Bismillâhirrahmânirrahîm,


O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-ı emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredir

Hmm... demek nefsimiz ibadetten yana usanıyorsa, tenbellik ediyorsa;
yada haramlara karşı cesur davranıyorsa, kendini sakınmıyorsa;
yada küçük bir şeyden birşey olmaz diyorsa; bileceğiz ve şübhe etmeyeceğiz ki;
bizim nefsimiz emmaredir. İyiliği değil, kötülüğü ister ve emreder.

O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.

Bu muhteşem ifade bir pusula gibi; nasihatı önce nefsine yap, önce onu ıslah et, sonra o emre itaati başkalarından bekle.

Kendi namaz kılmayan; önce kendisi namaz kılacak; sonra eşinden, çocuğundan isteyecek.
Kişi önce kendisi başkalarına edebli olacak; sonra başkalarından edeb isteyecek.
Kişi önce kendisi hak yemeyecek; sonra başkalarından hak yememesini isteyecek.
Kişi önce kendisini haramlarda koruyacak; sonra başkalarına haramlardan kendin koru diye nasihat edecek.
Kişi önce kendisi ilim öğrenecek; sonra başkalarına ilim öğren diye tavsiye edicek.

Yani fiilî olsun, ilmî olsun; kabul ve itaatte önce kendi nefsi, sonra başkaları.
Demek, kişi önce gözünü kendi nefsine dikecek, ona bakacak ne halde olduğunu görecek, bundan sonra başkalarına bakacak. Ben anlıyorum ki, kişi sadece kendi nefsine bile baksa, onun güzel islamî yaşantısı doğal olarak başkalarına tesir eder, nasihat eder. En guzel nasihat, hal ile olan nasihattır. Kâl ile olan bazan aks-ul amel edebiliyor.

Öyle ise, nefsimden başlarım.
Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil [beş ikazı] benden işit.
..........


el Fatiha