Ekol Sahibi Hattatlarımız

molla_zehra

Well-known member
Şeyh Hamdullah Ekolü

Osmanlı Hat Ekolü’nün kurucusu olan Şeyh Hamdullah, 1429 yılında Amasya’da dünyaya geldi. Babası Buhara Türklerinden olan ve Amasya’ya göç eden Mustafa Dede’dir. Babası aynı zamanda Sühreverdiyye tarikatinin şeyhidir. Şeyh Hamdullah, imzalarında daima babasına izafeten “ibnu’ş- şeyh” sıfatını kullanmıştır. Şeyh Hamdullah’ın isminin başında bulunan şeyh sıfatı, Okçuluk tekkesi şeyhi olduğundan verilmiştir. Osmanlı yazı ekolündeki öncülüğünden dolayı kendisine “kıblettü’l-küttab, hattatların öncüsü”; “kıdvetü ehlül hatt, hattatların başı gibi sıfatlar verilmiştir.

Şeyh Hamdullah Amasya’da ilim tahsili yanında, Hayreddin Mar’aşi’den Yakut yolunda aklam-ı sitte’yi meşk etmiştir. Yakut el-Musta’sımi yazıları üzerinde uzun çalışmalar yaptı. Şeyh Hamdullah yazıları incelendiği zaman, Yakut harflarinin en güzellerini alarak ekolünü oluşturduğu görülür.
Amasya’da vali olan II. Bayezid ile dostluk kurdu ve ona hat dersleri verdi. II. Bayezid tahta çıktıktan kısa bir süre sonra Şeyh de İstanbul’a gelerek saraya intisap etti. Şeyh’in sanat hayatındaki gerçek terakki İstanbul’a gelişinden sonra başlamıştır. Padişah kendisine, yazı yazarken hokkasını tutacak kadar ilgi göstermiş ve kendisini desteklemiştir.

Şeyh Hamdullah’ın kaynaklarda, ömrü boyunca 47 Kur’an-ı Kerim, sayısız en’am ve Kur’an cüzü yazdığı kaydedilmiştir. İstanbul Bayezid, Sultanahmed Firuzağa, Davud Paşa Edirne Bayezid Camii celi sülüs kitabeleri Şeyh Hamdullah hattı iledir.

Sultan II. Bayezid, Şeyh Hamdullah’tan Yakut üslubu dışında bir tavır geliştirmesini arzu etmiş, ayrıca kendisine saray hazinesinde bulunan Yakut yazılarını vermiştir. Uzun araştırmalardan sonra Şeyh, Yakut’un yazılarından seçmeler yaparak Osmanlı Hat Mektebi’nin temellerini atmıştır.
Şeyh Hamdullah ile birlikte Mushaf yazımında reyhani hat yerine nesih yazı kullanılmıştır. Yakut mektebinde Mushaf kitabetinde aklam-ı sitte’nin karışık olarak kullanımı da terk edilerek sadece nesih yazıya öncelik verilmiştir.

Aklam-ı sitte, Şeyh Hamdullah mektebi ile olgunluk kazanmış, koltuklu kıt’a yazımı da Şeyh Hamdullah ile başlamıştır. Şeyh Hamdullah nesih yazıda, Yakut’taki durgunluk ve donukluğu kaldırarak, canlılık ve kıvraklık getirmiştir. Harflerin yapısına büyük değişiklik getirmiş, harflerin satıra oturuşu düzelmiştir. Hareke ve harfler birbirleriyle uyumlu hale gelmişlerdir. Yazı bütünüyle uyumlu bir hüviyet kazanmıştır.
Şeyh Hamdullah mektebinde aklam-ı sitte’de gösterilen başarı, maalesef celi’de gösterilememiştir. Harfler hala küt ve basit, istif de karışıktır. Yine de celi ile yazdığı kitabeler, celi sülüs yazının tarihi gelişimi içinde önemli bir yere sahiptir.

1520 yılında vefat eden Şeyh Hamdullah’ın cenaze namazını, dönemin şeyhülislamı Zenbilli Ali Efendi Ayasofya Camii’nde kıldırmıştır. Şeyh Hamdullah Üsküdar Karacaahmed Mezarlığı’na defnedilmiştir. Kabri hala ziyaret edilmektedir.
 

molla_zehra

Well-known member
Ahmed Karahisari Ekolü


Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1469'da doğduğu tahmin edilmektedir. Afyon’da doğduğu imzalarından anlaşılmaktadır. Yazılarına attığı imzalarında Esedullahi Kirmani’nin talebesi olduğunu kaydetmiştir. Esedullahi Kirmani, Yakut ekolüne bağlı bir hattattır.

Karahisari, Şeyh Hamdullah’ın yazı talebelerinden İshak Cemaleddin Halveti’ye intisab ederek tasavvuf yoluna da girmiştir. Kaynaklarda uzun boylu, zayıf yapılı ve temiz giyimli, nur yüzlü, Arapça ve Farsça’ya vakıf, üç dilde şiir söyleyebilecek kadar kültürlü bir zat olduğundan bahsedilir. Çocuğu olmadığından yazı talebesi ve kendinden sonra yolunu devam ettiren Hasan Çelebi’yi evlatlık almıştır. H. 963/1556 yılında doksan yaşları civarında vefat etmiş, Sütlüce’de İshak Cemaleddin Halveti’nin yanına gömülmüştür.
Şeyh Hamdullah’tan sonra Kanuni döneminde hattat Karahisari tarafından Yakut ekolüne dönüş görülmüştür. Karahisari, aklam-ı sitte’de Yakut ekolüne yeni bir güzellik kazandırmıştır. Fakat, gelişen Şeyh ekolü karşısında tutunamayarak kendisinden bir nesil sonra terkedilmiştir.

Karahisari’nin özellikle celi sülüs’te terkip kabiliyeti vardır. Şeyh Hamdullah’ta harf mükemmeliyeti yanında Karahisari’deki terkip mükemmeliyeti de olsaydı, Rakım’la yakalanan gelişme daha erken olabilirdi. Karahisari, celi yazıda istif ve terkip bakımından Şeyh Hamdullah’tan ileridir.

Karahisari’nin müze, kütüphane ve özel koleksiyonlarda eserleri mevcuttur. Kaynaklara göre Süleymaniye Camii kubbe yazısı ve külliyenin mutfak yazısı Karahisari’nindir. Fakat Süleymaniye kubbe yazısı Fossati’nin XIX. Asırdaki restorasyonunda hattat Abdülfettah Efendi tarafından, Rakım üslubunda yeniden yazılmıştır.

İstanbul Türk-İslam eserleri müzesinde bulunan bir En’am’daki müselsel besmele ve kufi kompozisyon Karahisari’nin sanattaki farklı konumuna işaret etmektedir. Özellikle müselsel besmeledeki duruş güzelliğiyle birlikte harflerdeki metin tavırlar dikkat çekmektedir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi Hırka-i Saadet Dairesi’nde 5 numarada kayıtlı büyük boy Mushaf onun sanatını aksettiren önemli bir şaheserdir. Kaynaklarda, Sinan Türbesi yazıları Karahisari’ye atfedilirse de tarih olarak mümkün değildir. Zira, Sinan, Karahisari’den 32 yıl sonra vefat etmiştir. Keza, Piyale Paşa Camii kapıları dışındaki yazıların da Karahisari’ye ait olması mümkün değildir. Zira, bu cami hattatın vefatından 21 yıl sonra yapılmıştır.

Talebeleri arasında Hasan Çelebi (ö. 1594’ten sonra), Ferhad Paşa (ö. 1574) ve Derviş Mehmed (ö. 1591) sayılabilir.
 

molla_zehra

Well-known member
Hafız Osman Ekolü


Hattat Hafız Osman Efendi h. 1052/1642 yılında İstanbul Haseki’de dünyaya gelmiştir. Babası, Haseki Sultan Camii müezzini Ali Efendi’dir. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i ezberlediği için kendisine “hafız” lakabı verilmiştir. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa (1637-1691) himayesinde öğrenim görmüş ve bu esnada yazıya ilgi duymuştur. Yazıyı önce I. Derviş Ali’den meşk etmiştir. Derviş Ali, o sıralar çok yaşlı olduğundan, bu kabiliyetli genci, önde gelen talebelerinden olan Suyolcu Mustafa Eyyubi Efendi’ye gönderdi. Hafız Osman, Suyolcuzade’den h.1070/1686 tarihinde, on sekiz yaşında icazet aldı.

Hafız Osman Efendi, Şeyh Hamdullah yazı ekolünün inceliklerini öğrenmek için Nefeszade Seyyid İsmail Efendi’den yeniden meşke başladı. Bu meşkle, Şeyh vadisinin bütün özelliklerini öğrendi ve h. 1090/1678’den sonra tamamen Şeyh Hamdullah üslubunda yazmaya başladı. Şeyh Hamdullah üslubunu elde etmek için, onun eserlerini tetkik ettiği gibi, sarayda bulunan bir Şeyh mushafını takliden yazmıştır. Sultan II. Mustafa, Hafız Osman Efendi’ye çok hürmet gösterir; yazı yazarken hokkasını tutardı. Bir ders esnasında padişah “Artık Hafız Osman gibi bir hattat yetişmez” deyince, Hafız Osman Efendi’nin “Efendimiz gibi hocasına hokka tutan padişahlar geldikçe, daha çok Hafız Osmanlar yetişir hünkarım” cevabını verdiği çok meşhurdur.

Bir gün hocası Suyolcuzade ile hocası Fazıl Ahmed Paşa (1635-1676)’nın bulunduğu bir mecliste sadrazam, Hafız Osman’dan bir Mushaf yazmasını ister; bu arada hocasının kim olduğunu sorar. Hafız Osman, hocası Suyolcuzade’yi işaret ederek “Efendi hazretlerinden mezunum” cevabını verir. Bu cevaptan çok mütehassis olan Suyolcuzade, dışarı çıktıklarında talebesini alnından öper ve ona hayır dua eder. Yine kalı bir kış günü Haseki’den Eyüpsultan’a yalınayak derse gitmesi, hocasının takdir ve sevgisini kazanmasına vesile olmuştur. Ağakapılı İsmail Efendi’nin “Hüsn-i hattı biz bildik, Osman Efendimiz yazdı” sözü çok meşhur olmuştur.

Sümbüliye tarikatine intisablı olan Hafız Osman, Sümbül Efendi Dergahı şeyhi Seyyid Alaaddin Efendi’den manevi eğitim almıştır. Ölümünden üç yıl kadar önce felç geçiren Hafız Osman, tedavi sonucu rahatsızlığı hafif geçirmiş, fakat bu durum yazılarına olumsuz tesirde bulunmuştur. Hastalığı esnasında, kalem açma hizmetini talebesi Çinicizade Abdurrhman Efendi görmüştür. Ömrünün sonlarında Silahtar’da oturmuştur.
Hafız Osman Efendi, genç denilebilecek bir yaşta, elli sekiz yaşında 29 Cemaziyelevvel 1110/3 Aralık 1698 tarihinde vefat etmiştir. Kabri Kocamustafapaşa Sümbül Efendi Camii haziresindedir.

Sanatı
Hafız Osman Efendi kendi üslubunu yakalamak için önce, Şeyh vadisinde yazan bu mektebin önemli isimleri I. Derviş Ali, Suyolcuzade Mustafa Eyyubi ve Nefeszade İsmail Efendi’den ders almış; Şeyh yazıları üzerinde uzun çalışmalarda bulunmuştur. Hafız Osman yazılarında bulunan özellikler yer yer Şeyh Hamdullah yazılarında mevcuttur. Hafız’ın yaptığı bu özelliklerin yazılarında karar bulmasıdır. Padişah hattatı olunca, Şeyh üslubunu daha iyi elde edebilmek maksadıyla, Topkapı Sarayı’nda bulunan Şeyh Hamdullah mushafından taklid sahifeler yazmıştır. Bir manada, klasik yoldan, Şeyh Hamdullah yolundan ayrılmadan sülüs ve nesih yazıyı kemal noktasına ulaştırmıştır. Şeyh Hamdullah’tan Hafız Osman’a kadar gelen hoca silsilesi şöyledir: Şeyh Hamdullah, Şükrullah Halife, Pir Mehmed Dede, Hasan Üsküdari, Halid Erzurumi, II. Derviş Ali ve Mustafa Eyyubi.

Hafız Osman ile Şeyh Hamdullah yazıları karşılaştırıldığında şunlar söylenebilir;

- Dik harfler devamlı olarak satıra yarım nokta sola meyilli yazılmıştır.

- “Rı” ve “vav” gibi bülbül tırnağı bulunan harflerin tırnaklarının yukarı olan aşırı meyilleri törpülenmiştir.

- Ayın harfinin baş kısmının sola olan düşüklüğü düzeltilmiştir.

- Lafza-i celal’de sondaki “he” harfi küçüldüğü gibi, “he” harfinden önceki “lam” harfinin küçüklüğü artmış ve yukaru çıkış daha narin bir hal almıştır.

- İsm-i Nebi yazımında “ha” harfinden “mim” harfine geçişte Şeyh’te bulunan açıklık Hafız’da kapanmış, ikinci mim harfi de küçülerek, isim daha narin bir hal almıştır.

- “Sin” harfinin ikinci dendanı yarım cezim aşağı düşürülerek harfe hareket verilmiştir.

- Hafız Osman ortada ve sonda yazılan “ayın” harfinin ortasını devamlı kapalı yazmıştır.

- Hafız Osman’da “vav”, “fe” ve “kaf” harflerinin baş kısmı öne eğik durumdadır.

- Şeyh Hamdullah keşideyi çok kullanmışken, Hafız fazlaca kullanmamıştır.

- Hafız Osman harfleri, Şeyh Hamdullah harflerine nazaran daha küçüktür.
 

molla_zehra

Well-known member
Hafız Osman Efendi, sanat vadisinde ilerleyiş serüvenini bizzat kendisi kaleme almıştır. Burada, Şeyh Hamdullah’a olan hayranlığını ve çalışma gayretini görmekteyiz. Hafız Osman’ın nesih hatla yazdığı ve Topkapı Sarayı’nda olan bu belge Arapçadır ve tercümesi şöyledir:

“Benim yazıma dikkatlice ve insaflıca bakan kişi! Allah binlerce, binlerle merhamet etsin. Şunu bil ki ben, ilahi lütuflara mazhar olmuş ve ‘ibnu’ş-şeyh’ olarak bilinen Hamdullah’ın zamanına ulaşamadım. Onun yanına gidip gelerek bu güzel sanatı nasıl öğrettiğini göremedim. Onun terbiyesinden geçme mertebesine de nail olamadım. Fakat birçok latif kıt’asını toplayarak onlar üzerinde mütalaalar yaptım ve ondan nakiller yapmaya kendimi mecbur ördüm. Gece gündüz çalışarak sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah’ın yardımı ile bu seviyeye ulaştım. Allah’tan, ulaşamadığım başka derece ve merhalelere de nail kılmasını, en kalbi hislerimle niyaz ederim. Çünkü, bu çalışmalarım gençlik yıllarımda olmuştur. Şimdi ise zaman şüphesiz, daha ileri safhalara ilerleme zamanıdır.

Allah’ın kullarının en zayıfı ve bu isme en az layık olana Kur’an hafızı Osman. Hattat Hafız Osman Efendi, sülüs, nesih, muhakkak, reyhani ve tevkii (rikaa) yazı çeşitleriyle eser vermiştir. Sülüs’leri, ileride celi sülüste büyük atılım yapacak olan Mustafa Rakım (1758-1826)’a örnek olan Hafız Osman, celi sülüsle de eser vermiştir. Bugün, kolaylıkla görülebilecek Üsküdar Doğancılar Şehit Süleyman Paşa Camii çeşmesi kitabesi ile Karacaahmed Mezarlığı’nda Siyavuş Paşa mezartaşı Hafız Osman’ındır.

Hafız Osman’ın sanatının en parlak yılları 1678-1688 yılları arasıdır. Özellikle 1690 yılından sonraki yazılarında nesih harfleri küçülmüş ve daha olgun bir hal almıştır.

Hafız Osman’ın yazıda yeni üslup oluşturmasından başka, yaptığı diğer önemli bir yenilik, Hilye-i şerif formu oluşturmasıdır. Hz. Peygamber’in beşeri ve ahlaki vasıflarının yazıyla anlatılma şekli olan hilyenin, bugün de en çok kullanılan formu, ilk defa Hafız Osman tarafından geliştirilmiştir. Başmakam denilen kısımda “Besmele”, göbek kısmında genellikle Hz. Ali rivayeti olan metin; bu kısmın dört köşesinde Hulefa-i raşidin (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) isimleri; göbek kısmının hemen altında Hz. Peygamber ile ilgili bir ayet, alt kısımda da göbekte yazılan metnin devamı bulunacak şekilde tasarlanan bu hilye formu, bugünkü bilgilerimize göre ilk defa Hafız Osman tarafından tasarlanmıştır.
Hafız Osman Efendi, Kur’an-ı Kerim, En’am-ı şerif, Delail-i hayrat, kıt’a, murakkaa, karalama, hilye ve kitabe şeklinde birçok eser vermiştir. Kaynaklarda, hayatı boyunca yirmi beş Kur’an yazdığı kayıtlıdır. Eserleri, İstanbul’da Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Vakıflar Hat Sanatları Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi, Sadberk Hanım Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, Bursa, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ve birçok özel koleksiyonda görülebilir.

Hafız Osman yazıda birçok talebe yetiştirmiştir. Bunların içinde en çok tanınanları, Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, Rodosizade Abdullah Efendi, İkinci Derviş Ali, Hasan-ı Üsküdari’dir.
 

molla_zehra

Well-known member
İsmail Zühdi Efendi Ekolü


Ordu’ya bağlı Ünye kazasında dünyaya geldi. Doğum tarihi belli değildir. Genç yaşta, takriben 1750 yıllarında babası Mehmed Kaptan tarafından İstanbul’a getirildi. İlim tahsili yanında, Ahmed Hıfzi Efendi’den sülüs ve nesih meşk etti. Bu arada Mehmed Emin isimli bir başka hattattan da istifade ederek icazetini ve “Zühdi” mahlasını aldı. İcazeti zamanımıza kadar gelmediğinden hangi tarihte icazet aldığı bilinmemektedir. Kendisinden önce yaşamış ve aynı ismi taşıyan hattat İsmail Zühdi (ö. 1144/1731)’den ayırt etmek için “Yeni”, “ikinci” ve Zühdi-i Sani olarak da anılmıştır.

Sultan III. Mustafa devrinde Enderun-ı Hümayun’a yazı hocası oldu, vefatına kadar bu görevde kaldı. Kırk Mushaf, birçok hilye-i saadet, murakkaa, kıt’a ve levha yazdı. Bugün, müze ve özel koleksiyonlarındaki eserlerinden başka, Eyüp Defterdar’da Şah Sultan Türbesi’ndeki celi yazılar, Ortaköy sırtlarında talebesinden Şanizade Ataullah Efendi’nin yaptırdığı çeşmenin h. 1198/1784 tarihli celi kitabesi ile Fatih Nişancı Camii haziresinde h.1219/1804 tarihli Hatice Hanım mezartaşı kitabesi, İsmail Zühdi’nin önemli eserlerindendir.

1 Şevval 1221/12 Aralık 1806 tarihinde vefat eden İsmail Zühdi, Edirnekapı mezarlığına defnedildi. Kabir kitabesi, talebesi ve kardeşi Mustafa Rakım (1758-1826) tarafından nazmedilip yazıldı. Kabri hat meraklılarınca hala ziyaret edilmektedir.

Celi’de eski tarza bağlı olan İsmail Zühdi Efendi, sülüs ve nesih yazılarında, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’dan sonra harf ve kelimelere zarif bir görünüş kazandırmıştır. Sülüs ve nesih yazılarında Hafız Osman yolunu en güzel şekilde, İsmail Zühdi geliştirmiştir.

Hat sanatı tarihinde İsmail Zühdi Efendi’nin önemi, özellikle sülüs ve nesih yazıda, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’dan sonra bir atılım gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendisinden evvel yaşamış bu iki hattatın eserleri üzerinde uzun süre çalışıp tetkiklerde bulunduktan sonra, beğendiği harf ve kelimeleri seçerek, kendi üslubunu ortaya koymuştur. Fakat sülüs ve nesih yazıda üslubu Hafız Osman’a daha yakındır. Elinden tashihsiz harf çıkarmadaki mahareti onu, hattatlar arasında öne çıkaran bir diğer özelliği olmuştur. İsmail Zühdi Efendi yazıdaki üslubuyla kendinden sonra gelen hattatları derinden etkilemiştir.
Vakit bulduğunda mesire yerlerine giden İsmail Zühdi Efendi, buralarda boş durmamış ve yazdığı kıtaların altına, mekanın adını da kaydetmiştir. Veliefendi Çayırı, Sadabad, Yedikule Bostanı ve Çeşme Meydanı gibi mahallelerin isimlerini belirttiği yazıları bulunmaktadır. Kuş formu şeklinde besmele istifi, yaşadığı devre göre yenilik sayılabilecek terkip ve tertip yazısıdır.

İsmail Zühdi Efendi’nin yazmış olduğu sülüs nesih bir murakkaa, yıllar sonra 1310 yılı Ramazan’ında Mehmed Sami Efendi’nin eline geçmiştir. Murakkaa üzerinde çalışan Sami Efendi, celi sülüste yeni bir döneme girmiştir.

Enderundaki yazı hocalığı dolayısıyla imzalarında “Katib-i Saray-ı Sultani”, “Hace-i Enderun-i Hümayun” sıfatlarını kullanmıştır. 1 Şevval 1221/12 Aralık 1806 tarihinde vefat eden İsmail Zühdi Efendi, Edirnekapı kabristanına defnedilmiştir. Celi sülüs baş taşı ile celi talik ayak taşı kardeşi hattat Mustafa Rakım Efendi tarafından yazılmıştır. Manzum yaktaşı yine kardeşi tarafından nazmedilmiştir.

İsmail Zühdi ile alakalı olarak, merhum Necmeddin Okyay ve merhum Macid Ayral birlikte, M. Uğur Derman Bey’e şu tespitte bulunmuşlardır; “Tashihsiz olarak elinden güzel harf çıkartmakta, İsmail Zühdi Efendi’nin geçmiş üstatlar içinde benzeri gelmemiştir.”

Bilinen en meşhur talebesi aynı zamanda kardeşi olan Mustafa Rakım Efendi’dir.
 

molla_zehra

Well-known member
Mustafa Rakım Ekolü


Celi sülüs’te vetuğrada yaptığı inkılapla, mektep sahibi olan Mustafa Rakım, bunu sağlayabilmek için uzun süre Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmıştır. Rakım’ın yazı sanatındaki yeri değerlendirilirken üç hususa dikkat çekilir:
  1. Celi sülüs harflerinin estetiğinde sağladığı başarı
    Celi sülüs'ün istifinde sağladığı ahenk
    Tuğra ölçülerinde yaptığı estetik yenilik
Rakım’ın yaptığı bu değişiklik ve yenilikler “inkilap” kelimesi ile ifade edilmiştir. Celi sülüs ve tuğra, Rakım’ın yaptığı büyük değişim sebebiyle “Rakım öncesi- Rakım sonrası” şeklinde bir ayırıma tabi tutulmuştur. Celi sülüs’te geçmiş bütün üslupları silen Rakım mektebi, Sami Efendi’de kemal noktasını bulmuştur. Sert ve durgun bir üsluba sahip olan Mahmud Celaleddin mektebi, bu özelliğinden dolayı Rakım Efendi mektebi karşısında tutunamamıştır.

Sanat hayatında devamlı arayış ve yenilik iççinde olan, serbest nükteleriyle bunu yazılarında gösteren Rakım, yeni ortaya koyduğu celi üslubunu ancak, ağabeyi ve hocası olan İsmail Zühdi’nin vefatından sonra ortaya çıkarmıştır. Rakım’ın eserleri kronolojik olarak tasnif edildiği zaman durum açıkça görülebilir. Ağabeyinin vefatından sonra, Rakım celi’sinde hızlı bir gelişim görülür.

Mustafa Rakım, celi’den başka padişah tuğralarını da hat ve şekil yönünden ıslah ederek, bu konuda da “inkilap” yapmıştır. Tuğranın harflerine kalem hakkını vererek ıslah etmiş, kürsü kısmında istifi yeniden tertip ederek kürsüye tok bir görünüm kazandırmıştır.

Rakım’ın, sanattaki kudretini ve yerini şu hüküm çok güzel özetlemektedir: “Yalnız şu kadarını söyleyelim ki bir Sinan, Türk mimarlığında, Michelange, heykeltıraşlıkta ne yapmışsa, daha ziyadesini Rakım yazıda yapmıştır. Titiz bir sanatkar olan Rakım, yaptığı her şeyi düşünerek ve hesap ederek yapmıştır”. Bu kudretteki eserler de ancak böyle meydana getirilebilir.

Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunan ve Sultan Mahmud’a hitaben yazıldığı anlaşılan bir yazıda, Mustafa Rakım’ın sanat kudreti şu şekilde anlatılmaktadır:

“Benim Efendim,
Buyurmuşsunuz ki, yazılarını Mustafa Rakım hazretleri gibi yazsın. Aya, cihanda anın mislini yazan gelmişmidir ki bu fakir yazabileyim? Kendi mikdarımca yazabildiğim bu kadardır. Vazıulasl Hamdullah Efendi ve Hafız Osman Efendi’nin Ahsen olan murakkatından yazıp ve onlardan da en güzel harflerini intihab ederek bu üsluba eriştirmiştir ve hatt-ı müselsel olarak müfredat hurufu muttasılan bir Murakkaa yazmışlardır ki, salifuzzikr üstadan görseler pesend edip, alnından bus ederlerdi. Yazdığı yazılarda sülüs kaleminden itibaren bir karışa kadar bir kalemle yazı yazsa hüsnünü muhafaza ederdi. Bütün esrar-ı hat’ta vakıf olup, Rabb-ı Bediin yedindeihsan eylediği perkar-ı kudretini bir kuluna bahşetmiş değildir. Bundan böyle de gerçi tecelliyat-ı ilahiyesi mahdud olmamakla beraber böyle bir zatın alem-i hat’ta yetişmesine imkan göremem. Bu sözüme Fatih’de Cihangir ve Tophane’de yazdığı celi yazılar bürhan-ı celidir ki, kıyamete değin kimse mislini vücuda getiremeyecektir. Kaldı ki, bu abd-i fakir pergar-şinaslık’da olan mahareti de inzimam ederek istif meselesini de bir hatt-ı müstakime irca ile üst ve altını mıstara yerleştirmiştir. Şi’r u inşa ve kitabet-i cedidede yed-i tulası cümlenin müsellemidir. Rahmetullah-i aleyhi rahmeten vasiaten.

Cenab-ı Hak turab-ı menşuri kadar sizleri payidar ve serir-i saltanatınızda berkarar buyursun. Amin.

“İlm-i hattın sır olan bekaretini / “Faş edip celile gösterdi.”

Bu yazıda, Rakım’ın sanat kudreti, güzel tespitlerle ortaya konmuştur. Bunlar sırasıyla; Rakım’ın, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’ın sülüs harflerinden seçmeler yaparak, celide bir üslup oluşturması, bu üstadların sülüs harflerindeki canlılığı celi harflerine tatbik etmesidir. Yazıda, istife getirdiği yeniliğe de işaret edilmiştir. Rakım’ın müselsel olarak yazdığı hurufat meşkine işaret edildikten başka, hat sanatında böyle bir zatın yetişmeyeceği belirtilmiştir ki bu konu ile ilgili olarak, hattat Sami Efendi; “Rakım geçilemez, onu geçmek isteyen geri döner!” demek suretiyle Rakım’ın büyüklüğünü ifade etmeye çalışmıştır.
Rakım’ın celi sülüs yazısındaki estetik güzelliklerin açıkça görülebilmesi için daha önce ortaya konan örneklere bakılması, Osmanlı dönemi örneklerinin ise dikkatle incelenmesi gereklidir. Bu konuda kısa bir karşılaştırma Rakım celi’sinin azametini ve farkını ortaya koyacaktır. Rakım’da önce harfler yapı olarak gelişmiş güzelleşmiş, daha sonra da istifteki yerlerine en güzel şekilde oturmuştur.
 

molla_zehra

Well-known member
Mustafa Rakım'ın Celî Sülüs'te Yaptığı Yenilikler

Mustafa Rakım’ın celi sülüs’te yaptığı değişim şu başlıklarda toplanabilir. Bunlar:

  1. Harflerin bünyesini ıslah etmiştir.
    Harflerin kalınlığı ile kalem kalınlığı arasındaki ideal ölçüyü yakalamıştır.
    İstifte başarı sağlamıştır.
Mustafa Rakım’a gelinceye kadar hattatlar, celi sülüs harflerinde ölçüyü bir türlü sağlayamamışlardır. Aynı harfin yazımında bile standart tutturulamamış, yazı sadece kalın yazılabilmiştir. Osmanlı’da başlangıcından, Fatih devrine kadar celi sülüs, mimaride bir süs unsuru olarak görüldüğü için bağımsız ele alınmamış, bu sebeple de celi sülüs’te gerek harf yapısı, gerekse istif yönünden aklam-ı sitte derecesinde başarı sağlanamamıştır.

Rakım’ın celi sülüs’te yaptığı yenilik değerlendirilirken şu hüküm çokça kullanılır: “Hafız Osman’ın sülüs’te yaptığını, Rakım celi’de yapmıştır.” Sami Efendi’nin şu tespiti bu hükmü doğrular mahiyettedir: “Hafız Osman’ın sülüslerini büyültürseniz Rakım’ın celisini, Rakım’ın celisini küçültürseniz Hafız Osman’ın sülüslerini bulursunuz.”

Osmanlı hat mektebinde sülüs’te, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’la birlikte harflerin estetik ölçüsünde başarı sağlanmış, fakat celi’de bu ölçü bir türlü sağlanamamıştır. Bu durum Rakım’a kadar devam etmiştir. Rakım, Hafız Osman’ın sülüs ölçülerini büyüterek, celi sülüse başarı ile tatbik etmiştir. Bu sebeple Rakım’ın celi harfleri canlı ve hareketli bir yapıya sahiptir. Bu durum, harfler tek tek incelendiğinde açık bir şekilde görülebilir.

Yazıda harflerin veya harfleri teşkil eden kısmların, genel bir tabirle istifi oluşturan çizgilerin istif sahasına uyumlu bir şekilde ve aynı nispette yayılması yani istif örgüsünün her tarafının aynı yoğunlukta olması istifte organik bütünlüğün temini, çizgiler arasında denge, uyum, ritim ve ahengin bulunması güzel bir istifin temel unsurlarıdır. Rakım, harflerdeki tenasübü ve ölçüyü sağlamakla beraber, gerek satır, gerekse katmerli istiflerde harfleri birbirleriyle kaynaştırmıştır. İstifte harfler adeta birbirlerini kucaklamışlardır. Harflerin tenasübünde, istifteki yer ve duruşlarına göre, bazı tasarruflarda bulunmuştur. Harflerin ölçüsünü yerine göre büyültmüş yerine göre ise küçültmüştür, istif icabı bunu yerine göre denemiştir. Bu durum istifte yazının güzelliğine güzellik katmış, harf gövdeleri donup kalmamıştır. Nakşıdil Türbesi yazıları, özellikle Nakşıdil İmaret Çeşmesi üzerindeki müsenna ayet ve aslı Atina Benaki Müzesi’nde olan papağan şeklindeki istif, harflerin onun elinde nasıl yumuşadığının delilidir.

Ayrıca Rakım, istiflerinde tezyini işaretleri çok fazlaca kullanmamıştır. Rakım yazıları, harf gövdeleri ile ön plandadır. Ancak harfler yerlerine oturduktan sonra belli sayıda, yazıyı boğmayacak miktarda hareke ve tezyini işareti kullanmıştır. Şu bir gerçektir ki, Osmanlı’da istif, Rakım’la birlikte gelişme yoluna girmiştir.
Önceki yüzyılların celi yazıları ile Rakım’ın harf, kelime grupları ve istifleri karşılaştırılırsa Rakım’ın harflerindeki canlılık, azamet ve istiflerindeki güzellik daha iyi görülebilir. Rakım öncesi celi harflerinde mevcut donukluk ve orantısızlık, yerini tenasüp ve canlılığa bırakmış, istif dağınıklıktan kurtulmuştur. Rakım istiflerinin diğer bir özelliği ise, harflerin uzaktan rahatça görülebilecek toklukta oluşlarıdır. Harfler yazılacakları yahut asılacakları yere göre güzellik ölçüsüne kavuşmuşlardır.

Rakım, Şeyh Hamdullah, özellikle Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmış, Hafız Osman’ın sülüslerindeki canlılığı celiye aktarmıştır. Rakım’la aynı asırda yaşayan Mahmud Celaleddin de Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman yazıları üzerinde çalışmış, sülüs ve nesihte latif bir tavra sahip olmakla birlikte, celi sülüs harfleri donuk ve katı kalmıştır.

İstifte de harfler birbirleriyle alakasız ve dağınık bir görünüm almıştır. Mahmud Celaleddin’in celilerinde hareke ve diğer tezyini işaretler seyrek olduğundan, harfler bütün donukluğu ve katılığıyla ortaya çıkar.
 

molla_zehra

Well-known member
Mahmud Celaleddin Ekolü


Aslen Dağıstanlı olan Mahmud Celaleddin Efendi, babası Şeyh Mehmed Efendi ile birlikte İstanbul’a gelmiştir. Doğum tarihi belli değildir. İlk yazı derslerini Ak Molla Ömer Efendi ve Hoca Rasim Efendi’nin talebelerinden Abdüllatif Efendi’den almıştır. Yamakzade Salih Efendi ve Ebubekir Raşid Efendi’ye yazı dersi almak için yaptığı müracaatlar ise, dik başlılığı sebebiyle reddedilmiştir. Bunun üzerine Hafız Osman Efendi ( 1942-1698 )’nin eserlerine bakarak kendi kendini yetiştirmiştir.

Sülüs ve nesih yazıda kendine hasgüzel bir tavra sahip olmuş ve çok kuvvetli ve kudretli eserler ortaya koymuştur. Celi sülüs’te ise aynı başarıyı gösterememiştir; celi sülüs harfleri donuk ve küt kalmıştır. Celi’nin istifinde de harfler birbirinden bağımsız gibi kalmış, hareke ve tezyinat işaretlerini başarılı bir şekilde dağıtamamıştır. Aynı asırda yaşayan celi sülüs üstadı hattat Mustafa Rakım’ın celi sülüs’te yaptığı atılım ve değişimin yanında, Mahmud Celaleddin’in celi anlayışı tutunamamıştır.

Sultan Abdülmecid’in, Mahmud Celaleddin’in talebesi Mehmed Tahir Efendi (?-1846)’nın talebesi olması sebebiyle bir ara bütün hattatlar padişah sevkiyle Mahmud Celaleddin Efendi yolunda eserler vermişlerse de, padişahın ölümü ile bu yol terkedilmiştir. Rakım ile Mahmud Celaleddin’in arasındaki farkla alakalı olarak, hattat Ömer Vasfi Efendi, Sami Efendi’den naklen şu hadiseyi anlatmış; “Vaktiyle İstanbul’un tanınmış hattatlarından biri Cuma günleri kendisinden celi dersi almaya gelen öğrencilerine Mustafa Rakım çığırı ile Mahmud Celaleddin çığırı arasındaki ayrılığı akla gelmeyen bir yolla anlatırmış. Bu yazı üstadının uzun boyu, uzun sakalı varmış. Ayağa kalkar, dimdik durur, sonra sakalını ileri doğru uzatıp, gözlerini açar, ileri atılır gibi durup “İşte Mustafa Rakım elifi” dermiş. Sonra sakinleşir, sakalını göğsünün üzerine dayar, gözlerini kapar “İşta Mahmud Celaleddin elifi” dermiş. Hattat Necmeddin Efendi, Rakım ile Mahmud Celaleddin arasındaki farkı, dinlerdeki mezhep ayrılığına benzetmiştir. İkisinin kaynağı da Şeyh ve Hafız Osman’a varır.

Mahmud Celaleddin Efendi’nin, Mushaf ve dua kitapları yanında, hilye ve kıt’a şeklinde eserleri de mevcuttur. Eyüp, Mihrişah Sultan Türbesi celi sülüs iç kuşak yazısı Mahmud Celaleddin Efendi’ye aittir. H.1245/1829 yılında vefat etmiş ve Eyüp Nişancı Şeyh Murad Dergahı’na defnedilmiştir. Mezartaşı kitabesi şöyledir:

Huve’l-Hayyu’l-Baki / Meşayih-i hattatinden
Cennetmekan merhum ve mağfur / Mahmud Celaleddin Efendi’nin
Ruhiçun el-Fatiha / Sene 1245
 

molla_zehra

Well-known member
Mehmed Şevki Efendi Ekolü


Sülüs ve nesih yazının zirve ismi olan Şevki Efendi h. 1245/1829 yılında Kastamonu Seyyidiler’de dünyaya geldi. Küçük yaşta İstanbvul’a getirilerek ilmi tahsili yanında, dayısı Hattat Mehmed Hulusi Efendi’den sülüs ve nesih dersleri aldı. Hulusi Efendi’den h. 1257/1841 yılında icazetini aldı.

Menşe-i Küttab-ı Askeri’de rik’a hocalığı yaptı. Ayrıca Sultan II. Abdülhamid’in şehzadelerine iki yıldan fazla yazı dersi verdi. Esas görev yeri Harbiye Nezareti Mektubi Kalemi’ndeydi.

İcazetini verdikten sonra hocası kendisine “Ben yazıyı sana bu kadar öğretebilirim; yazıyı ilerletmen için kazaskere götüreyim” deyince : “Ben sizden başka hocaya gitmem” cevabını vermiştir. Bu cevap üzerine hocası, Şevki Efendi’ye hayır duada bulunmuştur.

Aslında bu sebat ve vefa, Şevki Efendi mektebinin doğmasına sebep olmuştur. Eğer Kazasker Mustafa Efendi2ye devam etseydi, Kazasker yoluna mensup Şefik Bey, Muhsinzade Abdullah Efendi, Abdullah Zühdi Efendi ve Hasan Rıza Efendi gibi isimlere bir yenisi eklemiş olacaktı. Fakat kendisi, ekol sahibi her hattatın yaptığını yaparak Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, İsmail Zühdi Efendi ve Mustafa Rakım’ın yazılarını inceleyerek ve onların yolundan yürüyerek kendi üslubunu oluşturmuştur.

13 Şaban 1304/7 Mayıs 1887 tarihinde vefat eden Şevki Efendi, Merkezefendi Kabristanı’nda hocası ve dayısı Mehmed Hulusi Efendi’nin ayak ucuna defnedilmiştir.

Şevki Efendi, Rakım’ın celi sülüs’teki özellik ve güzellikleri aynen sülüs yazısına aktarmıştır. Sülüs yazıları kıvrak ve metindir. Şevki Efendi, itinalı ve tekellüflü yazan bir hattattı. Bu sebeple yazıları pürüzsüz ve çok temizdir. Celi sülüs’ün eşsiz hattatı Sami Efendi “Şevki’nin elinden istese de fena harf çıkmaz” demiştir. Şevki Efendi’nin özellikle h.1290/ 1873’ten sonraki yazıları kemal noktasına ulaşmıştır. Bu bakımdan, bu tarihten sonraki yazıları Şevki Efendi’nin örnek yazılarıdır.

Şevki Efendi’nin sülüs yazılarındaki olgunluk yanında, harflerin satıra dizilişleri mükemmeldir. Bu yönüyle, harflerde akıcılık hemen göze çarpmaktadır. Sülüs ve nesih harflerinde olgunluk ve mükemmellik Şevki Efendi ile yakalanmıştır. Aynı şekilde nesih yazıda, harflerin satıra dizilişi ve satıra oturuşu, Şevki Efendi’nin yazılarındaki önemli maharetlerindendir.

Bakkal Ahmed Arif Efendi ve Fehmi Efendi en önemli talebelerindendir. Fehmi Efendi Şevki Efendi’nin hakkı olduğu halde olduğu halde fazla tanınmayan talebesidir. Fehmi Efendi’nin bugün, Medine’de Mescid-i Nebevi’de büyük boy hilyesi bulunmaktadır.
 

molla_zehra

Well-known member
Sami Efendi Ekolü


Rakım Efendi mektebine dahil fakat farklı bir şive sahibi olan Sami Efendi, 16 Zilhicce 1253/ 13 Mart 1838 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Yorgancılar kethüdası Hacı Mahmud Efendi’dir. Asıl adı İsmail Hakkı’dır.

Sıbyan Mektebi’nde Boşnak Osman Efendi’den sülüs-nesih meşk etti. Daha sonraları celi sülüs yazıyı Rakım’ın talebesi Mahmud Şakir Recai Efendi ( 1804-1874)’den aldı. Talik yazıyı önce Kıbrısizade İsmail Hakkı Bey (1802-1870)’den meşk etti. Divani yazıyı Ebubekir Nasıh Efendi (1813-1885), rik’a yazıyı Ebubekir Mümtaz Efendi (1810-1871)’den meşk etti.

Sami Efendi asıl maharetini celi sülüs ve celi talik yazıda ortaya koymuştur. Yazıları daha çok zerendud ile hazırlanmıştır. Mürekkeple yazılmış yazısı yok denecek kadar azdır. Kendisi yazılarını genellikle siyah kağıda Zırnık mürekkebi ile hazırlamış ve çok iyi tashih etmiştir. Bu kalıplardan müzehhibler levhaları hazırlamış yahut taşa hakkedilmiştir.

Sami Efendi’nin müze ve koleksiyonlardaki yazılarından başka Kapalıçarşı Nuruosmaniye ve Fesçiler kapısı üstü celi talikleri mükemmeldir. Bayezid kapısı üzerinde de II. Abdülhamid adına tertiplediği tuğra bulunmaktadır. Nallı Mescid, Şehzadebaşı, Atikali Paşa camileri celi sülüs yazıları yanında Yenicami Sebili celi sülüs kitabesi çok meşhurdur. Sami Efendi’nin Yeni Cami sebili kitabesi celi sülüs yazıları, celi sülüs öğrenmek isteyenlere adeta hoca olmuştur. Sami Efendi bu kitabede celi sülüs’ün bütün nüktelerini göstermiştir.

Sami Efendi (1838-1912) XX. asrın başlarında h. 1310/1893’ten sonra bir atılım yaparak, celi sülüs’te eksik kalan kısımları tamamlamıştır. Celi sülüs’ün en önemli unsurları Sami Efendi’de kemal bulmuştur. Celi sülüs’teki işaretler (tirfil, mim, mimli tirfil, huruf-u mühmele ve harekeler) yanında rakamlar da Sami Efendi’de kemal noktasına varmıştır. Tezyinat işaretlerinin düz kısımları Sami Efendi’de daha değirmi bir hal alarak kıvraklık ve canlılık kazanmıştır. Mesela, tirfilin sol kısmı, şeddenin sol kolu Rakım’a göre Sami Efendi’de daha yumuşak ve değirmi bir hal almıştır. Harekelerde ötrenin baş kısmında başlangıç noktası Sami Efendi’de bir es çizerek başlamış, Rakım Efendi’de ise bu kısım düz bir şekil almıştır. Dolayısıyla Sami Efendi’nin bu yumuşak hareketi ötreye bir canlılık ve yumuşaklık kazandırmıştır. Sami Efendi’de ötre kuyruğunun alt kısmı, Rakım’a göre biraz daha belsi bir haldedir. Diğer harekelerde iki üstat arasında bir fark yoktur. Rakım harflerine göre Sami Efendi harflerinde canlılık mevcuttur. Sami Efendi’de harf zülfeleri yarım nokta daha fazladır; Rakım’da bir buçuk nokta olan elif zülfesi Sami Efendi’de iki noktadır. Elif harfi Sami Efendi’de dibe doğru, son üç noktada hafif bir kıvrım yaparak, Rakım’a göre daha bir hareketlilik kazanmıştır. Esasen bu durum dik harflerin tamamında mevcuttur. Rı, vav gibi kuyruklu harflerin satıra meyli Rakım’da bir buçuk nokta iken, Sami Efendi’de bu meyli daha fazla ve iki nokta kadardır. Sin dişlerinde mevcut kıvraklık ve canlılık Sami Efendi’de daha belirgin bir hal almıştır. Rakım’da nun harfinin çanağı sol tarafta baş kısma bir buçuk nokta kala bitmişken, Sami Efendi’de sol kısmının bitiş noktası, nun başlangıcı ile neredeyse aynı seviyededir.

Sami Efendi yaızda neredeyse tezyinat unsurlarını bol miktarda kullanmıştır. Bu durum onun celi divani ile fazlaca meşgul olmasından kaynaklanmıştır. Rakım Efendi’nin istiflerinde harfler, kendi yapıları ile ön plandadır, bazı istiflerinde tezyinat unsurları yok denecek kadar azdır. Bunun sebebi daha önceki devirlerde de harekenin dahi çok kısıtlı kullanılmış olmasıdır. Hareke ve tezyinat işaretleri celi sülüs’e Rakım’la girmeye başlamştır. Çok titiz bir sanatkar olan Sami Efendi, yazısının tashihi ile fazlaca uğraşır, elinden altı ayda yazı çıktığı olurmuş. Rakım’ın tamamlayıcısı olarak kabullenilen Sami Efendi, celi sülüs ve tuğrada Rakım mektebine dahil olmakla birlikte farklı bir şiveye sahiptir.

Hayatının sonlarını felçli olarak geçiren Sami Efendi 16 Recep 1330/ 1 Temmuz 1912 tarihinde vefat etmiştir. Kabri, Fatih Camii haziresinde olup, mezar taşı kitabesi talebesi Kamil Akdik tarafından celi sülüs ile yazılmıştır.

Hüseyin Haşim Bey’in Sami Efendi hakkında yazdığı kitabesinin bir beyti şöyledir:

Rakım da eğer görse celi hattını derdi / Sami-i sena paye bu vadide yemandır

Üstad merhum Necmeddin Okyay, hocası da olan Sami Efendi’nin vefatına düşürdüğü tarihte, onun vefatı ile Rakım yolunun üstadsız kaldığına işaret eder. Tarih şöyledir:

Serfürü eyler cihan, tarih-i Necmeddin için, Göçtü Sami, kaldı Rakım mesleki üstadsız.

Sami Efendi’den sonra talebeleri, Nazif Bey, Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey, Aziz Efendi, Ömer Vasfi Efendi ve Neyzen Emin Yazıcı celi sülüs’te Rakım yolunda, Sami Efendi şivesinde yazmışlardır. Son devrin önemli hattatlarından Halim Özyazıcı ve Hamid Aytaç da aynı vadide eser vermişlerdir. Son iki üstad doğrudan olmasa da, Sami Efendi’nin eserlerinden istifade ile celi yazıda maharet sahibi olmuşlardır.

hat ve sanat
 
Üst