Sayfa 1/3 123 SonSon
24 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    Yirmi Beşinci Lem’a

    Yirmi Beş Devâdır

    Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır.

    İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazdıklarımızın fevkinde bir sür’atle (HAŞİYE) telif edildiği gibi, hem umuma muhalif olarak, tashihata ve dikkate vakit bulmayarak, telifi gibi gayet sür’atle, ancak bir defa nazardan geçirildi. Demek, müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş kalmıştır. Kalbe fıtrî bir surette gelen hâtırâtı san’atla ve dikkatle bozmamak için, yeniden tetkikata lüzum görmedik. Okuyan zatlar, hususan hastalar, bazı nâhoş ibarelerden veyahut ağır kelimelerden ve ifadelerden sıkılıp gücenmesinler, bana da dua etsinler.


    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوۤا اِنَّا ِللهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

    1

    وَالَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ - وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
    2

    ŞU LEM’ADA, nev-i beşerin on kısmından bir kısmını teşkil eden musibetzede ve hastalara hakikî bir teselli ve nâfi bir merhem olabilecek Yirmi Beş Devâyı icmâlen beyan ediyoruz.

    (HAŞİYE) : HAŞİYE Bu risale dört buçuk saat zarfında telif edilmiştir. Evet (Rüştü), Evet (Re’fet), Evet (Hüsrev); Evet (Said)
    1 : “O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ‘Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır’ derler.” Bakara Sûresi, 2:156.
    2 : “Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur.” Şuarâ Sûresi, 26:79-80.

    Benzer Konular
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini Devami...
    Hastalar Risalesi
    Hastalar Risalesi Hastalar Risalesi 21 Mart 2010 Pazar 07:17 Avustralya'daki diyalog grubumuzun toplantılarına devamlı katılan rahibe bir hanımefendi, bir gün arkadaşlarımızı arayarak; "Benim çok yakın bir arkadaşım var. Ona deva
    Mucizat-ı Kuraniye Risalesi - Yirmi Beşinci Söz -1
    Mucizat-ı Kuraniye Risalesi - Yirmi Beşinci Söz -1 Kur'an Nedir? Tarifi Nasıldır? Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - Dr. Ahmet Çolak Belirli aralıklar ile devam edecek yirmibeşinci söz, Mücizatı Kuraniye Risalesi okunarak daha iyi anlıyabilmemiz için örnekl
    Hastalar Risalesi
    Hastalar Risalesi YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü'l-marîz (hasta ziyareti) ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır. İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazdıklarımızın fev
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    Allah cc. insanoğlunu dünyaya göndermesindeki sebep elbetteki kendisine ibadet etmemiz içindir. Bunu şu ayetten anlıyoruz. “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” Yani Allah'a ibadet etmek ve razı olduğu bir kul olabilmek için dünyada bulunuyoruz. Bize verilen ömür, ebedi hayata nisbetle çok kısa görünse de, bu kısacık ömrümüzle ebedi bir saadeti kazanmakta bizim elimizde. Bir imtihana tabiyiz. Ve bu kısacık imtihan sürecinde görüyoruz ki; herkes aynı şartlarda bir ömür sürmüyor. Kimi zengin, kimi fakir, kimi topal, kimi kör ilaahir, çeşit çeşit hallerde, bir neticeye doğru yol almaktayız. Sağlık ve sıhhat hayattan bir parça olduğu gibi, musibet ve hastalıklar da hayatın bir parçasıdır. Elbette dünyada sahip olduğumuz çeşit çeşit imkanların da o nisbette hesabı ve sorgusu olacaktır. Konumuz itibariyle bu değişiklik arz eden insan manzaralarından musibetzede ve hasta olan insanlar gurubunu ele alacağız.

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu Yirmi Beşinci Lem'a nın "Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz (Hasta ziyâret etme, hâl ve hatırını sorma.) ve geçmiş olsun makamında" yazıldığını belirtmiştir. İnşallah bu risale reçetemiz, tesellimiz ve yaralarımızın bir merhemi olur. İstifade etmek dileğiyle.


    BİRİNCİ DEVÂ

    Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor—tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, “Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor.”


    Hastalıklara merak göstermek, "Acaba bu hastalığım düzelir mi? Dermanı var mıdır? Daha ne kadar çekeceğim?" gibi meraklı sorular, hastalıkların ve maddi musibetlerin artmasına sebeptir. "Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür." 2 "...musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor." 3 Hastalıklar bu fani ömür ağacımıza takılan, Allah'ın lütfettiği meyvelerdir. Hastalıklar hayatımızı günah kirlerinden arındırır, olgunluk kazandırır, manevi yönden terakkimize sebep olur. "Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider." 4 Hastalıkların ve musibetlerin, bunun gibi azim neticeleri, meyveleri vardır. Ve gaflette olan, biz insanlara bir uyarıcı, ikaz edici hükmündedir. Acizliklerimizin farkına varmamıza bir vesiledir.


    1. (Zariyat Suresi, 56)
    2. İkinci Lem'a s.37
    3. İkinci Lem'a s.37
    4. İkinci Lem'a s.33
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    İKİNCİ DEVÂ

    Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki, namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar olur.


    Üstad, Yirmi Birinci Söz'de
    üç sabırla mükellef olduğumuzu söylüyor. "İşte, ey sabırsız nefsim! Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır." Bunlardan biri de görüldüğü üzere musibete karşı sabırdır. Evet, musibet ve hastalıklarda sabır gösterilmesi ve şükredilmesi durumunda o musibet ibadet hükmüne geçer ve aynı zamanda da insanı günahlardan uzak tutmaya vesile olur.

    Bunun yanında musibetler, aslında hiç bir şeye elimizin yetişmediğini, gözle görülmeyen bir mikroba karşı bile yenik düşecek kadar zayıf ve güçsüz olduğumuzu hatırlatması bakımından da son derece önemlidir. Aczimiz ve zaaflarımız bizi, acizlikten münezzeh olan, her türlü ihtiyacımıza cevap verebilen ve kullarına karşı çok merhametli olan Halık-ı Rahimimize iltica etmeye, onun kapısına sığınmaya, ona yalvarmaya götürür. Halis, saf ve riya olmayan manevi bir ibadete mazhar eder.
    "Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir." 5


    Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır. 6 Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.


    Yoktan var edildik, insan olduk, hayat sahibi olduk, sağlık ve afiyet bulduk ve bize akıl nimeti verildi. Kendi imkanlarımızla sahip olamayacağımız sayısız nimetlere mazhar olduk. Elbette bu kadar nimetlere insanı mazhar eden allah, dilediğinde de musibetlere ve hastalıklara bizleri maruz bırakması hikmeti gereğidir. Sahip olduğumuzu sandığımız hiç bir şey, kendimizin değil ki şikayete hakkımız olsun. Hem allah bize verdiği hastalığı bile, yine bizim için veriyor. Onunla günahlarımızı temizliyor. O hastalığı bir nevi ibadet sayıyor vs.

    "Ebu Hureyre ve Ebu Said radıyallahu anhüma’nın anlattıklarına göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur: 'Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü’minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.' ” 7

    Yani allah cc. çektiğimiz hiçbir sıkıntıyı, üzüntüyü boşa gidermiyor. Çektiğimiz her bir sıkıntıya Rahmetiyle karşılık veriyor. Ve karşılığında bizden istediği isyan etmemek, "Beni mi buldun ?" gibilerinden şikayette bulunmamak, şükretmek, çok ağır gelse sabretmektir. Bir dakikası binlerce dakika baki bir ömrü kazandırabilecek böyle bir ibadetten şikayet değil, belki memnun olmak gerektir.

    5. İkinci Lem'a s.34
    6. el-Elbânî, Sahîhu Câmii’s-Sağîr, 256.

    7. Buhari, Marda 1; Müslim, Birr 52, (2573); Tirmizi, Cenaiz 1, (966).
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    ÜÇÜNCÜ DEVÂ

    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.

    Dünyaya keyif sürmek, konforlu ve sıkıntısız bir hayat geçirmek için gelmedik. Aciziz, elimiz birşeye yetişmiyor, bizi terkedenlere engel olamıyoruz, sahip olduklarımızı kaybederken elimizden gelen neredeyse hiç bir şey yok. Sevdiklerimizi, zamanımızı, sağlığımızı, malımızı, mülkümüzü, güzelliğimizi vs. kaybederken çaresiz kalıyoruz. Belki 10 sene, belki 1 sene, belki de daha dün sahip olduğumuz bir çok şey, artık bizimle değil. Kaybettiklerimiz, bu dünyanın keyif ve lezzet yeri olmadığını ihtar ediyor bize.

    Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.

    "Muhakkak ki, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık." 8 buyuruyor Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de. Diğer canlılardan farklı olarak, çok daha üstün, kıyaslanamayacak kadar fazla özelliklere sahibiz. Fakat hayattan lezzet alma noktasında hayvanların en basitine bile yetişemiyoruz. Çünkü onlar anı yaşıyorlar, biz ise tüm zamanlarla alakadarız. Yüzyıllar önce birinin başından geçen bir olay bile bizi üzebiliyor veya sevindirebiliyor. Geçmişteki lezzetlerin yokluğu, gelecekte karşımıza çıkma ihtimali olan olumsuzluklar, hayvana nisbeten hayattan alacağımız lezzeti acılaştırıyor, hiçe indiriyor. Üstad insan ve hayvanın hayattan aldığı lezzet noktasında şu kıyaslamayı yapıyor; "Hayvan gibi olamazsın. Çünkü, hayvanın mazi ve müstakbeli yok. Ne geçmişten elemler ve teessüfler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder. Hattâ kesilmek için yatırılan bir hayvan, birşey hissetmez. Yalnız bıçak kestiği vakit hissetmek ister; fakat, o his dahi gider, o elemden de kurtulur." 9

    Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

    İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.


    8. Ömer Nasuhi Bilmen - Tin/4
    9. On Birinci Şua - s.267
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    DÖRDÜNCÜ DEVA

    Ey şekvâcı hasta!
    Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.


    Üstad çok yerde olduğu gibi burada da sabrı tavsiye ediyor. Peki neden sabır?

    Çünkü sabır imanın bir göstergesidir.

    "İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır." 10

    Çünkü sabır Allah'ın rızasını kazanmaya vesiledir.

    "Hak teâlâ, sevdiği kulu dertlere müptela kılar, o da sabrederse, ondan razı olur." 11

    Çünkü sabır kıyamette hesabın hafifleşmesidir.

    "Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir, o da güzel sabrederse, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim." 12

    Çünkü sabrın mükafatı hesapsızdır.

    "Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir." 13

    Çünkü allah sabredenlerle beraberdir.

    "Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir." 14

    Çünkü sabır bağışlanmaya ve azim mükafata vesiledir.

    "Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır." 15

    Elbette böyle büyük mükafatları olan hastalıklara ve musibetlere karşı, imanımızın dahi bir göstergesi olan sabırla mukabelede bulunmak elzemdir.

    Ve insanın azalarının, kendisine emaneten verilen sayısız nimetlerin sahibi kendisi olmadığı cihetle; o azaların, cihazatların başına gelen sıkıntılarda, musibetlerde, şikayete hiçbir hakkı yoktur. Üstad'ın verdiği şu temsille devam edelim.

    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk ismini tanıdığın gibi, Şâfî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem’alar ve rahmetten şuâlar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

    Biz bu dünyada tabiri cazisse allahın bir modeliyiz. Ve hayat, insan olmak gibi peşin ücretler almışız. allah bu ücretler mukabilinde, sınırlı ömrümüzde, Esma-i Hüsnasının da bir gereği olarak bizi halden hale çeviriyor. Hasta ediyor, zenginlik veriyor, güzellik veriyor, fakirlik veriyor vs.

    Başımıza gelen musibetler allahın Esma-i Hüsnasının gereğidir. İnsanı şekilden şekile sokarak sonsuz sanatlarını göstermektedir. İnsanın maruz kaldığı her halde allahın isimleri tecelli etmektedir. "Herşey zıddıyla bilinir." kaidesince; allahın güzel isimlerinin tecelli edip anlaşılabilmesi için, o isimlerin zıddı olan hallere maruz kalıyoruz da denilebilir. Hasta olduğumuzda Şâfî ismini bildiğimiz gibi, aç kalmakla da Rezzak ismini tanıyor ve biliyoruz. Ve her musibet ve hastalığın ardında allahın bir hikmeti saklıdır. Acizliğimiz dolayısıyla da allahın Rahmetine vesiledir. Zahirde çirkin gibi görünen hastalıkların perde arkasında böyle sevimli ve güzel manalar vardır.

    10. Deylemi
    11. Deylemi
    12. Hakim
    13. Zümer/10
    14. Bakara/153
    15. Hud/11
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    BEŞİNCİ DEVÂ

    Ey maraza müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki, hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde, bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:

    “Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir.”

    Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Allah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır.”

    Genelde öyle değil midir ? Sağlığı, sıhhati, gücü, kuvveti, kısacası maddi yönden herhangi bir sıkıntısı olmayan insanlara, özellikle de gençlere baktığımızda bir gaflet, geleceğini, ahiretini unutma ve düşünememe sözkonusu değil mi ? Bu durumda olanlara söz ve nasihatın genelde tesir etmediği ise, bilinen bir gerçektir.

    Demek, sağlık ve sıhhat ve rahat hayat koşulları; insanı gaflete düşürmesi, ahiretini unutturması, allah korusun ebedi saadeti kaybettirmesi gibi neticeleri vermesinden dolayı bir nevi hastalıktır. Geldiğinde insanda şoklama yapan, kendini çok güçlü hisseden insana birdenbire aczini hissettiren, ölümü hatırlatan, gideceği menziller olan kabir ve ahireti düşündüren musibet ve hastalıklar ise bu cihetten bakıldığında sağlığın, sıhhatin ta kendisidir. Evet şu ayette açıkça bu gerçeğe işaret ediyor.

    "Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır." 16

    Bağışlammaya, O'nun Rahmetine ve hidayetimize vesile olan bir musibet; allahın lütfu, bir hediyesi, ihsanı değil de nedir?


    16. Bakara Suresi, 156-157
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    şehirsiz
    Mesajlar Mesajlar
    319
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 106 + 3634

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    abi devamını sabırsızlıkla belkiyoruz......yazıcaksın di mi?bak bu benim yazlık ödevim di.çıktısını alıp götürücem ablalarıma.çok önemli o yüzden. selamlar.......
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar Mesajlar
    4.207
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 620 + 39360

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    Alıntı sadsad Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    abi devamını sabırsızlıkla belkiyoruz......yazıcaksın di mi?bak bu benim yazlık ödevim di.çıktısını alıp götürücem ablalarıma.çok önemli o yüzden. selamlar.......


    way way waaaaayyyyyyyyy

    sadsad hanım gördüm seni hazırcı seniiiii


    biz oturalım teker teker kelime ayıklayalım ooohhhh
    Yazar : Risale Forum
    EY NEFSİM;
    KALBİM GİBİ AĞLA VE BAĞIR VE DE Kİ:
    FANİYİM FANİ OLANI İSTEMEM,
    ACİZİM;ACİZ OLANI İSTEMEM,
    RUHUMU RAHMAN'A TESLİM EYLEDİM GAYRİ İSTEMEM.
    İSTERİM FAKAT BİR YAR-I BAKİ İSTERİM.
    ZERREYİM;FAKAT BİR ŞEMS-İ SERMED İSTERİM,
    HİÇENDER HİÇİM FAKAT BU MEVCUDADI UMUMEN İSTERİM.
    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    ALTINCI DEVÂ

    Ey elemden teşekkî eden hasta!
    Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et.

    Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya “Elhamdü lillâh, şükür,” veyahut “Vâ hasretâ, vâ esefâ!” kalbin veya lisanın diyecek.

    Dikkat et, sana “Oh, elhamdü lillâh, şükür” dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musibetler, zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.

    Sana “Vâ esefâ, vâ hasretâ!” dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki, zevalleriyle senin ruhunda dâimî bir elem-i irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.

    Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet bazan bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. “Bu da geçer, yâ Hû” de, şekvâ yerinde şükret.


    Geçmişimize bakıp, yaşadığımız anları şöyle bir gözümüzün önüne getirirsek, geçmişte bizi gülüp eğlendiren, neşelendiren, sevinçlere boğan kareler bugün ah! çekmemize sebep olan anlar olduğunu anlarız. Bir de o sevinçler gayri meşru ise elemi de o nisbette artar. Biten, yok olan lezzetler, onu düşünmekle, elemi netice verir. Hatta diyebiliriz ki, bu dünyası tamamen (gayri meşru) lezzetle geçen insanlar, ahirette burdaki lezzetlerine binler "ah! ah!" çekeceklerdir. Çünkü lezzet bitmiştir ve lezzetin geri dönüşü de yoktur. Artık ebedi bir elem vardır. Daha önce de değindiğimiz gibi, asıl hastalıkta bu neticeyi veren hallerdir.

    Ve yine geçmişimize gidip, musibetle geçen, sıkıldığımız, bunaldığımız anları gözümüzün önüne getirdiğimizde ise; o anların bitişinin bize lezzet verdiğini görürüz. Çünkü elem artık bitmiş, yerini lezzete bırakmış, zahmeti gitmiş, sevabını bırakmış. Ve bu dünya tamamen musibet içinde dahi geçse (şükür ve sabır içinde) , ahirette müthiş bir lezzete kalbolacağından, hiç bir ehemmiyeti yoktur. Adeta bir hiç hükmündedir.

    Madem lezzetin bitişi elem, elemin bitişinden lezzet alıyoruz; o halde, başımızdaki geçici hastalıkların arkasındaki sevap cihetini düşünüp, sabır ve şükür içinde tevekkül edip mütebessim olmalıyız.

    Burada yeri gelmişken Üstadın lezzetperestlere yazdığı, şu tavsiyelerine de kulak verelim.


    Lezzetperestlerin nazar-ı dikkatine

    “Âh!” müstetir elemin tercümanıdır. “Oh!” ruhta muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.

    “Âh!”ı dedirten, lezaiz-i mâziyenin tasavvur-u zevalidir. Çünkü zeval-i elem, lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet de elemdir. Şairlerin divanları, tasavvur-u zeval-i lezzetten gelen bir elem-i fikrînin birer feryadıdır.

    “Oh!” yani “Elhamdü lillâh” dedirttiren, âlâm-ı mâziyenin tasavvur-u zevali, verdiği lezzet-i ruhaniyenin unvanıdır. Demek muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli, hoşgeldin demeli.
    17


    17. İşârât s.280
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi

    ALTINCI DEVÂ (HAŞİYE)

    Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ıztırap çeken kardeşim! Bu dünya eğer daimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Fakat madem dünya birgün bize “Haydi, dışarı” diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak. O bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.

    Evet, hastalık bu mânâyı bize ihtar edip der ki: “Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren.” Kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.

    Hem madem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa, hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor. O zevki kaybettiğinden hastalık bahanesiyle ağlama; bilâkis hastalıktaki mânevî ibadet ve uhrevî sevap cihetini düşün, zevk almaya çalış.

    (HAŞİYE) : HAŞİYE Fıtrî bir surette bu Lem’a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki devâ yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık; belki bir sır vardır diye değiştirmedik.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •