Cübbenin yaşı

hulusi

Well-known member
HAFIZ NAMIK ŞENEL Abinin Hatıraları

Emirdağ'ın Veysel köyündendir. Bir müddet Üstadın imamlığını yapmıştır.






Cübbenin yaşı

"Birgün Üstad Hazretleri Emirdağ Camiine ikindi namazına gelirken bazı ihtiyarlar, Arap Ahmetlerin Koca, Kırlıoğlu Arif Ağa ve o emsal kişiler camiin şadırvanının başında,
'Acaba Bediüzzaman'ın sırtındaki cübbe kaç senelik?' diye kendi aralarında konuşuyorlarmış.

Üstad Hazretleri de geriden durup bunları yanına çağımış. Ve o ihtiyarlara cübbesinin yüz senelik olduğunu söylemiş. Cübbeyi Mevlâna Halid-i Bağdadi'nin emanet bıratığını, onun torunlarının da kendisine hediye ettiklerini söylemiş.
 

hulusi

Well-known member
Üstadın yardımı ve camideki kibrit

"Emirdağ'da elli seneden fazla müezzinlik yapan Hafız Murat Buduoğlu denilen zat bir gün parasız kalmış, çokta sıkışmış ve kimseden de para isteyemiyormuş. O halde iken Üstad Hazretleri de bunu çağırmış ve ihtiyacı miktarınca buna para vermiş.

"Yine Üstadın Camiin üst katında yeri vardı, buraya akşam namazından önce gelir ve yatsıya kadar kalırdı. Yatsıdan sonra da evine dönerdi. Orada kibriti vardı. Bu kibriti Hafız Murat akşamla yatsı arasında mum yakmak için alırmış. Üstad bunu çağırmış, biraz para vermiş ve oradan bir daha kibriti almamasını söylemiş. Bunların üzerine Hafız Murat, Bediüzzaman'dan çok korktuğunu söylerdi.
 

hulusi

Well-known member
Üstadın türbe ziyareti


"Bizim köyün ismi Veysel'dir. Burada Veysel Karanî Hazretlerinin türbesi vardır. Birgün Üstad Hazretleri ve talebeleri; Zübeyir Ağabey, Emirdağ'dan Karaalili Halim Ağa, Mustafa Ezener, Mustafa Acet ile birlikte oraya gittik. Üstad Hazretlerinin türbeye girişi ve dua edişi hakikaten görmeye değerdi. Sanki Veysel Karani Hazretleri orada tecelli etmiş, zevat-ı kiram orayı istila etmişti. Öyle bir haşyet kaplamıştu. Hatta ziyaretten sonra Karaalili Halim Ağa (Yüksel) Üstada 'Efendim, Veysel Karanî Hazretleri Yemenlider. Sıffın Savaşına katıldığı da söylenmektedir. Nasıl oluyor da onun türbesi burada oluyor?' diye sordu. Üstad Hazretleri de 'Biz onun makamını ziyarete geldik. Ruhu nerede olursa olsun alâ küllihal bizden haberdardır' diye cevap verdi.
 

hulusi

Well-known member
"Biz namazın hukukunu müdafaa ediyoruz"


"Bir gün Kaymakam Mehmed Uz Bey, Vaiz olarak Hacı Ali Kılınçalp ve ben Cuma namazı kılmak için Piribeyli'ye gittik.
Yukarı Piribeyli'de Hacı Ali Efendi cumadan evvel vaaz etti. Ben de hutbe okuyup namaz kıldırdım. Namazdan sonra Kaymakam Bey caminin avlusunda halka hitap ediyor ve Emirdağ Lisesinin yapılması için cemaatten yardım topluyordu.
O arada Piribeyli merhum Hacı Hüseyin Efendi üzerinde ilmî kisvesi olduğu halde bana,

'Oğlum Hafız, Kaymakama bu şekilde, hoşgeldin desem bana bir ceza tereddüp eder mi?' dedi.

Ben de bu fırsatı kaçırmadım ve buna cevaben

'Hocam, siz Bediüzzaman'ın sünnetten iki eksiği var diyorsunuz. Bugün sen caminin içindesin ve namaza gelmişsin ve Kaymakam da dindar, üstelik sizin caminizde yardım topluyor. Sizin bu ilim kisvesiyle bir kaymakama, hoşgeldiniz diyemiyecek kadar sönük imanınız nerede; Bediüzzaman'ın ceberrut devrinde mahkemelerde ilmi kisvesini çıkarmadan kükremesi nerede.

Hatta Afyon Mahkemesinde ikindi namazı biraz geç kalınca namaz kılmak izin istiyor. Hakim müsade etmiyor. Üstad Hazretleri biraz daha bekliyor, yine müsaade istiyor. Yine vermiyorlar. Nihayette artık ikindi namazının vakti tehlikeye giriyor.
Üstad, 'Ben namaz kılacağım. Biz buraya namazın hukukunu müdafaa etmek için geldik' deyip bir kükrüyor. Bediüzzaman'a ve talebelerine namaz kılmak için müsaade etmek zorunda kalıyorlar.

İşte sizin bu güçsüz imanınızla onun bu iman kuvvetini mukayese edebiliyor musunuz?' deyince merhum Hacı Hüseyin Efendi çok doğru söylüyorsun diye gözyaşı dökmüştü ve şöyle devam etmişti:
"Ben, bu zamanın mürşid-i kâmili kimdir? Kutbu kimdir? diye kaç defa istiareye yatmışsam; hepsinde karşıma Bediüzzaman, al bir ata binmiş olarak karşıma çıkmıştır. Ben çok vesveseli bir adamım. Bunun için Bediüzzaman Hazretlerinin sakalı olmadığından ve evlenmediğinden iki sünneti terk ettiğini düşünerek tereddüde düşüyordum. Fakat ben bu konuda büyük hataya düşmüşüm.'
 

hulusi

Well-known member
Üstandın ilmî dehası



"Diyanet İşleri eski Başkanı Ahmed Hamdi Akseki, Üstad Hazretlerinin kardeşi Abdülmecid Efendiyi Ankara'ya çağırıyor. Ve bazı meseleler soruyor. Abdülmecid Efendinin verdiği cevaplara hayran oluyor.
'Bediüzzaman mı daha alimdi? Yoksa siz mi daha alimsiniz?' diyor.
"Abdülmecid Efendi, 'Ben Seyda'yı gökteki kıvılcımlar kadar fark edebiliyorum. Üstadı anlayamıyorum. Seyda bütün kâinatı didik didik etmiş, içine bakmış' diyor. Üstad Hazretlerinin ilimdeki dehasını bu şekilde anlatıyor.

"Hattâ Akseki 'Ben Abdülmecid Efendi gibi âlim görmedim' diyor. Abdülmecid Efendi ise Üstadı anlayamıdığını söylüyor.
Bu meseleyi de Mustafa Acet anlattı. Üstad Hazretleri, 'İlimde yoluma biraz duran Muhyiddin-i Arabî olmuştur. Onun ilmi de benim ilmimin topuğuna çıkamaz' demiştir.
 

hulusi

Well-known member
"Üstad cinlere ders veriyordu"

Zübeyir Ağabey anlatıyor:
'Üstad Hazretleri yatsıdan sonra bizi yanına almazdı. Bir gün içeride ne yapıyor diye merak ettim, kapıdan baktım.
Baktım ki Üstad sedire oturmuş, karşısında ise bir takım sivri külahlı kimseler dizilmişler, onlara ders veriyor.
Sonradan anladım ki Üstad Hazretleri cinlere ders veriyormuş.
Neyse ben görünmeden oradan gittim. Üstad beni daha sonra yanına çağırdı.
'Keçeli bir daha seni orada görmiyeyim' dedi.

"Merhum Mustafa Bilal anlatıyor: Üstad Hazretleri Emirdağ'a gelmezden evvel rüyamda 'Bediüzzaman geliyor, Mehdi geliyor' dediler. Ve baktım camiye birisi girdi. Ayakları yerde, başı tâ kubbeye varıyordu. Boyu bu kadar uzundu. Daha sonra Üstad Hazretleri Emirdağ'a teşrif ettiler.
 

hulusi

Well-known member
"Bediüzzaman'ın tokadı ve İnönü'nün seçimi kaybetmesi"

"Yine Mustafa Bilal'in yakın akrabalarından Hasan Usta anlatmıştı:
'1950 seçimleri olurken ben ağır hastaydım. Yarı uyur-yarı uyanık haldeyken,
'Bediüzzaman geldi, Mehdi geldi, Said bin Mirza geldi' dediler.
Sonra baktım, Afyon Kalesinin önünde yüksek bir taht kurulmuş ve İnönü büyük bir kalabalığa hitap ediyor.
Sonra 'Mehdi çıktı' diye bir ses işitilidi. Ve kaleden birisi çıktı, dolanarak geldi. İnönü konuşurken ona öyle bir tokat akşetti ki, İnönü tepe taklak kürsüden yuvarlandı ve yere düştü, ben de bu sırada uyandım.
Daha sonra İnönü seçimlerde ağır bir yenilgi alarak seçimleri kaybediyor.


"Ben ilk zamanlar şapka giyiyordum. Bana birçok Nur talebesi şapkayı çıkarmamı söylemişlerdi. Ben ise çıkarmaya sıkılıyordum. Bir gece rüyamda. 'Üstad Hazretleriyle bir yere çıkıyoruz, elini benim omzuma atıyor. Bakıyor ki, başımda şapka var. Elinin tersi ile şapkamın güneşliğine vuruyor. Şapkayı gökyüzünde hayal-meyal görüyorum, daha sonra şapka tepesi aşıp kayboluyor.


"Yine bir gün rüyamda, geniş bir sahanın ortasında bir tepeciğin üzerinde ben cemaate mukabele okuyorum. Bir ara, 'Peygamberimiz (a.s.m.) geliyor' dediler. Derken Peygamberimiz (a.s.m.) başı göklere değiyor bir şekilde yanımıza geldi. Cübbesini açtı, cemaati içine aldı. Nihayet ben okumayı bitirdim. Peygamberimiz (a.s.m.) de cübbesini toplayıverdi. Daha sonra o bir anda Üstad Hazretleri oldu. Ben de elini öptüm. Uyandığımda ' El-ulemâu veresetü'l-enbiya' hadisi aklıma geldi. Demek ki, Üstad Hazretleri sünnete tam ittiba etmekle bu zamanda irşad vazifesiyle memurdur, diye kendime göre yorum yaptım.
 

hulusi

Well-known member
"Risale-i Nur bütün tarikatların fevkindedir"

"Emirdağ'da Hacı Abdullah diye mâruf bir zat vardı. Bu zat Muttalip şeyhinin müridi idi. Aynı zamanda Risale-i Nur'a da büyük hizmetleri olmuştur. Ben ona sordum:
'Siz hem tarikata mensupsunuz, hem de Risale-i Nur talebesisiniz. Bunun ikisine de gerek var mı?

Veyahut biz de tarikata girsek nasıl olur?' O da bana cevaben, 'Kardeşim, biz daha evvel intisab ettiğimiz için devam etsinler diyor. Biz de devam ediyoruz. Fakat şunu da söyleyeyim ki, Risale-i Nur bütün tarikatların fevkindedir.' demişti.
 
Üst