile ise, sadece kasıd şarttır.
    2- Tekbiret-ül-ihram. Yani niyet getirirken “Allahü ekber” demek.
    3- Fatiha okumak. Her rekâtte Fatiha’yı, Besmele ile birlikte okumak farzdır.
    4- Kıyam yani ayakta durmak.
    5- Rüku’ya varmak.
    6- İtidal, yani rüku’dan kalkmak.
    7- İki secde yapmak. Secdede, ayak parmaklarının içlerinin (altlarının) yere konulması gerekir. Dolayısıyla parmakların dışlarını veya uçlarını yere koymak kafi değildir.
    8-
    İki secde arasında oturmak.
    9- Son oturuş.
    10- Son oturuşta Tehiyyat (Teşehhüd) okumak. Teşehhüd şöyledir:
    “Et-tehiyyatü el-mübarekâtü es-salevatü et-tayyibatü lillahi es-selamü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü es-selamü aleyna ve ala ibadillah-is-salihine eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulullah.”
    Meali:
    (Tahiyyat (bütün övgüler), mübarekât (nema bulan bereketli şeyler), salevat (beş vakit namaz gibi fiili ibadetler) ve tayyibat (salih ameller) Allah’a mahsustur. Ey Peygamber! Allanın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selam, bizim ve Allanın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah [ibadet edilmeye layık) kimse yoktur. Yine şehadet ederim ki, Hazret-i Muhammed, Allah’ın resulü [yani elçisidir.)
    11- Son Tehiyyat’tan sonra, salevat-ı şerife getirmek. En azı, “Allahümme salli ala Muhammed” (Allah’ım! [Hazret-i] Muhammed’e salat [rahmet] eyle) demektir. Fakat salatın ekmeli [en iyisi] şöyledir:
    “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala Ali Muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala Ali İbrahime ve barik ala Muhammedin ve ala Ali Muhammedin kema barekte ala İbrahime ve ala Ali İbrahime fil-alemine inneke Hamidun Mecidun.”
    Meali:
    (Ya Rabbi! Hazret-i Muhammed’e ve O’nun Aline salevat getir, tıpkı Hazret-i İbrahim’e ve O’nun Aline salevat getirdiğin gibi. Yine Hazret-i Muhammed’e ve O’nun Aline bereket ver, tıpkı bütün alemlerin içinde Hazret-i İbrahime ve O’nun Aline bereket verdiğin gibi. Hiç şüphesiz sen, Hamid ve Mecid’sin.)
    12- Sağ tarafa selam vermek. “Esselamü aleyküm ve rahmetüllah” şeklinde selam verilir.
    13- Tertip üzere namaz kılmak.
    Tumanine’ye riayet etmek de ayrıca farzdır. Tumane; rüku’de, itidalde, iki secdede ve iki secde arasında: “Sübhanallah” (yani Allah, bütün kusurlardan münezzehtir) diyecek kadar beklemektir.

    Namazın eb’ad sünnetleri
    Namazın sünnetleri iki kısımdır. Bir kısım sünnetlerine “eb’ad” denir. Bunların herhangi birisi, unutulduğu veya terkedildigi zaman, secde-i sehv yapılır. Bu sünnetler şunlardır:
    1- Birinci Teşehhüdü okumak ve bu teşehhüdden sonra, Peygamber efendimize salevat getirmek.
    2- İkinci Teşehhüdden sonra, Peygamber efendimizin Âline salevat getirmek.
    3- Sabah namazının ikinci rekâtinde, rükudan kalktıktan sonra, ayakta Kunut okumak ve Kunutta, Peygamber efedimize, Âline ve Eshabma salat ve selam getirmek.
    4- Ramazan ayının ikinci yarısından itibaren, vitir namazının son rekâtında; rükudan kalktıktan sonra, ayakta Kunut okumak ve Kunutta, Peygamber efendimize, Âline ve Eshabına salat ve selam getirmek. Sabah namazı ve vitirde okunan Kunut şöyledir:
    “Allahümmeh-dini fi men hedeyte ve afini fi men afeyte ve tevelleni fi men tevelleyte ve barik li fima a’tayte ve kini şerre ma kadayte feinnke takdi vela yukda aleyke ve innehu la yezillu men valeyte vela yeizzu men adeyte tebarekte Rabbena ve tealeyte felekel-hamdu ala ma kadayte estağfirukellahümme ve etubu ileyke ve sallallahu ala Muhammedin-in-nebiyyil-ummiyyi ve ala Alihi ve Sahbihi ve selleme.”
    Meali: (Allah’ım! Hidayete erdirdiklerinle beraber beni de hidayete erdir, afiyet verdiklerinle beraber bana da afiyet ver, himaye ettiklerinle beraber beni de himaye eyle, verdiklerini benim için bereketli kıl, kaza ettiklerinin şerrinden beni koru. Çünkü sen hükmedersin, sana hükmedilmez, himaye ettiğin kimse zelil olmaz, zelil ettiğin kimse de aziz olmaz. Hayır ve bereketin çoktur, sen çok yücesin. Kaza ettiğin şeyler üzerine hamd sana mahsusustur. Allah’ım, senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum. Allah’ın salat ve selamı, Muhammed aleyhisselamın, Ali’nin ve Eshabının üzerine olsun.)

    Namazın hey’at sünnetleri
    Namazın bir kısım sünnetlerine de, “hey’at” denir. Bu sünnetlerin, unutulması veya terkedilmesi halinde, secde-i sehiv gerekmez. Bu sünnetler şunlardır:
    1- Niyeti dil ile söylemek. Kalb ile getirmek ise, farzdır.
    2- Tekbiret-ül-ihramı alırken, rüku’a giderken, rükudan kalkarken ve birinci Tehiyyatı okuyup üçüncü rekâte kalkarken, parmaklar normal biçimde açık olarak, başparmak kulak memesinin hizasına gelecek şekilde elleri kaldırmak.
    3-
    Kıyamda yani ayakta; elleri göğsün altında, göbeğin üstünde ve biraz sola doğru meyilli olarak bağlamak.
    4- Namazda secde yerine bakmak.
    5- Tekbiret-ül-ihramdan sonra, iftitah duasını okumak. İftitah duası şöyledir:
    “Veccehtu vechiye lillezi fetares-semavati vel-erda hanifen muslimen vema ene minel-muşrikine inne salati ve nüsuki ve mahyaye ve memati lillahi rabbil-alemine laşerike lehu ve bizalike umirtu ve ene minel-muslimine.”‘
    Meali:
    (Batıl dinlerden uzak durarak ve Müslüman olarak; yüzümü, gökleri ve yeri yaratan (Allah’a] çevirdim. Ben, [Allah’a] ortak koşanlardan değilim. Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin rabbi olan Allah’ındır. O’nun ortağı yoktur. Ben, bununla emrolundum. Ve ben, Müslümanlardanım.)
    6- Kıraatin açıktan okunduğu rekâtlerde Fatihayı ve ondan sonraki sureyi okurken gizlice Euzü çekmek. Besmele açıktan okunur. Fatiha okumaya başlarken, Besmele çekmek ise farzdır.
    7- Fatihadan sonra “amin” (kabul buyur) demek.
    8- İlk iki rekâtte Fatihadan sonra birer sure veya en az birer ayet okumak. Birinci rekâtte okunan surenin ikincide okunandan daha uzun olması sünnettir.
    9- Rükuda, üç kere: “Sübhane Rabbiyel-azim ve bihamdihi” (Büyük Rabbim, her türlü kusurdan münezzehtir, O’na hamd olsun) demek. Münferid ayrıca şunu da söyler: “Allahümme leke reka’tü ve bike amentü veleke eslemtü haşaa leke sem’i ve basari ve muhhi ve azmi ve asabi ve me-stekellet bihi kademi”
    Meali:
    (Allah’ım! Senin için rüku ettim, sana iman ettim, senin için Müslüman oldum. Benim, kulağım ve gözüm, iliğim, kemiğim, sinirlerim ve beni ayakta tutan her şey, senin için boyun eğdi.)
    10- İtidale kalkarken, “semiallahü limen hamidehü” (Allah, kendisine hamd edenin, hamdini kabul etti)di yerek doğrulmak. Tam olarak doğrulunca: “Rabbena lekel-hamdü, mil’es-semavati ve mil’el-ardi ve mil’e ma şi’te min şey’in ba’du.”
    Meali:
    (Ey Rabbimiz! Göklerin dolusu, yerin dolusu ve bundan sonra istediğin şeyin dolusu, hamd sana mahsustur.)
    Münferid ayrıca şunu da söyler:
    “Ehles-senai vel-mecdi ehakku ma kalel-abdu ve kulluna leke abdun la mania lima a’tayte vela mu’tiye lima mena’te vela yenfeu zel-ceddi mink-elceddu.”
    Meali:
    (Sen; sena [övgü] ve mecd [azamet, büyüklük] ehlisin. Kulun söylediği en haklı söz ki, biz de hepimiz sana kuluz, senin verdiğine kimse mani olamaz ve senin vermediğini, kimse veremez. Senin indinde, zengin kimseye, zenginliği bir fayda veremez.)
    11- Secdede üç kere: “Sübhane Rabbiyel-ala ve bihamdihi” (En yüce olan Rabbim, her kusurdan münezzehtir, O’na hamd olsun) demek. Münferid ayrıca şunu da söyler:
    Allahümme leke secedtu ve bike amentü ve leke eslemtü secede vechi li-llezi halekahü ve savverehü ve şakke sem’ahü ve basarehü tebareke-llahü ahsen-ül-halikine.”
    12- İki secde arasında: “Rabbiğfir li verhamni vecburni ver-zukni vehdini ve afini ve’fu anni” duasını okumak. Meali: (Ya Rabbi! Günahlarımı bağışla, bana rahmet eyle, eksiklerimi kapat, bana rızık ver, bana hidayet nasib eyle, bana afiyet ver ve beni affeyle.)
    İki secdeyi yapıp ayağa kalkmadan önce, hafifçe oturup öyle kalkmak. Buna, “Cülus-ul-istiraha” (istirahat oturuşu) denir.
    13- Rükuda elleriyle diz kapaklarını kavramak.
    14- Rükuda baş ile arkayı aynı hizada tutmak.
    15- Bütün oturuşlarda, “iftiraş” yapmak, yani sağ ayağı dikip sol ayağı yatırarak üstüne oturmak. Sadece son oturuşta, “teverrük” yapılır, yani sağ ayak dikilir; sol ayak da, sağ ayağın altından çıkarılır.
    16- Kıyamda ve rükuda iki ayağın arasını bir karış kadar açık bırakmak.
    17-
    Secde yaparken, elleri, omuzların hizasına koymak, parmakları kapatmak.
    18- Bütün oturuşlarda ve her iki teşehhüdü okurken, elleri dizlerin üzerine koymak.
    19- Teşehhüdden sonra şu duaları okumak:
    “Allahhumme inni euzü bike min azabil-kabri ve min azabinnari ve min fitnetil-mahya vel-memati ve min fitnetil-mesihid-deccali.”
    Meali:
    (Ya Rabbi! Şüphesiz ben, kabir zabından ve ateş azabından, hayat ve ölüm fitnesinden, mesih olan Deccalin fitnesinden sana sığınırım.)
    Allahhummeğfir li ma kaddemtu ve ma ehhartu ve ma esrartu ve ma a’lentu ve ma esraftu ve ma ente e’lemu bihi minni entel-mukaddimu ve entel-muahhiru la ilahe ille ente.”
    Meali: (Ya Rabbi! Geçmiş zamanda işlediğim, gelecek zamanda işleyeceğim, gizli olarak işlediğim, aşikare olarak işlediğim, israf olarak işlediğim ve senin benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı affeyle. Öne alan ve geciktiren sensin, senden başka ibadet edilecek kimse yoktur.)

    Tehiyyattan sonra; kendine, erkek ve kadın mü’minlere dua etmek de sünnettir. Şöyle dua edilir:
    “Allahümmağfirli ve lil-mü’minine vel-mü’minati vel-müslimine vel-müslimati el-ahyai minhum vel-emvati.”
    Meali:
    (Ya Rabbi! Benim, erkek ve kadın bütün müminlerin, erkek ve kadın bütün Müslümanlann hem diri hem de ölü olanlarının günahlarını affeyle.)
    20-
    Yalın ayak namaz kılmak.
    21-
    Farz namazdan sonra nafile namaza kalkmadan önce, bildirilen zikir ve duayı yapmak üzere oturmak sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir zat, farz namazını kıldıktan sonra, nafile kılmak için ayağa kalktı. Hazret-i Ömer, onu tutup oturttu ve şöyle dedi; farz namazdan sonra hemen nafile kılma. Bunun üzerine Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem; isabet ettin ey Hattab’ın oğlu, buyurdu.”
    Başka bir hadis-i şerifin meali de şöyledir: “Hangi dua icabete daha yakındır, diye sual edildiğinde, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; gece yarısı ve farz namazlardan sonra yapılan duadır.”

    Namazın mekruhları
    Namazın mekruhları şunlardır:
    1- Elbiseyle oynamak, parmak çıtlatmak veya parmakları birbirine geçirmek.
    2- Elbisenin kolları sıvalı olarak namaza durmak.
    3- Havaya veya sağa sola bakmak.
    4- Özürsüz olarak ağırlığı bir ayak üzerine vermek.
    5- Başı açık olarak namaz kılmak.
    6- Alçak sesle okunacak yerde yüksek sesle, yüksek sesle okunacak yerde alçak sesle okumak. Bir de, imamın arkasında, yüksek sesle okumak.
    7- Zarar görme tehlikesi varsa gözleri yummak.Şayet zarar görme tehlikesi yoksa, “hilaf-ı evla”dır (yani öyle yapmamak daha iyidir.)
    8-
    Secdede erkeğin; karnını uyluklarına yapıştırması, kadının da bunun aksine; karnını uyluklarından uzaklaştırması.
    9- Küçük ve büyük abdesti sıkıştırırken veya yel zorlarken namaza durmak.
    10- Çok aç olup, yemek hazır iken, namaza durmak. Ancak namaz vakti dar ise, Önce namazı kılmak gerekir.
    11- Rükuda başı fazla eğmek veya belin hizasından yüksek tutmak.
    12- İlk iki rekâtta Fatihadan sonra, sureyi okumamak.
    13- İftitah tekbirinin dışındaki tekbirleri almamak, iftitah tekbirini getirmek farzdır, getirilmezse namaz olmaz.
    14- Son oturuşta, Teşehhüdden sonraki duaları okumamak.

    Namazda erkek kadın farkı
    Namazda, kadın beş yerde erkekten farklı hareket eder, şöyle ki:
    1- Erkek; kıyamda, rükuda ve secdede dirseklerini yanlarından uzaklaştırır ve buralarda ayaklarını bir karış kadar birbirinden ayırır, secde de, iki dizini aynı şekilde birbirinden ayırır.
    Kadın ise, buralarda dirseklerini yanlarına yapıştırır. Ayaklarını ve secde de dizlerini birbirine yapıştırır.
    2- Erkek; rükuda ve secdede karnını uyluklarından uzaklaştırır. Kadın ise, rüku ve secdelerde karnını uyluklarına yapıştırır.
    3- Erkekler, kıraatin sesli okunduğu; sabah, akşam ve yatsı namazlarında sesini yükseltir. Kadın ise; yabancı erkek bulunduğu takdirde sesini yükseltmez.
    4- Yanlışlık yapan imamını, ikaz etmek gibi bir durum olduğu zaman, erkek; sadece zikir niyetiyle veya hem zikir hem de ikaz niyetiyle “sübhanallah” der. Şayet erkek hiç bir şeyi kasd etmeden veya sadece ikaz niyetiyle, “sübhanallah” derse, namazı bozulur. Kadın ise, böyle bir durumda “tasfik” eder. Yani sağ elin içini sol elin üstüne vurur.
    5- Namazda erkeğin avreti, diz ile göbek arasıdır. Hür kadının ise, yüz ve elleri hariç bütün vücudu avrettir.

    Namazı bozan şeyler:
    1-
    Abdestin bozulması.
    2- Bedene, elbiseye veya namaz kılınan yere necaset bulaşması.
    3- Avret yeri açılınca derhal örtülmemesi halinde namaz bozulur.
    4- Bir rekâtte, ara vermeden üç adım atmak veya el, ayak ve baş gibi organlarla üç harekette bulunmak.
    5- Göğsünü kıbleden çevirmek.
    6- Bir şey yemek veya içmek.
    7- Gülmek, ağlamak, üflemek, inlemek, aksırmak, öksürmek ve esnemek gibi şeyleri kasten yapınca iki harf çıkarsa, namaz bozulur. İrade dışı yapınca çıkan sesin, toplamı altı kelimeyi geçmezse namaz bozulmaz.
    8- Bile bile bir rüknü eksik bırakıp, diğerine geçmek. Mesela rükuu tam olarak yapmadan itidale kalkmak veya itidali tam yapmadan secdeye varmak gibi.
    9- Kasden bir rüku veya secdeyi fazla yapmak. Fatiha ve Teşehhüdü tekrarlamak ise, namazı bozmaz.
    10- İmama uyan kimsenin, özürsüz olarak imamdan iki rükün geri kalması. Mesela imam ikinci secdeden kalktığı halde, ona uyan kişinin mazeretsiz olarak hala birinci secdede olması gibi.
    11- Mestin, ayaktan çıkması veya mesh süresinin dolması gibi.

    Namaz şöyle kılınır:
    Ayakta; başparmak, kulak memesinin hizasına gelecek şekilde eller, kıbleye karşı açık tutularak kaldırılır ve niyet etmekle beraber “ Allahü ekber” diyerek tekbir getirilir ve eller göğsün altında, göbeğin az yukarısında hafif sola doğru bağlanır.

    Sonra Euzü-Besmele çekmeden, “Veccehtü” duası okunur. Euzü-Besmele çektikten sonra okunmaz.

    Sonra Euzü-Besmele çekilerek Fatiha suresi okunur. Besmele, Fatihadan bir ayettir. Onu okumak da farzdır. Cemaatle kılınsın, yalnız kılınsın; bütün namazlarda Fatihanın tamamını okumak farzdır.

    Sonra, bir sure veya ayet okunur. Birinci rekâtta okunan surenin ikinci rekâtta okunan sureden uzun olması ve Kur’an-ı kerimde, sıra bakımından ondan önce olması sünnettir. Sure, sadece ilk iki rekâtte okunur.

    Sonra eller kaldırılır ve tekbir getirilerek rüku’a varılır. Rüku’da, sırt, boyun ve baş aynı hizada tutulur. Dizler kırılmadan bacaklar düz tutulur. Dizleri tutarken parmaklar açık tutulur. Rüku’da üç kere, “Sübhane Rabbiyel azim ve bihamdihi...” denir.

    Sonra yine eller kaldırılarak itidal yapılır. Yani, “semiallahü limen hamidehü...” diyerek doğrulmaya başlanır. Tam olarak doğrulunca “Rabbena lekel hamdü...” denir.

    Sonra tekbir getirilir ve secdeye varılır. Şu 7 uzuv üzerinde secde edilir. Bunlar: Alın, burun, iki diz, iki avucun içi ve iki ayağın parmaklarının içleri. Önce dizler, sonra eller sonra da alın ve burun yere konur. Secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel a’la ve bihamdihi...” denir. Sonra tekbir getirilerek baş secdeden kaldırılır ve oturulur. İki secde arasında: “Rabbiğfir li verhamni...” okunur. Buna, “el-cülusu beynes-secdeteyn” (iki secde arasındaki oturuş,) denir. Sonra ikinci kere aynı şekilde tekbir getirilerek secde edilir.

    Sonra tekbir getirilerek ikinci secdeden kalkılıp, az oturulur, buna da “Cülus-ul-istiraha” (istirahat oturuşu,) denir.

    Sonra ayağa kalkılır. İkinci rekâtte Fatiha ve sure okunur. Rüku ve secdeler yapılır ve oturulur. Bu oturuşta birinci Tehiyyat okunur ve üçüncü rekâte kalkılır. Üçüncü rekâte kalkarken eller kaldırılır. Son iki rekâtte sadece Fatiha okunur, sure okunmaz.

    Son rekâtte, otururken son Tahiyyat okunur. Tahiyyatta; salevat-ı şerifeyi “Allahümme salli ala Muhammed”e kadar okumak farz, kalanını okumak sünnettir.

    Sonra; önce sağa, sonra da sola selam verilir.

    Bütün oturuşlarda sağ ayak dikilir ve sol ayak yatırılarak üstünde oturulur. Bu oturuşa “İftiraş” denir. Sadece son oturuşta, sağ ayak dikilir ve sol ayak, sağ ayağın altından çıkarılır. Bu oturuşa da “teverrük” denir.

    Sabah namazının son rekâtinde rükûdan kalktıktan sonra, eller kaldırılarak kunut okunur. Kunut, ayrıca Ramazan ayının ikinci yarısından itibaren ayın sonuna kadarki vitir namazlarının son rekâtlarında de okunur.

    Namazdan sonra zikir ve dua
    Selamdan sonra, 3 kere: “Estağfirullah-el-azim-ellezi la ilahe illa huvel-Hayyel-Kayyume ve etubu ileyhi” denir.
    Meali:
    (Büyük, kendisinden başka ilah olmayan, her zaman diri olan ve her şeyi ayakta tutan Allah’tan günahlarımın bağışlanmasını diliyorum ve O’na tevbe ediyorum (yani bütün günahlardan yüz çevirip O’na dönüyorum.])

    Ardından: “Allahümme entes-Selamu ve minkes-selamu tebarekte ve tealeyte ya Zel-celali vel-ikrami,” denir.
    (Allah’ım! Sen, Selam’sın, selamet sendendir. Sen çok büyüksün, hayrın ve bereketin çoktur, sen çok yücesin, büyüklük ve ikram sahibisin.)

    Ve Ayet-ül-kürsi okunur.

    Sonra sırayla 33’er defa: “Sübhanallahi”, (Allah, bütün kusurlardan münezzehtir) “El-Hamdu lillahi”, (Allah’a hamd olsun) “Allahü ekber” (Allah en büyüktür) okunur.

    Yüzüncü defa: “La ilahe illellahü vahdehü la şerike lehü lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve ala külli şey’in kadirun.”
    Meali:
    (Allah’tan başka ilah yoktur, O birdir, mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur ve O’nun herşeye gücü yeter.)

    “Allahümme inni es’eluke mucibati rahmetike ve azaimi magfiretike ves-selamete min külli ismin vel-ganimete min külli birrin vel-fevze bil-cenneti ven-necate minen-nari Allahümme inni euzu bike minel-hemmi vel-huzni ve euzu bike minel-aczi vel-keseli ve euzu bike minel-buhli vel-cubni vel-feşeli ve min galebetit-deyni ve kahrir-ricali.”
    Meali:
    (Allah’ım! Şüphesiz ben senden; rahmetinin muciblerini ve bağışlamanın azimelerini, bütün günahlardan salim kalmayı, her çeşit hayrı, Cenneti kazanmayı ve ateşten kurtulmayı diliyorum. Allah’ım! Keder ve üzüntüden sana sığınırım, acizlik ve tembellikten sana sığınırım, cimrilik, korkaklık, başarısızlık, borç altında ezilmek ve erkeklerin kahrından sana ağınırım.)

    Münferid de, me’mum [imama uyan] da imam da; duayı gizli yapar. Ancak hazır olanların öğrenmesi için, onlar öğreninceye kadar, aşikâre okunabilir.

    İmam, zikir ve dua esnasında; solunu mihraba sağını da cemaate çevirerek yüzünü onlara dönderir.

    Sonra secde yerlerini çoğaltmak için, başka bir yerde (kaza veya sünnet) namaz kılınır. Çünkü secde edilen yerler, Kıyamet günü kişiye şahitlik yapacaktır.

    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  3. #3
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de cemaatle namaz

    Cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazın sevabından çoktur. Hadis-i şerifte: “Cemaatle kılman namaz, yalnız başına kılman namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir” buyuruldu. Camideki cemaatin sevabı da, başka yerdeki cemaatin sevabından çoktur.

    Cemaate namaz kıldıran kimseye imam denir. İmama uyana “Muktedi” veya “Me’mum” denir. İmamda aranan şartlar şunlardır:
    1- Müslüman olmak.
    2- Akıllı olmak (deli olmamak.)
    3- Mümeyyiz olmak. Yani kendi başına taharetlenebilme, sağını solundan ayırt edebilme çağına ermiş olmak. Bu itibarla henüz 7 yaşına varmamış çocuğun imamlığı caiz değildir.
    4- Erkek olmak. Kadının, erkeklere imam olması caiz değildir.
    5- Kıraatinin sahih olması.
    6- Kendisine uyulacak imamın, o anda, başka bir imama uymuş halde bulunmaması.

    Cemaatle namaz kılmanın şartları
    Cemaatle namaz kılmanın bazı şartları şunlardır:
    1- Müslüman olmak.
    2- Akıllı olmak.
    3- İmama uymaya niyet etmek.
    4- Namazdaki fiillerde, imamı takip etmek.
    5- Uyan kişinin imamın hareketlerini bilmesi.
    6- Uyan kişinin itikadına göre, imamın namazının sahih olması. Bir kavle göre; imamın namazı kendi mezhebine göre sahih ise, ona uyan kişinin mezhebine göre sahih olmamasının zararı yoktur.
    7-
    İmamın kılmakta olduğu namazı bilahare iade etmek durumunda olmaması.
    8- İmamın kıraatinin sahih olması.
    9- Kıble hususunda, imamla ona uyan kimsenin kanaatlerinin bir olması. Kıble konusunda farklı düşünen yani biri kıble bu tarafta, diğeri şu tarafta diyen kimseler birbirine uyamazlar.

    Mesbuk meselesi
    Mesbuk; herhangi bir rekâtte, Fatihayı okuyabilecek kadar bir zaman, imamla beraber, ayakta bulunmayan kimsedir.

    Böyle bir kimse, yani bir Fatiha okuyabilecek kadar, imamla beraber ayakta bulunmayan kimse, rükudan önce imama yetişirse, Fatiha’dan okuyabildiği miktarını okur, imam rükua gidince, o da rükua gider, Fatiha’nın kalan kısmını okuması gerekmez. Şayet rükuda imama yetişirse, yine o rekâte yetişmiş olur. Fatihayı hiç okumamış olmasının mahzuru yoktur. İtidalde veya daha sonra imama yetişirse, o rekâtı kaçırmış olur. Fakat imama uyarak, onun yaptığı gibi yapar. İmam, selam verince kalkıp namazını tamamlar.

    İmamı rükuda gören kimse, önce iftitah tekbirini alır, sonra da rüku için tekbir alarak hemen rükua iner.

    Son oturuşta imama yetişen kimse, iftitah tekbirini alıp hemen oturur, imam selam verdikten sonra kalkar. Tam olarak namazını baştan kılar. Çünkü rükudan sonra, imama yetişen kimsenin, o rekâti sayılmaz, fakat yine de o kişi cemaat sevabını almış olur.

    Sabah namazında, ikinci rekâte yetişen kimse, imamla beraber kunutu okuduğu halde, ikinci rekâtte tekrar okur. Çünkü kunut ikinci rekâttedir.

    Akşam namazının, son rekâtının rükuundan önce, imama yetişen kimse, o rekâte yetişmiş olur. İmamla beraber teşehhüdü okuduğu halde, ikinci rekâtte yine okur. Çünkü kendisi için, ilk teşehhüd yeri burasıdır
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  4. #4
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de cuma namazı

    Cuma namazının vücub şartlan şunlardır:
    1- Müslüman olmak.
    2- Akıllı olmak.
    3- Baliğ olmak.
    4- Erkek olmak. Kadınlara farz değildir.
    5- Hür olmak. Kölelere farz değil.
    6- Mukim olmak. Yolcuya ve göçebelere farz değildir.
    7- Sağlıklı olmak. Cuma namazına, yürüyerek veya binekle gitmekte sıkıntı vve zorluk çeken hastaya, çok yaşlıya ve camiye götürecek birini bulamayan amaya farz değildir.
    Cuma namazının farzı iki rekâttır. Cemaatle kılınması farzdır.

    Cuma namazının sıhhat şartları
    Cuma namazının sıhhat yani geçerli olmasının şartlan, diğer namazların sıhhat şartları gibidir. Ayrıca aşağıdaki hususlara da riayet etmek gerekir:
    1- Cuma namazının şehir veya köyde, meskun saha içinde kılınması. Şu halde meskun saha dışında kalan arazi, çöl ve bahçe gibi yerlerde Cuma namazı kılınmaz. Devamlı çadırlarda yaşayanların, çadırları sahasında Cuma namazı kılınamaz.
    2- Cuma namazının; Müslüman, akıllı, baliğ, hür, erkek, mukim olan en az 40 kişi ile kılınması. Bu itibarla; bir köyde bu şartları taşıyan 40 erkek yoksa, onlara Cuma namazı farz değildir ve orada Cuma namazı kılınamaz. Bu şartlardan birini taşımayan mesela mukim, yani yerli olmayıp dışardan gelen yüzlerce yolcu orada toplansa bile, Cuma namazını kılamazlar.
    3- Cuma namazının öğle namazının vaktinde kılınması. Öğle vakti çıktıktan sonra, Cuma namazı kılınamaz. Öğle namazı kaza edilir.
    4- Cuma namazına, geç kalıp, ancak ikinci rekâte yetişen kimse, Cuma namazına yetişmiş olur.
    Fakat ikinci rekâtın rükuundan sonra mesela teşehhüdde, imama yetişen kimse, her iki rekâtı de kaçırmış olur. Böyle bir kimse, imam selam verince kalkıp; dört rekâtlık öğle namazını tamamlar.
    5- Birden fazla camide Cuma namazı kılınan yerde, Cuma namazından sonra, ayrıca öğle namazını kılmak.
    6- Cuma namazından önce, hutbe okumak.

    Kendisine; Cuma namazı farz olan kimsenin, Cuma günü fecir doğduktan sonra, yani sabah namazının vakti girdikten sonra ve Cuma namazından önce; yolculuğa çıkması haramdır. Ancak yol üzerinde Cuma namazı kılınan bir yere yetişip orada kılması mümkün ise, Cuma namazından önce yola çıkabilir.

    Kendisine, Cuma namazı farz olan kimsenin, Cuma namazının iç ezanının başlamasıyla beraber, her çeşit dünyevi işlerle meşgul olması haramdır.

    Hutbenin şartları
    Hutbe, Cuma namazının şartlarındandır. Hutbenin sahih yani geçerli olmasının şartları şunlardır:
    1- Hutbenin iki tane olması ve öğle namazı vaktinde okunması.
    2- Hutbenin, bütün rükünlerinin Arapça olarak okunması.
    3- Hutbe rükünleri arasında, iki hutbe arasında ve hutbeler ile namaz arasında hafif iki rekât namaz kılınabilecek kadar ara verilmemesi. Ancak rükünler arasında yapılan vaaz, fasıla sayılmaz. Bununla beraber, vaazın kısa tutulması sünnettir.
    4- Hutbenin ayakta okunması.
    5- Hutbenin bütün rükünlerinin, Cuma namazının sıhhati için aranan şartları taşıyan, en az kırk kişiye işittirecek kadar yüksek bir ses tonu ile okunması.
    6- Hatibin, iki hutbe arasında biraz oturması. Bu oturuşun, bir ihlas okunacak kadar sürmesi sünnettir.
    7- Hatibin erkek olması.
    8- Hutbenin, Cuma namazından önce okunması.

    Hutbenin rükünleri
    1- Her iki hutbede Allahü tealaya hamd etmek.
    2- Her iki hutbede Peygamber efendimize salat (salevat) getirmek. Salavatta O’nun ismini anmak; mesela [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] demek şarttır, zamir ile söylemek kafi değildir.
    3- Her iki hutbede takva için tavsiyede bulunmak. Bu rükün; “Usiküm bi takvallah” (Size, Allah’ın takvasını tavsiye ediyorum) gibi cümlelerle ifade edilir.
    4- Hutbelerin birisinde bir ayet okumak. Ayetin birinci hutbede okunması efdaldir.
    5- İkinci hutbede müminlere, ahiret ile ilgili dua etmek.

    Hutbenin sünnetleri
    1- Önce hamd, sonra salevat, sonra takva için vasiyet olmak üzere rükünleri sırasıyla okumak.
    2- Hatibin sesini işitenlerin, hutbeyi dinlemeleri.
    3- Hatibin, minber gibi yüksek bir yerde hutbe okuması, minbere çıkınca cemaate dönüp selam vermesi, sonra oturması, bundan sonra müezzinin minberin önünde ve hatibin karşısında, ezan okuduktan sonra, hutbeye başlanması.
    4- Hutbenin anlaşılır, cümlelerinin düzgün ve kısa olması.
    5- Hatibin, hutbe okurken sağa sola dönmemesi. Sağ elini minberin kenarı üzerine koyması vve iki hutbe arasındaki oturuşta ihlas suresini okuması.

    Cumanın sünnetleri
    Cuma günü, yapılması sünnet olan işlerden bazıları:
    1- Cuma guslü niyetiyle gusledip, bedeni iyice temizlemek. Bunun vakti, sabah namazının vaktinin girmesiyle başlar.
    2- Uzamış olan el ve ayak tırnaklarını kesmek, fazla kılları gidermek, bıyığı kısaltmak, saç ve sakalı taramak.
    3- En güzel elbiseyi giymek, güzel koku sürünmek.
    4- Cumaya erken gitmek.
    5- Cumaya giderken ağırbaşlı ve sükunetle yürümek, yolda gizlice zikir veya Kur’an-ı kerim okumak.
    6- Camiye girince en önde olan boşluğu doldurmak, namaz kılanların önünden geçmemek.
    7- Camiye girince, oturmadan evvel, “tehıyyet-ül-mescid” niyetiyle iki rekât namaz kılmak.
    Hatip minbere çıktıktan sonra, camiye giren kimse, Cuma namazının; müekked olan iki rekâtlık ilk sünnetini hafifçe kılıp, hutbeyi dinlemeye başlar. Bu sünnet, “tahıyyet-ül-mescid” namazının yerine de geçer. Hatib, hutbeye başlamış olsa da, böyle yapılır.
    8- Cuma günü ve gecesi Kehf suresini okumak.
    9- Bol bol salevat-ı şerife getirmek, çok dua etmek, sadaka vermek.


    Şafii’de zekât

    Allahü teala, namaz kılmayı nasıl emretmişse, zekât vermeyi de aynı şekilde emretmiştir. Ayet-i kerimede mealen buyuruldu ki: “Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin!” Dolayısiyle zekât vermek, namaz kılmak gibi farzdır. Zekât vermek, İslamın rükünlerinden olup, farziyetini inkar eden -Allah saklasın- kafir olur.
    Zekât, lügatte artma, çoğalma, büyüme manalarına gelir. Fıkıhta ise; senede bir kere belli mallardan belli şekilde çıkarılan ve belli kimselere verilen belli bir haktır.

    Zekâta tabi olan mallar
    Zekâta tabi olan mallar şunlardır:
    1- Altın, gümüş ve paralar.
    2- Ticaret malları.
    3- Davar. Yani koyun ve keçi.
    4- Sığır, manda ve camus.
    5- Deve.
    6- Ekin. Ekinden maksat; gıda olması niyetiyle ihtiyari olarak ekilen şeylerdir. Buğday, arpa, pirinç mmercimek ve nohut gibi.
    7- Meyva; yani hurma ve üzüm. Bu ikisinin haricindeki meyvaların hiçbiri zekâta tabi değildir.

    Zekâtın Farz Olması
    Kişiye, zekât vermenin farz olmasının şartlan şunlardır:
    1- Müslüman olmak. Dolayısiyle kafir olanlara zekât vermek farz değildir.
    2- Hür olmak. Köle; zekât vermekle mükellef değildir. Çünkü kölenin elindeki malların tamamı, efendisinindir.
    3- Tam mülkiyete sahip olmak. Bunun için; “mükateb” olan köle, tayin edilen zaman içinde, kararlaştırılan miktardaki malı efendisine veremezse, azad olmaz ve elindeki malların tamamı efendisine geçer. İşte bu köle, tam mülkiyete sahip olmadığı için elindeki malların zekâtını vermekle mükellef değildir.
    4- Nisaba malik olmak. Yani zekâta tabi olan malın, zekâtın farz olması için aranan çokluğa ulaşmış olması gerekir. Mesela; altının 20 miskal yani 69 gram olması gibi. Nisabdan aşağıda olan mala zekât düşmez.
    5- Malikin muayyen olması. Bunun için henüz doğmamış ceninin malında zekât yoktur. Yine vakıf olan malın zekâtı yoktur. Çünkü bunun da sahibi belli değildir.
    6- Bazı mallarda, havelan-ı havi. Yani zekâta tabi olan malın üzerinden bir senenin geçmesi. Bunun için nisab miktarı kadar olduğu halde üzerinden bir sene geçmemiş mala zekât düşmez. Bu anlattıklarımız zekâtın genel şartlarıdır. Bunların haricinde her malın kendisine mahsus şartlan da vardır.

    Baliğ olmak, akıllı olmak, reşit olmak ve borcunu tahsil etmek zekâtın şartlarından değildir. Dolayısıyla; çocuğun, delinin ve sefihin malını da zekât düşer. Bunların zekâtlarını, velileri verir.

    Borçlu, hazır olup borcunu ödeyecek durumda ise, “hail” (yani tahsil zamanı gelmiş) olan nisab miktarı kadar olan veya eldeki malla birlikte nisab miktarı kadar olan alacakların, üzerinden bir sene geçtiği takdirde, zekâtlarının hemen verilmesi gerekir.

    “Hail” olduğu (yani tahsil zamanı geldiği) halde, borçlu; fakir olduğu veya inkar ettiği için tahsil edilemeyen alacağın, zekâtının hemen verilmesi gerekmez. Tahsil edildiği zaman zekâtı verilir.

    “Müeccel” olan (yani tahsil zamanı henüz gelmemiş) olan alacağın zekâtı, tahsil edildikten sonra veya bilfiil tahsil edilmese bile, tahsil etmeye kadir olunduktan sonra verilir.

    Kaybolan, gasb edilen ve inkar edilen malın zekâtı da, tahsil edildikten sonra verilir.

    Zekât verirken; eldeki malın tamamını kaplayan borç dahi düşülmez. Yani kişinin; elindeki mal kadar, borcu olsa dahi, elindeki malların tamamının zekâtını vermesi gerekir. Çünkü borç, zimmetle alakalı iken, zekât malla ilgilidir. Dolayısiyle borç, zekâta mani olmaz.

    Buna göre alacaklı da borçlu da zekât verir. Şöyle ki, borçlu elindeki bütün malların zekâtını vverir, alacaklı da alacağını tahsil ettikten sonra, onun zekâtını verir.

    Altın ve gümüşün zekâtı
    Altının “nisab”ı yani zekâtının verilmesi farz olan miktarı 20 miskaldir. 20 miskal, 69 gram altın eder. Dolayısiyle 69 gram saf altını veya 69 gram saf altın değerinde parası olan kimsenin, zekât vermesi gerekir.

    Altının zekâtı 40’ta bir yani yüzde ikibuçuk (% 2.5) oranında verilir. Buna göre 69 gram altını veya bu değerde parası olan kimse, bunun yüzde ikibuçuk oranında zekâtını verir. Mesela yirmi miskal altını olan kimse, bunun yarım miskalini zekât olarak verir.

    Altının nisabı gümüşle tamamlanmaz. Şöyle ki, 10 miskal altını ve 100 dirhem gümüşü olan kimse, bunların zekâtını vermez. Çünkü altının nisabı 20 miskal, gümüşünkü 200 dirhemdir. 1 dirhem 2.42 gramdır. Buna göre 200 dirhem 484 gramdır. Bu ikisinin cinsleri farklı olduğu için, birbirini tamamlamazlar. Zekâtlarının verilmesi için ikisinin ayrı ayrı olarak, nisab miktarı olmaları gerekir. Yani altının en az 20 miskal, gümüşün de 200 dirhem olması gerekir.

    Kadınların mübah olan altın ve gümüş takılarına (süs eşyalarına) zekât düşmez. Fakat kadının israfa kaçan süs eşyası gibi, mekruh olan süs eşyasına zekât düşer.

    Erkeğin gümüş yüzükten başka, altın ve gümüş eşya gibi haram olan süs eşyasına da zekât düşer.

    Hem kadın hem de erkek için; her türlü altın ve gümüş ev eşyası edinmek ve kullanmak haramdır. Bunların da zekâtının da verilmesi gerekir.

    Kadının mekruh olan süs eşyaları ve erkeğin haram olan eşyalarının zekâtı verilirken kıymetleri esas alınır. Ev eşyalarında ise, ağırlıkları esas alınır.
    Altın ve gümüş haricindeki mücevherat süsler, zekâta tabi değildir. Ancak bunların ticareti yapılıyorsa, ticaret malı olarak zekâtlarının verilmesi gerekir.

    Ticaret malının zekâtı
    Ticaret; kar etmek niyetiyle, para ile veya bir mal karşılığında alınan her çeşit taşınır ve taşınmaz mallardır. Ne olursa olsun bütün ticaret malları zekâta tabidir. Dolayısıyla ticareti yapılan her türlü; arazi, bina, araba, hayvan, yiyecek, ev eşyası ve diğerlerinin zekâtı verilir.

    Hibe, miras ve çalışılarak elde edilen şeyler; para veya mal karşılığında alınmadıkları için, ticaret eşyası değildirler. Binaenaleyh zekâtları verilmez. Ancak bu yollarla elde edilen şey, mal değil de para ise, altın hükmünde olduğu için, şayet nisab miktarında ise ve üzerinden bir sene geçerse, 40’ta bir yani yüzde iki buçuk oranında zekâtı verilir.

    Ticaret malının zekâtının farz olması için, gereken şartlar şunlardır:

    1- Malın, para ile veya bir bedel karışlığında alınmış olması.
    2- Malın ticaret niyetiyle alınmış olması.
    3- Malın kullanmak niyetiyle alınmamış olması.
    4- Üzerinden bir senenin geçmiş olması. Ticaret malında, sene malın alındığı günden itibarendir. Buna göre ticaret malı, alındığı zaman nisab miktarı olmasa bile, bir sene sonra eğer nisab miktarı olmuşsa zekâtı verilir.

    Fakat nisab miktarındaki parayla alınan ticaret eşyasının zekâtı, eşyanın alındığı günden itibaren değil, o nisab miktarındaki paraya sahip olunduğu günden itibarendir. Binaenaleyh 69 gram veya daha fazla altın değerindeki bir paraya sahip olan kimse, bu paraya sahip olduğu günden dört ay sonra, bu parayla ticaret yaparsa, sene, paraya sahip olduğu günden itibarendir. Yani sekiz ay sonra bu paranın zekâtını vermesi gerekir.

    Yine 69 gram altın değerindeki paranın yarısıyla ticaret yapıp, diğer yarısı elinde kalırsa, sene sonunda hepsi nisaba ulaşıyorsa, zekâtları verilir ve senesi paraya sahip olduğu günden itibarendir. Ticarete başladığı günden itibaren değildir.

    5- Ticaret malının kıymetinin nisab miktarında veya daha fazla olması. Dolayısıyla ticarete başlanan para, nisab olsun olmasın, senenin sonunda nisab miktarında değilse, zekâtı verilmez.

    Ancak ticaret malının kıymeti, senenin sonunda nisab miktarında olmamakla beraber, adamın elinde nisabı dolduracak kadar nakit varsa tamamının zekâtını verir. Mesela 69 gram değerinde parası olan kimse, bu paranın yarısıyla ticaret yapıp, yarısını da nakit olarak bırakırsa, senenin sonunda ticaret yapılan kısmı nisab olmuyorsa, yanındaki nakit de buna ilave edilecek ve hepsinin zekâtı verilecek.

    Ancak bu şekilde yine nisab olmuyorsa mesela zarar edip senenin sonunda ancak elli gram altın değerinde para kalırsa buna zekât düşmez. Çünkü elinde nakit olarak duran miktar, buna ilave edildiği halde nisabı dolduramamaktadır. Dolayısıyla zekâtı verilmez.

    6- Ticaret mallarının, nisab miktarından az olan paraya çevrilmemesi. Şayet ticaret malının tamamı paraya çevrilir ve bu para nisab miktarından az ise, sene kesilmiş olur. Şayet bu parayla yeniden ticaret yapılırsa, sene ikinci defa ticarete başlandığı günden başlar.

    Bazı önemli bilgiler
    Ticaret malının zekâtı ile alakalı bazı önemli notları hatırlatmak istiyoruz, şöyle ki:
    1- Zekât verilirken, sene içindeki karlar, sermayeye ilave edilir. Malların fiyatlarının artması da böyledir. Dolayısıyla sene sonunda eldeki bütün malların o günkü kıymetleri üzerinden zekât verilir.
    2- Ticareti yapılan malın kendisi zekâta tabi ise, mesela koyun ticareti yapılıyorsa zekât şöyle verilir:
    a) Şayet ticareti yapılan malın kıymeti değil de, kendisi nisab miktarında ise, zekât “ayn”ından yani kendisinden verilir. 69 gram değerinde olmayan kırk koyun gibi.
    b) Ticareti yapılan malın kendisi değil de kıymeti nisab miktarında ise, zekâtı kıymeti üzerinden verilir. Mesela 39 koyun, 69 gram altın değerinde olduğu zaman, zekâtları kıymet üzerinden verilir. Çünkü 40’tan aşağı olan koyunlara, zekât düşmez.
    c) Ticareti yapılan malın; hem kendisi hem de kıymeti nisab miktarında ise ve seneleri aynı günde doluyorsa, yine zekât “ayn”ından yani kendisinden çıkarılır. 69 gram altın değerindeki kırk koyun gibi.
    d) Her ikisinin kıymeti nisab ise, ve ticaretin senesi önce doluyorsa, bu sene kıymetten, sonraki bütün senelerde ise, kenidisinden çıkarılır.
    3- “Mudaraba” ve “kırad” aynı manaya gelen iki kelimedir. Emek sermaye ortaklığı, demektir. Sermaye sahibi, sermayesini çalıştırmak üzere bir kimseye verir. Bu ortaklıkta, karın bir kısmı, mesela yarısı emekçiye verilir. İşte bu ortaklığın ticaret zekâtı, sermaye sahibine düşer. Eğer zekâtı kendi hususi malından verirse, olur. Eğer ortaklıktan verirse, zekât onun kar payından düşülür.

    Madenlerin zekâtı
    Madenden çıkarılan altın hammaddesi, işlenip temizlendikten sonra, 69 gram saf altın ve gümüş hammaddesi de 484 gram saf gümüş ederse, bunların zekâtı, hemen kırkta bir yani yüzde ikibuçuk oranında çıkarılıp ödenir. Bir sene geçmesi beklenmez. Çünkü maden zekâtının iki şartı vardır. Bunlar:
    1- Çıkarılan hammaddenin işlenip temizlendikten sonra nisab miktarında olması.
    2- Çıkaran kimsenin, zekât mükelleflerinden olması yani Müslüman ve hür bir kimse olması.

    Definelerin zekâtı
    Define, cahiliyet devrinde yani İslamiyet’ten Önceki dönemde, toprağa gömülen altın veya gümüşlerdir. Böyle bir defineyi bulan kimse, eğer bulduğu altın veya gümüş nisab miktarında ise, zekâtını hemen beşte bir (5’te bir) olarak çıkarıp verir. Bunda da bir sene beklenmez.

    Bulunan define; eğer bazı işaretlerden İslam dönemine ait olduğu anlaşılırsa, mesela üzerinde Kur’an-ı kerim ayetleri veya bir Müslüman hükümdarın ismi varsa, “lukata” (bulunan eşya) gibidir. Yani sahibi biliniyorsa; kendisine verilir, yoksa varislerine verilir.

    Zahire ve meyvenin zekâtı
    Zahireden maksat; buğday, arpa, pirinç, nohut, darı, mısır, mercimek, fasulye gibi normal zamanda yani kıtlık olmadığı bir zamanda, ihtiyari olarak (isteyerek) gıda maddesi niyetiyle ekilen şeylerdir.

    Meyveden maksat ise; hurma ve üzümdür. Bu ikisinin haricindeki hiçbir meyveye zekât düşmez.

    Zahire ve meyvenin nisabı 5 “vesk”tir. Bir vesk, altmış (60) “sa”dır. Bir sa, 1680 gramdır. Buna göre bir vesk, 100 kilo ve 8 gramdır. Buna göre beş vesk, 504 kilodur. Yani 504 kilodan az olan zahire ve meyveye zekât düşmez.

    Şayet ekin veya meyve ağaçları; masrafsız sulanıyorsa, onda biri; motor ve benzeri aletlerle sulanıyorsa, yirmide biri zekât olarak verilir.

    Meyvaların; zekâtını vermeden veya tesbit etmeden Önce, yemek veya sadaka vermek caiz değildir.

    Hayvanların zekâtı
    Zekâta tabi hayvanlar; davar, sığır ve devedir. Bu hayvanlara, zekât düşmesi için, üzerlerinden bir senenin geçmesi, yıl boyunca merada parasız olarak otlanmaları gerekir.

    Ayrıca bu hayvanların, üreme veya sütleri için beslenmeleri de şarttır. Dolayısiyle iş için, beslenen hayvanlara zekât düşmez.

    Davarların zekâtı
    Davarın (yani koyun ve keçinin) nisabı 40’tır. Koyun ve keçinin zekâtı şöyle verilir:
    40’tan 120’ye kadar, bir şat (yani 2 yaşına girmiş bir koyun veya 3 yaşına girmiş bir keçi) verilir.
    121’den 200’e kadar 2 şat verilir.
    201’den 300’e kadar 3 şat verilir.
    Bundan sonra her yüz davar başına bir şat verilir. Bu sayıların arasındaki miktarlar, zekâttan muaftır. Koyunun zekâtı keçi olarak; keçinin zekâtı da, koyun olarak verilebilir.

    Sığırların zekâtı
    Sığırın nisabı 30’dur. Bu sayıdan aşağıda olan sığırlara zekât düşmez. Sığırların zekâtı şöyle verilir:
    30’dan 39’a kadar, 1 “Tebi” (iki yaşına girmiş bir buzağı) verilir.
    40’tan 59’a kadar 1 “Müsinne” (üç yaşına girmiş bbir buzağı) verilir.
    60’tan 69’a kadar, 2 Tebi,
    70’ten 79’a kadar 1 Müsinne vel Tebi verilir.
    80’den 89’a kadar 2 Müsinne verilir.
    90’dan 99’a kadar 3 Tebi verilir.
    100’den 109’a kadar, 1 Müsinne ve 2 Tebi,
    110’dan 119’a kadar, 2 Müsinne ve 1 Tebi verilir.
    Bundan sonra, her 30’da, bir Tebi ve her 40’ta bir Müsinne verilir. Mesela sayı, 120’ye ulaşınca 3 Müsinne veya 4 Tebi verilir.Şayet sadece Tebi veya Müsinne varsa, olan verilir. Eğer ikisi de varsa, müstehaklar için hangisi daha iyi ise, o verilir. İki sayı arasındaki miktara zekât düşmez. Mesela 30’dan 39’a kadar, sadece 1 Tebi verilir.

    Develerin zekâtı
    Develerin nisabı, 5’tir. Beşten aşağı deveye zekât düşmez. Develerin zekâtı şöyle verilir:
    5’ten 9’a kadarki develer için bir şat verilir.
    10’dan 14’e kadar 2 şat verilir.
    15’ten 19’a kadar 3 şat verilir.
    20’den 24’den 4 şat verilir.
    25’ten 35’e kadar 1 Bintimehad verilir.
    36’dan 45’e kadar 1 Bintilebun verilir.
    46’dan 60’a kadar 1 Hıkka verilir.
    61’den 75’e kadar 1 Cezaa verilir.
    76’dan 90’a kadar 2 Bintilebun verilir.
    91’den 120’ye kadar 2 Hıkka verilir.
    Bundan sonra her 40 deve için 1 Bintilebun ve her 50 deve için 1 Hıkka verilir. Mesela deve sayısı 170 olup üzerinden bir sene geçince, 3 adet Bintilebun ve 1 adet Hıkka verilir. Çünkü 170 sayısında üç 40’lık ve bir 50’lik vardır.
    “Şat”, 2 yaşına girmiş koyun, veya 3 yaşına girmiş keçidir.
    “Bintimehad”, 2 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Bintilebun”, 3 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Hıkka”, 4 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
    “Cezaa”, 5 yaşına girmiş deve yavrusudur.

    Sadaka-i fıtr
    Ramazan bayramı günü ve gecesi, bir günlük yiyeceği olanın hem kendisinin hem de bakmakla mükellef olduğu kimselerin fıtralarını vermesi farzdır.

    Fıtra; pirinç, buğday gibi gıda maddelerinden ve hurma ile kuru üzümden bir sa’dır. Bir sa’, mutedil bir avuçla; 4 (dört) avuçtur. Bu da 1680 gramdır (Yani 1 kilo 680 gramdır.)

    Buğday vermek efdaldir. Fıtra; para veya un olarak verilemez.

    Fıtranın, Ramazan ayının başında verilmesi caiz, bayram namazından önce verilmesi müstehab, bayram namazından sonraya bırakılması mekruh ve ondan sonraya mazeretsiz bırakılması haramdır.

    Fıtra, zekât verilebilen sınıflara verilir.

    Zekât kimlere verilir?
    Zekât şu sınıflara verilir:
    1- Fakir. Yeterli malı ve kazancı olmayan kimsedir. Mesela on dirheme ihtiyacı varken, ancak iki veya üç dirhem kazanır.
    2- Miskin. Malı veya kazancı vardır. Fakat ihtiyaçlarına yetmemektedir. Mesela on dirheme ihtiyacı olduğu halde, elinde sadece sekiz dirhem vardır.
    3- Amil. Zekât işinde çalışan vazifeli.
    4- Müellefet-ül-kulub. Müslüman olmuş, fakat islamı zayıf kimseler veya islamı kuvvetlidir, fakat onlara zekât vermekle başkalarının Müslüman olması ümit edilir.
    5- Rikab. Efendisiyle sahih “kitabet” (belli bir miktar mal karşılığında azad olma) akdi yapan köleler.
    6- Garim. Kendisi için bir borca girmiş ve ödeme zamanı geldiği halde ödemeye gücü olmayan kimse.
    7- Ehlu sebilillah. Allah yolunda cihad eden savaşçılar.
    8- İbnüs-sebil. Mübah bir yolculukta bulunan yolcu.

    Zekâtı, bu 8 sınıftan mevcut olanların tamamına vermek gerekir. [Bugün bu sekiz sınıf bulunmadığı için, Hanefi mezhebi taklit edilerek, bir sınıfa verilebilir.]

    Bulunduğu yerde müstehaklar varken, zekâtı başka yerlere nakletmek haramdır ve zekât verilmiş olmaz. Bir kavle göre ise, caizdir.

    Kâfir, çocuk, deli, zengin, ana-baba, hanım, evlatlar ve haram yolda harcayacağı bilinen kimseye zekât verilmez. Bunların zekât alması haram olduğu gibi, bunlara zekât vermek de haramdır.

    Zekât nasıl verilir?
    Zekât ve fıtrayı, mevcut olan sınıfların tamamına vermek gerekir. Fakat İmam-ı Rafii’ye göre, fıtrayı sadece bir kişiye vermek de caizdir.

    Mal ve zekâtın verileceği kimseler mevcut ise, zekâtın hemen ödenmesi gerekir.

    Zekât veren kimse, alacağını, zekât yerine sayamaz. Ancak şartsız olarak borçluya zekât verir, borçlu da, aldığı zekâttan borcunu öder.

    Kişi, zekâtını verme imkanına sahip olduğu halde vermeyip, elindeki mal telef olursa, zekâtını tazmin eder.

    Zekâtta niyet etmek gerekir. Zekâtı, maldan ayırırken veya fakire verirken niyet edilir.

    Zekât, ancak malın cinsinden ödenir. Sadece develerin sayısı 25’in altında ise, zekâtları koyun veya keçi olarak verilir.

    Bir de ticaret malının zekâtı nakit olarak verilir.
    Gümüş için, altın zekât verilemez, bunun aksi de olamaz.
    Borçlu kimse, -borcu, ne kadar çok olursa olsun- nisab miktarında malı varsa, zekâtını verecektir

    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  5. #5
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de oruç
    <DIV align=left>
    Savm’ yani oruç, lügatte; herhangi bir şeyden uzak durmak, manasına gelir. Dinde ise; özel bir niyetle gün boyu, orucu bozan şeylerden uzak durmak, demektir. Oruç tutmak farzdır. Farz olduğunu inkar eden, kafir olur. Allahü teala buyuruyor ki:
    “insana doğru yolu gösteren, hidayet sebeplerinin beyanı, hak ile batıl arasını ayırıcı olan Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayını görenleriniz, onda oruç tutsunlar. Hasta olan ve yolculukta bulunan kimsenin; tutmadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutması icab eder.”

    Hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:
    “Ramazan ayı, öyle bir aydır ki; Allah, onda oruç tutmayı, size farz etti. Ben de, onun gecelerinde namaz kılmayı size sünnet ettim. Her kim inanarak ve sevabını bekliyerek; gündüzlerini oruç, gecelerini de namazla geçirirse, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılır.”

    Orucun rükünleri
    Orucun iki rüknü vardır:
    1- Niyet getirmek. Her gün için ayrı ayrı niyet getirilir. Ramazan, nezir, kaza ve kefaret orucunda, o günün gecesinde, imsaktan önce niyet edilir. Gece niyet getirildikten sonra, imsak vaktine kadar orucu bozan davranışlarda bulunmanın mahzuru yoktur.

    Gece niyet getirmeyi unutan kimse, Ramazana hürmeten o günü akşama kadar oruçlu gibi durup bir şey yiyip-içmeden geçirir. Sonra da, o günü kaza eder.

    Fakat nafile oruca, öğleye kadar niyet getirilebilir.

    Oruç kazası olan kimse, özürsüz olarak kazasını geciktirir ve ertesi senenin Ramazan ayı girerse, haram işlemiş olur. Orucunu kaza ettikten sonra ayrıca, her gün için fidye verir. Fidye; her oruç için bir “müd” (bir avuç) yiyecektir.

    2- Orucu bozan şeylerden uzak durmak.

    Orucu bozan şeyler:
    1-
    Burun, ağız, kulak, ön ve arka gibi açık bir menfezden bir şeyin içeriye girmesi.
    2- Cinsi münasebette bulunmak.
    3- İstimna (mastürbasyon) yapmak suretiyle meninin çıkması.
    4- İsteyerek kusmak.
    5- Kadının hayız veya lohusa olması.
    6- Bir an için bile olsa delirmek.
    Sadece cinsi münasebetle bozulan orucun kefareti vardır. Kefaret; ard arda iki ay oruç tutmaktır. Ayrıca bir gün de kazası yapılır.

    Orucun sünnetleri
    Orucun sünnetlerinden bazıları şunlardır:
    1- Güneş iyice batıp, gecenin girdiği kesinleştikten sonra iftar yapmakta acele etmek.
    2- Fecr-i sadıkın (sabah namazı vaktinin) girmesinden korkulmadığı müddetçe sahuru, geciktirmek.
    3- Kötü sözler konuşmamak.
    4- Sabah olmadan, cenabetten gusletmek.
    5- İftar vaktinde dua etmek. Peygamber efendimizin, iftar vaktinde yaptığı dualardan bazıları şunlardır:
    “Allahümme leke sumtu ve ala rızkike eftartu.” (Buhari, Müslim)
    Meali:
    (Allah’ım! Senin için oruç tuttum ve senin [verdiğin] rı-zıkla orucumu açtım.)
    “Zehebez-zame’ vebtelletil-uruk ve sebetel-ecru inşaallahü teala.” (Ebu Davud)
    Meali:
    (Susamak gitti, damarlar ıslandı ve sevab sabit oldu, Allahü teala dilerse.)
    “Elhamdü lillah-il-lezi eaneni fesumtu ve reze-kani feeftartu.” (İbn-is-Sünni) Meali:
    (Oruç tutmam için yardım eden ve bana rızık verip orucumu açtıran Allah’a hamd olsun.)
    6- Çok Kur’an-ı kerim okumak.
    7- Çok sadaka vermek.
    8- Özellikle Ramazan ayının son 10 gününde itikâf yapmak.

    İtikaf nedir?
    İtikaf, Müslüman bir kimsenin, niyet getirmek suretiyle camide kalması, demektir. İtikaf, her zaman müekked sünnettir. Peygamber efendimiz: “Her kim, bir devenin iki sağımı arasında geçen vakit kadar camide itikâf ederse, bir köle azad etmiş gibi olur” buyurdu.
    İtikafın efdali, Ramazanın son 10 gününde yapılanıdır.

    İtikafın rükünleri şunlardır:
    1-
    İtikafa giren kimse. Bunun Müslüman olması, akıllı olması ve büyük hadesten temiz olması. (Yani cünüp olmaması, kadının hayızlı ve lohusa olmaması.)
    2- Niyet getirmek. Niyet kalb ile getirilir.
    3- Caminin içinde itikâf etmek. Caminin dışında itikâf etmek sahih değildir.
    4- Az da olsa bir miktar camide kalmak.

    İtikafı bozan şeyler şunlardır:
    1-
    Vati’ (cinsi münasebet.)
    2- Meni gelmek şartıyla, şehvetli mübaşeret. Hanımına; şehvetle dokunmak veya öpmek gibi.
    3- Allahü teala saklasın- kişinin dinden çıkması.
    4- Delirmek veya sarhoş olmak.

    5-
    Mazeretsiz olarak camiden dışarıya çıkmak

    <DIV class=metin>
    Şafii’de hac ve umre
    <DIV align=left>
    Hac, lügatte herhangi birşeyi işlemeyi kasd etmek manasına gelir. Fıkıhta ise, aşağıda izahı gelecek olan menasiki (hac vazifelerini) ifa etmek için Kabeyi kasd etmektir.

    Haccın hakikati ise, altı rükünden ibaret olan nüsükler (hac vazifeleridir.)

    Umre ise, lügatte bir yeri ziyaret etmek manasına gelir. Fıkıhtaki tarifi ise, aynen haccın tarifi gibidir. Yani aşağıda izahı gelecek olan menasiki (umre vazifelerini) ifa etmek için Kabe’yi kasd etmektir.

    Hayatta bir kere hac ve umre yapmak farzdır. Allahü teala buyuruyor ki:
    “Ona (yani Beyt’e) bir yol bulabilenlerin (yani gücü yetenlerin)
    Beyt’i hacc etmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.”
    “Hac ve umreyi, Allah için tam olarak yapınız.”

    Hadis-i şeriflerde de şöyle buyuruluyor:
    “Ey insanlar! Hiç şüphesiz Allah, size hac etmeyi farz kıldı. Siz de hac ediniz!”
    “Hiç şüphesiz hacı, evinden çıktığı zaman attığı her adımına karşı Allah, ona bir hesene yazar ve bir günahını siler.
    (Hacılar) Arafat’ta vakfeye (durunca),
    Allahü teala, meleklere karşı onlarla iftihar eder ve buyurur ki:
    “Kullarıma bakın! Bana; saçları dağınık, toz ve toprak içinde geldiler! Sizi şahit yapıyorum ki, onların günahları, yağmur damlaları ve alec’in kum taneleri kadar da olsa, affettim.”
    “Onlardan biri, cemrelere taş attığı zaman, ne kadar sevab kazandığını bilmez ta ki, kıyamet gününde kendisine sevabları verilinceye kadar. Başını tıraş ettiği zaman, başından düşen her kıl için, kıyamet gününde ona bir nur verilir. Son defa Beyt’i tavaf ettiği zaman ise, annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından sıyrılır.”
    “Her kim, Allah için hac eder de, refes etmez ve fıska düşmezse, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılır. İki umre, aralarında
    (işlenen günahlara)
    kefarettir. Mebrur olan haccın Cennetten başka karşılığı yoktur.”

    Haccın vücub şartları
    Haccın vücub şartları, yani haccın bir insana farz olması için gereken şartlar şunlardır:
    1- Müslüman olmak. Kâfirlere farz değildir.
    2- Akıllı olmak. Delilere farz değildir.
    3- Baliğ olmak. Baliğ olmamış çocuklara farz değildir.
    4- Hür olmak. Kölelere farz değildir.
    5- Gücün yetmesi. İmkânı olmayan fakirlere farz değildir.

    Haccın rükünleri
    Haccın hem rükünleri, hem de vacibleri vardır. Aradaki fark şudur: Rükünlerden biri terk edildiği takdirde hac bozulur ve fidye vermekle sahih olmaz.Fakat vaciblerden biri terk edildiği takdirde, fidye vermek gerekir ve böylece hac sahih olur. Haccın rükünleri altı tanedir, şöyle ki:
    1- İhram. Yani hacca girmeye niyet etmek. Şöyle niyet edilir:
    “Neveytül-hacce ve ahramtu bihi lillahi teala. Lebbeykellahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ven-ni’mete leke velmülk la şerike lek.”
    (Allahü teala için hac etmeye ve hac ibadetine girmeye niyet ettim. Ben, emrine amadeyim, ya Rabbi emrine amadeyim! Emrine amadeyim, senin ortağın yoktur, emrine amadeyim. Hamd, ni’met ve mülk senindir, ortağın yoktur.) Bu niyet kalb ile getirilir. Dil ile söylenmesi de sünnettir.

    2- Arafat’ta vakfe yapmak. Yani orada durmak. Bunun zamanı, Zilhicce ayının 9’uncu günü “Zeval” vaktinden başlayıp, 10’uncu gününün yani kurban bayramının birinci gününün fecrine kadar devam eder.

    3- İfada tavafı. (Farz olan tavaftır.) Bunun vakti, daha önce vakfe yapanlar için, Arafe gününü, Bayram gününe bağlayan gecenin yarısından itibaren başlar. Tavaf, Kabe’nin etrafında dönmek, demektir. Tavafın sahih olması için şu şartlara uyulması gerekir:

    a) Tavafa, “Hacer-i Esved”den başlamak.
    b) Tavaf esnasında. “Kabe-i Muazzama”yı sol tarafına almak.
    c) İleri gitmek suretiyle tevafı sürdürmek.
    ç) Tavafı “Mescid-i Haram “ın içinde yapmak.
    d) Hades ve necasetten temiz olmak. Yani cünüp ve abdestsiz olmamak. Bir de; bedende, elbisede ve basılan yerde necaset bulunmamak.
    e) Setr-i avret. Yani örtülmesi gereken yerleri örtmek. Hür erkeğin avreti, diz ile göbek arasıdır. Hür kadının avreti ise, yüz ve eller hariç bütün bedendir.
    f) Kabe’nin etrafında yedi kere dönmek.
    g) Tavafı, Kabe’nin dışında yapmak.

    4- Sa’y. Yani yedi defa “Safa” ile “Merve” arasında gidip-gelmek. Sa’yin sahih olması için, şu hususlara riayet etmek lazımdır:
    a) Sa’yin “Kudüm” veya “İfada” tavafından sonra yapılması.
    b) Sa’ye, Safa’dan başlayıp Merve’de bitirmek.
    c) Sa’yin 7 kere olması. Gidiş bir kere, geliş bir kere sayılır.

    5- Halk. Yani tıraş olmak. Başın en az üç kılını kırpmak veya başka bir şekilde gidermek suretiyle bu farz yerine getirilmiş olur. Ancak bunun Arafat vakfesinden ve bayram gecesinin yarısından sonra olması şarttır.

    6- Tertip. Yani rükünlerin çoğunu, sırayla yapmak. Şöyle ki, niyeti haccın bütün rükünlerinden önce yapmak. Arafat vakfesini de, İfada tavafı ile saç tıraşından önce yapmak. Saiy işini de, Kudüm tavafından sonra yapılmamış ise, İfada tavafından sonra yapmak suretiyle sıraya riayet etmek gerekir.

    Haccın vacibleri
    Haccın vacibleri:
    1- İhrama “Mikat”ta girmek. Sadece ihrama girmek rükündür. İhrama, “Mikaf’ta girmek ise, vacibdir.

    Mikatlar şunlardır:
    a)
    Mekke-i mükerremede bulunan kimselerin hac mikatı, Mekke’nin kendisidir. Umre mikatı ise, Mekke’nin Harem bölgesinin dışı mesela Ciranedir. Mekke’nin dışan-da kalan kimselerin hac ve umre mikatları ise şöyledir:
    b) Medine-i münevvere tarafından gelenler için, “Zülhuleyfe” denilen yerdir.
    c) Mısır ve Suriye tarafından gelenler için “Cuhfe” denilen yerdir.
    ç) Yemen Tihame’si tarafından gelenler için “Yelemlem” denilen yerdir.
    d) Yemen ve Hicaz Necdleri tarafından gelenler için, “Kam” denilen yerdir.
    e) Irak tarafından gelenler için “Zat-ı ırk” denilen yerdir.

    Bu mikatlardan birisinden geçecek olan kimsenin burada ihrama girmesi gerekir. Şayet kişinin geldiği yolda bir mikat yoksa, bulunduğu yolda hangi mikatın hizasına gelirse, hizaya geldiği yer, onun mikatıdır. Şayet iki Mikatın hizasına geliyorsa en yakın olan onun mikatıdır. Yolda hiçbir mikatın hizasına gelmezse, Mekke-i mükerremeden iki merhale uzaklıktaki yer onun mikatıdır.

    2- “Müzdetife”de gecelemek. Yani bayram gecesinin yarısından sonra, Müzdelife’de bir an dahi olsa durmak.

    3- “Mina “da gecelemek. “Eyyam-ı teşrik” yani bayramın birinci gününden sonraki üç günün gecelerinin çoğunu Mina’da geçirmek.

    4- Her üç “Cemre”ye taş atmak. Bayramın birinci günü yalnız “Cemret-ül-Akabe”ye 7 tane taş atılır. Bunun vakti bayram gecesi gece yarısından itibaren başlar.Bayramın diğer günlerinde ise, her üç cemreye, her gün ayrı ayrı olarak, 7’şer taş atılır. Bunların vakti de, her gün öğle namazının vaktinin girmesiyle başlar.

    5- İhramda haram olan şeylerden sakınmak.

    Esah olan kavle göre veda tavafı, vacib değil, sünnettir. Terk edildiği takdirde “Dem” vermek de, sünnettir.

    Umrenin rükünleri
    Umrenin rükünleri şunlardır:
    1- İhram. Yani umreye girmeye niyet etmek. Şöyle niyet edilir:
    “Neveyt-ül-umrete ve ahramtu biha lillahi teala lebbeykellahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ven-ni’mete leke vel-mülk la şerike lek.”
    (Allahü teala için umre yapmaya ve umre ibadetine girmeye niyet ettim. Ben, senin emrine amadeyim, ya Rab-bi emrine amadeyim! Emrine amadeyim, senin ortağın yoktur, emrine amadeyim. Hamd, nimet ve mülk senindir, ortağın yoktur.)
    Bu niyet kalb ile getirilir. Dil ile söylenmesi ise, sünnettir. Niyet senenin bütün günlerinde yapılır. Yani senenin her gününde umre yapılabilir.Mekke’nin dışından gelenlerin, bu niyeti mikatta veya mikattan önce getirmeleri gerekir. Mekke’de olanların da, Harem, denilen bölgenin dışına çıkıp orada, mesela Cirane denilen yerde niyet getirmeleri gerekir.

    2 -Tavaf. Yani yedi kere Ka’benin etrafında dolaşmak.

    3- Sa’y.
    Yani yedi defa “Safa” ile “Merve” arasında gidip-gelmek. Sa’yin sahih olması için, şu hususlara riayet etmek lazımdır:
    a) Sa’yin, tavaftan sonra olması.
    b) Sa’ye, Safa’dan başlayıp Merve’de bitirmek.
    c) Sa’yin 7 kere olması. Gidiş bir kere, geliş bir kere sayılır.
    4- Halk. Yani tıraş olmak. Başın en az üç kılını kırpmak veya başka bir şekilde gidermek suretiyle bu farz yerine getirilmiş olur.
    5- Tertip. Yani rükünlerinin tamamını sırayla yapmak.

    Umrenin vacibleri
    1-
    Mikat’ta ihrama girmek.

    2-
    İhramda haram olan şeylerden sakınmak..

    Hac çeşitleri
    Hac üç şekilde yapılır, şöyle ki:

    1- İfrad haccı. Efdal yani en faziletli olan hac şekli budur. Bunu yapmak isteyen kimse, mikatta veya mikattan önce sadece hacca niyet eder. Niyet şöyledir:
    “Neveytül-hacce ve ahramtu bihi lillahi teala. Lebbeykellahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ven-ni’mete leke vel-mülk la şerike lek.”
    (Allahü teala için hac etmeye ve hac ibadetine girmeye niyet ettim. Ben, senin emrine amadeyim ya Rabbi, emrine amadeyim! Emrine amadeyim, senin ortağın yoktur, emrine amadeyim. Hamd, nimet ve mülk senindir, ortağın yoktur.)

    İfrad haccını yapan kimse Mekke-i mükerremeye varıp kudüm tavafını yaptıktan sonra ihramlı olarak durur. Zamanı gelince hac menasikini yapar. Hac menasikini bitirdikten sonra ihramdan çıkar. Sonra Harem mıntıkasının dışına çıkarak, umre için niyet eder ve umre yapar.

    2- Temettü’ haccı. Bunu yapmak isteyen kimse, mikatta veya mikattan önce, sadece umreye niyet eder. Niyet şöyledir:
    “Neveytül-umrete ve ahramtu biha lillahi teala lebbeykellahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ven-ni’mete leke vel mülk la şerike lek”
    (Allahü teala için umre yapmaya ve umre ibadetine girmeye niyet ettim. Ben, senin emrine amadeyim ya Rabbi, emrine amadeyim! Emrine amadeyim, senin ortağın yoktur, emrine amadeyim. Hamd, nimet ve mülk senindir, ortağın yoktur.)

    Temettü’ haccını yapan kimse, Mekke-i mükerremeye varınca; umre için tavaf ve saiy yapar, sonra tıraş olup ihramdan çıkar. Zamanı gelince; bulunduğu yerde sadece hacca niyet ederek ihrama girer ve haccını yapar. Bu şekilde temettü’ haccını yapan kimsenin, kurban kesmesi vacidir.

    3- Kıran haccı. Bunu yapmak isteyen kimse, mikatta veya mikattan önce hem hac hem de umreye niyet eder. Niyet şöyledir:
    “Neveytül-hacce vel-umrete ve ahramtu bihima lillahi teala. Lebbeykellahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ven-ni’mete leke vel-mülk la şerike lek.”
    (Allahü teala için hac ve umre yapmaya ve hac ile umre ibadetlerine girmeye niyet ettim. Ben, senin emrine amadeyim ya Rabbi, emrine amadeyim! Emrine amadeyim, senin ortağın yoktur, emrine amadeyim. Hamd, nimet ve mülk senindir, ortağın yoktur.)

    Kıran haccını yapan kimse; Mekke-i mükerremeye varıp kudüm tavafını yaptıktan sonra ihramlı olarak durur. Sonra zamanı gelince, hac menasikini yapar. Bu durumda umre menasiki de hac menasikinin içine girer. Dolayısıyla ayrıca umre menasikini yapması gerekmez. Kıran haccını yapan kimsenin de, kurban kesmesi vacibdir.

    İhramda haram olan şeyler
    Hac veya umre yapmak için niyet edip ihrama giren kimseye bazı şeyler haram olur. İhramda, haram olan şeyler şunlardır:
    1- Erkeğin, dikilmiş, örülmüş veya başka bir şekilde imal edilmiş elbiseyi mutad yani normal şekilde giymesi.
    2- Erkeğin, başını veya başının bir kısmını örtmesi.
    3- Kadının, örtü sayılabilecek bir şeyle yüzünü örtmesi. Hem erkek hem de kadının eline eldiven giymesi.
    4- Erkek ve kadının; vücuduna, elbisesine veya yatağına güzel koku sürmesi.
    5- Erkek ve kadının; zeytinyağı, tereyağı, cevizyağı ve bademyağı gibi yağlarla saçını, sakalını veya yüzünün diğer tüylerini yağlaması.
    6- Erkek ve kadının; baştan veya vücudun diğer yerlerinden kıl veya kılın bir kısmını herhangi bir şekilde alması.
    7- Erkek ve kadının; tırnak veya tırnağın bir kısmını kesmeleri.
    8- Nikah akdinde bulunmak. Erkek ve kadının; evlenmesi veya erkeğin velisi veya vekili bulunduğu birini evlendirmesi. İhramda olan kimse, ihramda olmayan kadın ve erkeğin nikahında şahitlik yapabilir.

    9-
    Erkek ve kadının, “Cima” etmesi yani cinsi münasebette bulunması. Şehvetle öpmek, dokunmak, kucaklamak gibi cinsel ilişki arzusunu kamçılayan davranışlar da yasaktır.
    10- Mekke-i mükerremede veya dışında; vahşi ve eti yenen kara hayvanına taarruz etmek, mesela; avlamak, ürkütmek ve yerini avcıya göstermek. Yine harem bölgesinin ağaç ve otlarına taarruz etmek, mesela; kesmek veya yolmak
    .


    <DIV class=metin>
    Şafii’de kurban kesmek
    <DIV align=left>
    <DIV id=p1 class=metin>Kurban; Kurban bayramı günlerinde, Allahü tealanın rızasını kazanmak niyetiyle kesilen hayvandır. Kurban kesmek, sünnet-i müekkededir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    <B>“Adem oğlu, Nahr günü, kan akıtmaktan, Allahü tealaya daha sevimli bir amel işlememiştir. Şüphe yok ki kurban edilen hayvan kıyamet günü; boynuzları, kılları ve ayakları ile gelir. Onun kanı daha yere düşmeden, Allah onu kabul eder. Binaenaleyh onun için gönlünüzü hoş tutun.”
    “Ben, kurban kesmekle emrolundum. Sizin için de sünnettir.”
    “Kurbanlarınızı tazim edin! Çünkü onlar, Sırat üzerinde bineklerinizdir.”
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  6. #6
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de nikah ve talak

    Nikah akdinin sahih bir şekilde yapılabilmesi için birtakım hususların bulunması gerekir. Bunlara, nikahın rükünleri denir.

    Nikahın rükünleri şunlardır:
    1- Zevc
    (koca) Bunun Müslüman olması, hac veya umre için ihramda bulunmaması gerekir. Veli, zevç veya ikisinden birinin vekilinin veya zevcenin ihramda olduğu halde kıyılan nikah sahih değildir. Ayrıca erkeğin, evleneceği kadını; ismen veya şahsen tanıması ve onunla evlenmeye mani bir yakınlığının bulunmadığını bilmesi de lazımdır.

    2- Zevce
    (hanım.) Bunun da hac veya umre sebebiyle ihramda bulunmaması gerekir. Ayrıca hanımın, başkasının nikahı altında bulunmaması da lazımdır.

    Kocasının ölmesi ve boşanmış olması sebebiyle, “iddet” bekleyen kadının; beklemesi gereken süre dolmadan evlenmesi caiz değildir.

    Müslüman kadın, Müslüman olmayan bir erkekle katiyyen evlenemez. Fakat Müslüman erkek, “Ehl-i kitab” olan Hıristiyan ve Yahudi kadınla evlenebilir.

    3- Veli.
    Bunun Müslüman olması, hac veya umre için ihramda bulunmaması gerekir. Ayrıca velinin; akıllı, baliğ, erkek ve “adil” olması yani fasık olmaması da şarttır.Fasık olan veli tevbe ettiği zaman, anında kızını evlendirebilir.Kadından veli olmaz yani kadın; ne kendini ne de başka bir kadını evlendiremez. Velisiz nikah olmaz. Birinci derecedeki veli babadır. O yoksa veya velilik şartlarına sahip değilse, velilik, ondan sonraki yakınlara geçer. Babadan sonraki veliler sırayla şunlardır:
    Babanın babası (dede).
    Ana-baba bir kardeş.
    Baba bir kardeş.
    Ana-baba bir kardeşin oğlu.
    Baba bir kardeşin oğlu.
    Ana-baba bir amca.
    Baba bir amca.
    Ana-baba bir amcanın oğlu
    Baba bir amcanın oğlu.

    4- İki şahit.
    Bunların; Müslüman, akıllı, baliğ, ve erkek olmaları gerekir. Ayrıca; işitme, konuşma ve görme organlarının sağlam olması lazımdır.Şahitlerin, nikah akdini yapan tarafların konuştuklarını anlamaları ve akdin yapıldığı tarihi, saatine ve lahzasına kadar zaptetmeleri gerekir.

    Bir de şahitlerin, kızın velisi durumunda olmamaları da lazımdır. Şahitlerin “adil” olmaları da şarttır. Adalet öyle bir melekedir ki; kişiyi büyük günah ve kıymetsiz küçük günah işlemekten alıkoyar.

    5- Akid. Akid şöyle yapılabilir; evvela şu dua okunur: “El-Hamdu lillahi nesteinuhu ve nestağfiruhu ve neuzu bihi min şururi enfusina, men yehdillahu fela mudille lehu, ve men yudlil fela hadiye lehu, eşhedu en la ilahe illellahu, ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluhu” [sonra Nisa suresinin 1. ayet-i kerimesini “rekiben”e kadar, sonra Al-i İmran suresinin 102. ayet-i kerimesini “ve entüm muslimune”yekadar, sonra da Ahzab suresinin 71. ayet-i kerimesini “azimen”e kadar okunur.] (Ebu Davud)

    Sonra (damada), şöyle demesi müstehabdır: “Uzevvicuke ala ma emerallahu bihi min imsakin bi ma’rufin ev teşrihin bi ihsanin.”

    Sonra nikah şöyle kıyılabilir. Mesela kızın babası, damada, şöyle der: “Ben kızım Zeyneb’i, üç Reşad altını mehr ile sana inkah ettim.” Damad da: “Ben, senin kızın Zeyneb’in, nikahını üç Reşad altını mehr ile kendime kabul ettim” der.

    “İnkah” kelimesi yerine “tezvic” kelimesi de kullanılabilir. O zaman da, akid şöyle yapılır, mesela kızın babası, damada, şöyle der: “Ben kızım Zeyneb’i, üç Reşad altını mehr ile sana tezvic ettim. “ Damad da: “Ben, senin kızın Zeyneb’in, tezvicini üç Reşad altını mehr ile kendime kabulettim” der.

    Şayet veli, başka birini vekil etmişse, vekil şöyle der: “Ben vekili bulunduğum Ahmed’in kızı Zeyneb’i, üç Reşad altını mehr ile sana inkah ettim.” Damad da şöyle der: “Ben, senin vekili bulunduğun Ahmed’in kızı Zeyneb’in, nikahını üç Reşad altını mehr ile kendim için kabul ettim.”

    Nikahtan sonra şu dua da okunabilir:
    “Bismillahirahmanirrahimi el-hamdu lillahi rabbilalemine ve sallallahü ala seyyidina ve mevlana Muhammedin ve ala Alihi ve Sahbihi ve selleme ecmaine Allahumme-c’al hazel-akde meymunen mübareken vec’al beynehuma ülfeten ve mehabbeten ve kararen vela tec’al beynehüma nefreten ve fitneten ve firaren Allahümme ellif beynehüma kema ellefte beyne Ademe ve Hevva’ ve kema ellefte beyne seyyidina Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme ve beyne Hadicet-el-kübra ve beyne Seyyidina Aliyyin ve Fatimet-ez-zehra’ radıyallahü anhüm Allahümme a’ti lehuma veleden salihan ve umren tavilen ve rizkan vasian. “Rabbena heb lena min ezvacina ve zürriyyatina kurrete a’yunin vec-alna lil-müttekine imamen” [Furkan 74] [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] [Bekara 201] [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.].” [Saffat 180-182]
    Nikah kıyıldıktan sonra damada şöyle demek sünnettir: “Barekellahu leke ve bareke aleyke ve cemea beynekuma fi hayrin.” (Tirmizi)

    Mehr nedir?
    “Mehr”, erkeğin nikah akdi sebebiyle, hanımına vermek zorunda olduğu maldır.Buna “sadak” da denir. Mehrden bahsedilmeden yapılan nikah, mekruh olmakla beraber sahihtir. Fakat yine de mehrin verilmesi gereklidir.
    Mehrin 10 “dirhem”den az olmaması ve 500 dirhemden de çok olmaması sünnettir.

    Nikahı haram olan kadınlar
    Nikahı haram olan yani evlenilmesi dinen yasak olan kadınlar şunlardır: Ana, nine (babanın annesi, annenin annesi), kız, torunlar, kız kardeşler, kız kardeşlerin kızları, halalar, teyzeler, baba ve dedenin halaları ve teyzeleri, hanımın anası ve nineleri, üvey kızlar ve üvey çocukların kızları ve torunları, üvey ana, çocukların ve torunların hanımları. Bir kimsenin hanımı ölse bile; bunların hiçbiriyle evlenemez.

    Aynı zamanda kişi, karısı ölmedikçe veya onu boşamadıkça; baldızı, karısının halası, teyzesi ve karısının kız yeğenlerinden ve karısının yeğenlerinin kızlarından hiçbiriyle evlenemez.

    Süt akrabalığı
    Süt emen kişi, süt emdiği kadının ve kocasının öz çocuğu gibi kabul edilir. Sütü emen kişi, o kadın ile kocasının öz çocuğu olsaydı, onların hangi yakınlarıyla evlenmesi haram ise, şimdi de onlarla evlenmesi haramdır.Süt emen kimsenin çocukları da, o kadın ve kocasının torunları hükmündedirler. Fakat süt emen kimsenin kardeşleri, onun süt annesiyle ve süt annesinin kızlarıyla evlenebilir. Süt akrabalığının gerçekleşmesi için şu üç şart aranır:
    1- Süt emen bebeğin, südü emerken iki yaşını henüz doldurmamış olması.
    2- Süt emme işinin, en az ayrı ayrı beş kere olması.
    3- Emzirmenin her defasında, südün bebeğin karnına ulaşması.
    Şayet bu şartlardan biri eksik ise, süt akrabalığı gerçekleşmez.

    Talak (boşama)
    “Talak”, nikah bağlarını çözmek, demektir. Her erkeğin, üç talak hakkı vardır. Talak yani boşama sözleri; “sarih” yani açık ifade ve “kinaye” yani kapalı ifade olmak üzere iki çeşittir.

    1- Sarih boşama sözleri: “Talak”, (boşamak) “serah” (salıvermek) ve “firak” (ayrılmak)tır. Bunların başka diller deki karşılıkları da bunların hükmündedir. Ayrıca bir memlekette, kadın boşamak için kullanılması adet haline gelen sözler de sarih boşama sözleridir. Mesela Türkçedeki, “Sen boşsun”, “seni boşadım” sözleri gibi. Bir erkek bu sözlerden birini, şakadan dahi olsa söylediğinde, şayet bu sözlerin başka manada kullanılmadığı açıkça belli ise, kadın boşanmış sayılır. Kocanın; ben boşamayı kasdetmedim, demesi geçersizdir.

    2- Kinaye boşama sözleri ise, boşamak manasına geldiği gibi başka manaya da gelen sözlerdir. Mesela: “Babanın evine git”, “evimi terket” ve “nereye gidersen git” sözleri gibi. Böyle bir sözü söylerken, boşamayı kasteden adamın hanımı boş olur, başka bir manayı kastederse, boş olmaz.

    Üç kere talak verilen veya bir defada üç talakla boşanan kadın, kocasına haram olur. Bir adamın, bu şekilde boşadığı hanımıyla, tekrar evlenebilmesi için; kadının iddeti bittikten sonra başka bir adamla evlenmesi ve bu adamın onu boşaması ve iddetinin bitmesi gerekir.

    Müslüman erkek, çok ihtiyatlı davranmalı ve bu tip sözleri sarfetmekten şiddetle kaçınmalıdır.

    İddet müddeti
    Ölüm, boşama veya nikah akdinin bozulması sebebiyle kocasından ayrılan kadının, başka bir erkekle evlenebilmesi için, bir müddet beklemesi gerekir. İşte beklenmesi gereken bu müddete “İddet” denir. Şöyle ki:
    1- Kocası ölen kadın: Kocası ölen kadının, iddeti 4 ay 10 gündür.
    2- Boşanan kadın: Boşanan kadının iddeti, 3 “kur” dur yani 3 temizliktir. Şöyle ki, boşandığında temiz ise, üçüncü defa hayız olmakla, hayızlı veya nifaslı ise, dördüncü defa hayız olmakla iddeti biter.
    3- Ayise veya sagire kadın.
    Yani hayızdan kesilmiş veya henüz hayız olmamış kadar küçük olan kadının iddeti, 3 aydır.
    4- Hamile kadın: Ne sebeple olursa olsun, kocasından ayrılan kadın, eğer hamile ise, sadece doğum yapmakla iddeti biter.
    5- “Duhul’dan önce yani cinsi münasebette bulunulmadan önce boşanan kadının, iddet beklemesi gerekmez.

    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  7. #7
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 456 + 32164


    Cevap: Şafii İlmihali

    Şafii’de alış veriş bilgisi

    Bir Müslümanın, iman ve ibadetler hakkında nasıl bilgi sahibi olması gerekiyorsa, kendisine lazım olan alış-veriş bilgisine de sahip olması gereklidir. Ta ki, haramı öğrenip ondan kaçsın ve helali öğrenip onu alsın.

    Alış-veriş bilgisi özetle şöyledir:
    1- Alıcı ve satıcının mükellef yani akıllı ve baliğ olması gerekir. Çocuğun ve delinin yaptığı alış-veriş sahih değildir.Alış-verişte “icab” ve “kabul” de lazımdır. Yani satıcının mesela: “Bu takım elbiseyi sana onbeş milyon liraya sattım” demesi ve alıcının da: “Bu takım elbiseyi senden onbeş milyon liraya satın aldım” demesi gibi. Malın, satıcının mülkü olması ve teslim etmeye gücünün yetmesi de gerekir. Dolayısıyla başkasının malını ve havadaki kuşu ve denizdeki balığı satmak caiz değildir.

    2- Satılan malın “tahir” yani dinen temiz olması veya yıkamakla temiz olabilir cinsten olması. Bu itibarla hayvan gübresi ve köpek-domuz satmak caiz değildir.

    Ayrıca satılan şeyin faydalı olması gerekir. Buna göre akrep, böcek veya bir buğday tanesi satmak caiz değildir.

    Bir de; malın malum yani belli olması gerekir. Belli olmayan bir şeyi satmak caiz değildir. Binaenaleyh; “şu kümeden, sana bir karpuz sattım” veya “bu sürüden sana bir koyun sattım” şeklindeki alış-veriş caiz değildir.

    Sağılmamış sütü, koyunun üstündeki kesilmemiş yünü, boğazlanmamış hayvanın etini ve daldaki henüz olgunlaşmamış meyveyi satmak caiz değildir.

    İki fiyatlı alış-veriş de caiz değildir. Mesela “bu buzdolabını peşin kırk, taksitle elli milyona sana sattım” şeklindeki alış-veriş caiz değildir. Fakat eğer önce konuşup taksitle almaya karar verdikten sonra; “bu buzdolabını taksitle elli milyona sana sattım” der ve satıcı da; kabul ederse caiz olur. Çünkü burada artık tek fiyat söz konusudur.

    3- Saz, kemence, zurna, tanbur, ud, kanun gibi müzik aletlerinin satışı batıldır.

    Vakıf malı da hiçbir kimsenin olmayıp, satışı caiz değildir.

    4- Satıcı ve alıcı arasında bir malın satışı yapılıp da, henüz “hıyar” yani muhayyerlik süresi bitmemiş veya satış akdi yapılmamakla beraber fiyat üzerinde anlaşmış oldukları bir zamanda; başka bir şahsın müşteri ile görüşüp; “Bu malı, sana daha uygun fiyata veririm” demesi veya satıcı ile görüşüp; “Bu malı, senden daha yüksek fiyatla alırım” demesi ve böylece taraflardan birini caydırmaya çalışması haramdır.

    5- “İhtikar” (karaborsacılık) yani gıda maddelerini, ihtiyaç duyulduğu bir zamanda satın alıp stok etmek, piyasada darlık meydana getirip mal kıtlığına sebebiyet vermek ve fiyatlar yükselinceye kadar malı piyasaya sürmemek haramdır.

    6- Üzümü, şarap yapacak kişiye; silahı gayr-ı meşru yerlerde kullanacak kimseye, keresteyi müzik aleti yapacak kişiye satmak haramdır.

    7- Malın kusur ve ayıplarını saklayıp, müşteriyi kandırmak haramdır ve müşterinin o malı geri verme hakkı saklıdır.

    8- Elinde hem haram hem de helal mal bulunan kimse ile alış-veriş yapmak mekruhtur.

    9- Kişinin kurbanının; hiçbir şeyini satması caiz değildir. Fakir olan kimse, kendisine verilen kurban etini satabilir. Zengin ise, satamaz.

    Riba (faiz) haramdır
    Riba yani faiz; haram olup büyük günahlardandır. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, bir hadis-i şeriflerinde: “Allah; faiz yiyene, yedirene, katibine ve şahidine lanet etmiştir” buyurmuştur.

    Faiz, sadece; altın, gümüş ile buğday, arpa, hurma ve tuz gibi gıda maddelerinde olur. Başka mallarda faiz yoktur.

    Bu mallardan biri, aynı cins malla değiştirildiğinde, mesela; altın altınla; gümüş gümüşle veya buğday buğdayla değiştirildiğinde, faiz olmaması için şu üç şart aranır:

    1- Değiştirilecek her iki malın hazır olması ve peşin olması.
    2- Alıcı ve satıcının her iki malı satış oturumunda kab-zetmeleri yani birbirlerinden teslim almaları.
    3- Altın ve gümüş gibi tartı ile satılan şeylerin ağırlıklarının aynı olması. Buğday, pirinç gibi hacim ölçüsüyle satılan şeylerin hacim ölçülerinin aynı olması ve tane ile satılanlarda sayılarının aynı olması. Bu şartlardan biri yoksa faiz olur.

    Şayet farklı cinsler değiştiriliyorsa mesela; bir miktar altın bir miktar gümüşle değiştiriliyorsa veya bir miktar buğday bir miktar arpa ile değiştiriliyorsa faiz olmaması için iki şart aranır:
    1- Değiştirilecek her iki malın peşin olması.
    2- Alıcı ve satıcının, her iki malı satış oturumunda kabzetmeleri yani birbirlerinden teslim almaları.

    Gıda maddeleri; altın veya gümüşle değiştirilecekse, hiçbir şart aranmaz.

    Alacaklıya herhangi bir menfaat sağlayan ödünç vermek de haramdır ve faizdir. Dolayısıyla, mesela bir milyon lirayı ödünç verip yüzbin lira fazlasıyla ödenmesini şart koşmak veya bir gün bana parasız çalışmak şartıyla sana ödünç para veririm, demek şeklindeki ödünç de haramdır ve faizdir.



    Şafii’de cenaze namazı ve defin

    Ölüm halindeki hastaya, Kelime-i tevhid telkin edilir. Hasta; Kelime-i tevhidi getirince, artık konuşturulmaz ve Kelime-i tevhid telkin edilmez. Ancak kelime-i tevhidi getirdikten sonra bir şey konuşursa, yine telkin edilir. Yanında Ya-sin-i şerif suresinin okunması da menduptur.

    Hasta, ölünce gözleri yumulur, alt çenesi bir bezle -ağzı kapatılarak- başından bağlanır, mafsalları yumuşatılır, elbisesi soyulur, üstüne hafif bir örtü çekilerek bir tarafı başının altına, diğer tarafı ayaklarının altına geçirilir, şişme-mesi için küçük bir demir parçası, karnı üzerine konur.

    Hastanın ölümünden önce veya sonra dövünmek, yaka yırtmak, saç yolmak, yüzü siyaha boyamak gibi hareketler haramdır.

    Hasta ölünce, Müslümanların şu beş vazifeyi yapmaları farz-ı kifayedir:

    1- Ölüyü yıkamak: Bu yıkamanın en azı, bütün bedenini, temiz bir su ile bir kere yıkamaktır. Cenaze-, dışardan görülmeyecek kapalı bir yere götürülür, yüksek bir yere, ayakları kıbleye doğru gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Mümkünse baş kısmı biraz yüksekte tutulur.

    Ölüyü, yüzükoyun yatırmak haramdır. Sünnete uygun olarak üç kere yıkandıktan sonra, başından ayağına kadar her tarafına su dökülür.

    Yıkayıcı ve yardımcısının, ölünün avret yerine bakması haramdır. Ölünün yüzünü bir bezle örtmek ve ona abdest aldırmak sünnettir.

    Erkek cenazenin, erkek; kadın cenazenin de kadın tarafından yıkanması gerekir. Ancak kadın, ölen kocasını, erkek de ölen hanımını yıkayabilir. Küçük çocuğun, cinsiyetine bakılmaz; erkekler de kadınlar da yıkayabilir.

    Hamileliğin asgari müddetinden önce yani 6 ayı tamamlamadan düşen çocuğun namazı kılınmayacağı gibi, yıkanmaz da. Ancak düşükte, hayat belirtisi varsa, normal bebek gibi yıkanıp namazı kılınır. Hayat belirtisi yoksa fakat şekillenmişse, namazı kılınmaz, öbür vazifeler yapılır. Şekillenmemiş ise, hiçbir şey gerekmez. Sadece bir beze sarılıp gömülmesi sünnettir. Hamileliğin asgari müddetinden sonra düşürülmüş olan ise, hayat emaresi bulunmasa ve şekillenmemiş olsa dahi, büyük muamelesi görür. Bütün vazifeler yapılır.

    2- Ölüyü kefenlemek. Kefenin en azı, ölünün bütün bedenini örtecek bir örtüdür. En mükemmeli ise, erkek için her biri ölünün başından ayağına kadar bütün bedenini örtecek üç örtüdür.

    Kadının en mükemmel kefeni de; bir etek, bir gömlek, bir başörtüsü ve her biri bütün vücudunu örtecek iki örtü olmak üzere beş parçadır. Kefenin beyaz olması sünettir.

    3- Cenaze namazını kılmak. Bu namazının 7 farzı vardır, şöyle ki:

    a) Niyet etmek. Niyet, “Hazır olan bu ölü üzerine, dört tekbirli farz-ı kifaye olan cenaze namazını kılmaya niyet ettim” diye getirilir.
    b) Kıyam yani ayakta durmak.
    c) Tekbiret-ül-ihram ile beraber dört tekbir getirmek.
    d) Birinci tekbirden sonra Fatiha suresini okumak.
    e) İkinci tekbirden sonra, Peygamber efendimize, şöyle salevat-ı şerife getirmek:
    “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbrahime ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin kema barekte ala ibrahime ve ala Ali İbrahime fil-alemine inneke Hamidun Mecidün.”
    Meali:
    (Ya Rabbi! Hazret-i Muhammed’e ve O’nun Aline salevat getir, tıpkı Hazret-i İbrahim’e ve O’nun Aline salevat getirdiğin gibi. Yine Hazret-i Muhammed’e ve O’nun Aline bereket ver, tıpkı bütün alemler içinde Hazret-i İbrahime ve Onun Aline bereket verdiğin gibi. Hiç şüphesiz sen, Hamid ve Mecid’sin.)
    Sadece: “Allahümme salli ala Muhammed” (Ya Rabbi! [Hazret-i] Muhammed’e salat [rahmet] eyle.) de denebilir.
    f) Üçüncü tekbirden sonra şu duayı okumak:
    “Allahümmag’fir lihayyina ve meyyitina ve şahahidina ve gaibina ve zekerina ve ünsana Allahümme men ahyeytehü minna fe ahyihi alel-islami ve men teveffeytehü minna fe teveffehü alel-imani”
    Meali:
    (Allahım! Hayatta olanımıza, ölenimize, hazır olanımıza, gaib olanımıza, küçüğümüze, büyüğümüze, erkek olanımıza ve kadın olanımıza mağfiret eyle [günahlarını affeyle!] Allah’ım! Bizden, kendisine hayat verdiğine, İslam
    üzere hayat ver; ölüm verdiğine de iman üzere ölüm nasip eyle.)
    “Allahümme inne haza abdüke vebnü abdeyke harece min ravhi’d-dünya ve seatiha ve mahbubuhu ve ehibbaühü fiha ila zulmetil-kabri ve ma hüve lakihi kane yeşhedü en lailahe illa ente vahdeke la şerike leke ve enne Muhammeden abdüke ve resulüke ve ente a’lemii bihi minna Allahümme innehü nezele bike ve ente hayrü menzulin bihi ve asbeha fekiren ila rahmetike ve ente ganiyyün an azabihi ve kad ci’nake ragıbine ileyke şüfeae lehü Allahümme in kane muhsinen fezid fi ihsanihi ve in kane müsien fetecavez anhü ve lakkihi birahmetike rıdake ve kihi fitnetel-kabri ve azabehü vefsah lehü fi kabrihi ve cafil-erda an cenbeyhi1 ve lekki-hi bi rahmetikel-emne min azabike hatta teb’asehü aminen ila cennetike bi-rahmetike ya erhamerrahimine.
    Meali:
    (Allah’ım! Şüphesiz bu, senin kulun ve iki kulunun oğludur. Dünya hayatının rahatlığından ve genişliğinden çıktı. Sevdikleri ve sevenleri [dünyada] kaldı. Kabrin karanlığına geldi. Bu kimse, [dünyada iken;] senden başka, ibadet edilmeye layık bir ilah bulunmadığına ve Muhammed’in senin kulun ve peygamberin olduğuna şehadet ederdi. Şüphesiz sen, onu bizden daha iyi bilirsin. Allah’ım! O, sana geldi. Sen ise, yanına gidilenlerin en hayırlısısın. Şu anda o, senin rahmetine muhtaçtır. Senin ise, onu azab etmeye ihtiyacın yoktur. Senden ümitlenerek onun için şefaat etmeye geldik. Allah’ım! O, iyi ise, iyiliğini artır. Şayet kötü ise, onu affeyle. Ona, rahmetinle rızanı ihsan eyle. Onu, kabrin fitne ve azabından koru. Kabrini geniş eyle, yeri iki yanından uzaklaştır. Onu, emniyet içinde Cennetine göndereceğin zamana kadar, rahmetinle azabından emin eyle, ey merhametlilerin en merhametlisi.)
    Ölen kimse, çocuk ise bunun yerine, şu dua okunur:
    Allahümmag-fir li-hayyina ve meyyitina ve şahitina ve gaibina ve zekerina ve ünsana Allahümme men ahyeytehü minna fe ahyihi alel-islam ve men teveffeyteyü minna fe teveffehü alel-imani”
    Meali:
    (Allahım! Hayatta olanımıza, ölenimize, hazır olanımıza, gaib olanımıza, küçüğümüze, büyüğümüze, erkek olanımıza ve kadın olanımıza mağfiret eyle (günahlarını affeyle!] Allah’ım! Bizden, kendisine hayat verdiğine, İslam üzere hayat ver; ölüm verdiğine de iman üzere ölüm nasip eyle.)
    “Allahümmec’alhü feraten li ebeveyhi ve sele-fen ve zühran ve izaten va’tibaren ve şefian ve sakkil bihi mevazinehüma ve efrigis-sabre ala kulubihima vela teftinhüma ba’edehü vela tahrimhüma ecrehü.”
    Meali:
    (Allah’ım! Onu, ebeveynine önce gidip ahiretlerinde hayırları hazırlayıcı kıl, selef ve hazır edilen şey eyle; meviza, ibret ve şefaatçi kıl. Onunla amel terazilerini ağırlaştır ve kalblerine sabır akıt. İkisini, ondan sonra fitneye düşürme ve ikisini, onun sevabından mahrum eyleme.)
    Sadece: “Allahümmagfir lehü” yani (Ya Rabbi, onun günahlarını bağışla) demekle de farz yerine gelir.
    g) Dördüncü tekbirden sonra şu duayı okumak: “Allahümme la tahrimna ecrehu vela teftinna ba’dehu vagfir lena ve lehu.”
    Manası:
    (Ya Rabbi, bizi onun sevabından mahrum eyleme, ondan sonra bizi fitneye düşürme ve bizi de onu da bağışla!)
    Ondan sonra selam verilir.

    4- Cenazeyi mezarlığa taşımak. Cenazeye refakat edenlerin, onun önünde ve yakınında yürümeleri, hızlı götürmeleri, ölümü hatırlamaları sünnettir.
    Cenazeyi karşılayan kimse şöyle der:
    “Allahü ekber Allahü ekber Allahü ekber haza ma veadenellahü ve resulühü ve sadekallahü ve resulühü Allahümme zidna imanen ve teslimen.”
    Meali:
    (Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Bu, Allah’ın ve Peygamberinin, bize vadettiği şeydir. Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir. Allah’ım! Bizim, imanımızı ve teslimiyetimizi artır!)
    Ayrıca şöyle der: “Sübhanel-hayyillezi la yemutü ebeden” (Her zaman diri olan ve hiçbir zaman ölmeyen [Allahü teala,] her çeşit kusurdan münezzehtir.)

    5- Cenazeyi defnetmek. Cenazenin boyundan biraz uzunca (derin) bir çukur kazılır. Toprak gevşek ise, kazılan çukurun ortasında, ölünün rahat sığabileceği bir yer açılır ve cenaze oraya yerleştirilir, sonra üstü uzun ve geniş taşlar veya kalaslarla kapatılır. Daha sonra toprak atılır. Cenazeyi kabre koyarken:
    “Bismillahi ve ala milleti Resulillahi” Ya ni (Alla hü tealanın ismiyle ve Resulullah’ın dini üzere,) denir. Ayrıca şöyle söylemek de sünnettir:
    “Allahümmeftah ebvabes-semai li ruhihi ve ekrim nüzülehü ve vassi’ medhalehü ve vassi’ lehü fi kabrihi.”
    Meali:
    (Allah’ım! Onun ruhu için, semanın kapılarını aç, onun nüzulüne ikramda bulun, girdiği yeri genişlet ve kabrini geniş eyle.)
    Ölünün, sağ yanağının altına sert bir toprak parçası koymak sünnettir. Cenazenin, kabirde sağ yanı üzerine, kıbleye karşı yatırılması ise, farzdır.
    Defin işi bittikten sonra, telkin verilmesi sünnettir. Telkin şöyle verilir:
    “Ya abdellahi vebne emetillahi üzkür ma harecte aleyhi min dariddünya ve hüve şehadetü en lailahe illellah ve enne Muhammeden resulüllah ve ennel-cennete hakkun ven-nare hakkun vel-ba’se hakkun ve ennes-saate atiyetün la raybe fiha ve ennellahe yeb’asü men fil-kuburi ve enneke radite billahi rabben ve bil-islami dinen ve bi Muhammedin nebiyyen ve resulen ve bil-Kur’ani imamen ve bil-Kabeti kibleten ve bil-mü’minine ihvanen.”
    (Ey Allah’ın kulu ve cariyesinin oğlu! Üzerinde dünya evinden çıktığın şeyi hatırla! O şuydu; Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna, şüphesiz Cennet ve Ateşin hak olduğuna, şüphesiz tekrar dirilmenin hak olduğuna şüphesiz Kıyamet gününün geleceğine ve bunda hiç şüphe olmadığına ve şüphesiz Allah’ın kabirdekileri baş edeceğine [dirilteceğine] şehadet etmen ve şüphesiz Allah’a rab, İslam’a din, Muhammed’e nebi ve resul, Kuran’a imam, Kabe’ye kıble ve mü’minlere kardeş olarak razı olmandır.)

    Taziye sünnettir
    Üç güne kadar, taziye yapmak sünnet-i müekkededir. Taziye definden önce de yapılabilir, sonra da. Ancak definden sonra yapmak evladır. Şayet yakınları çok üzülüyorlarsa, onlara sabırlandırmak (teselli etmek) için, definden önce taziye yapmak evladır. Taziye için şöyle söylenir:
    “E’zamellahü ecreke ve ahsene azaeke ve gafere li meyyitike.”
    Meali:
    (Allah, sevabını çoğaltsın, tesellini güzel yapsın ve ölünü affetsin.)


    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222