Sayfa 2/2 İlkİlk 12
15 sonuçtan 11 ile 15 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    365
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 65 + 1209


    Cevap: Günümüzde Gençliğin Problemlerine Doğru

    Disiplin ve Temizlik

    Çocuğun iç donatımının yanında, bedenî ve fizikî durumunun da aynı hassâsiyetle ele alınması, sıhhatli bir terbiyenin gereği ve onun başta gelen esaslarındandır.
    Disiplin
    Aslında, çocuğu insanlığa yükseltme ve onun yüce duygularını inkişaf ettirmeden ibaret olan terbiye, gönüldeki aydınlıkla dıştaki düzenin, ruhtaki yücelikle bedendeki ahengin elde edilmesiyle kemâle erer ve gayesine ulaşır. Diğer bir ifadeyle, terbiyenin hedefi, madde-ruh, ceset-kalp, dünya-ukbâ arasındaki zıtlığı, dezarmoniyi gidermek ve insan düşüncesini dağınıklıktan kurtararak ezelî ahenge ve vahdete ulaştırmaktır.
    Bu itibarla, sadece cesedin terbiyesini hedef alan kadim yunan, nasıl madde-ötesi herşeyi inkâr etmekle terbiyede 'tavla tipi' varlıklar yetiştirerek, kendi insanını içi boş kof yığınlar haline getirdi, öyle de, cesedi bütün bütün azleden eski Hintli, herşeyi anlaşılmaz bir rûha dayanarak, öbür kutupta değişik bir yanlışlığa düştü. Birinde insanoğlu, göğüs adaleleri ve pâzularıyla çalım satan rûhsuz bir çılgın, diğerinde ise, cesedin humûdeti [1] ve ruhun saflaşmasıyla 'Nirvânâ'ya ermeyi bekleyen bir miskin ve bir sefildir. Oysa ki, ötelerden kaynaklanan bizim terbiye anlayışımızda, madde-ruh, ceset-kalp, burası ve öteler, birbiriyle anlaşır, uzlaşır ve bir bütünün değişik yönlerini aksettiren bir vâhid haline gelirler.
    Bu hususu esâs alarak, çocuğun terbiyesinde, rûhu işlettirip ötelere hazırlama ve kalbi inkişâf ettirerek hakikatlara âşinâ kılmanın yanı başında, bedenî ve fizikî durumunun da katiyen ihmâl edilmemesi lâzım geldiğine inanmaktayız.
    Düzen ve Temizlik
    Bu hususla alâkalı mütalaamızın, oyun ve sporla alâkalı bölümlerini, ilerde müstakilen ele alacağımızdan, burada sadece, düzen ve temizliğe temas etmek istiyoruz. Çocuğun, düzenli bir hayata alıştırılması, gelecekte yükleneceği vazifeleri eksiksiz olarak yerine getirmesi bakımından çok mühimdir. Belli bir yaşta, nizâm ve intizâm şuuruna ulaştırılamamış nesiller; ne kadar da mâhir olurlarsa olsunlar, bütün hayatları boyunca, tek-elli, tek-ayaklı gibi hep meflûç yaşarlar. Yuvadaki umumî ahenk ve düzeni aksettirmesi bakımından, sadece, yeme-içme, yatıp-kalkma ve yiyip içtiği şeylerde itidalden ayrılmama, israfa girmeme gibi hususları intikâl ettirmekle yetineceğiz. Ailenin, yeme-içme ve yatıp-kalkmada, tatbîk ettiği ve uyageldiği bir düzeni varsa, çocuğun hayatı, evde de evin dışında da fevkalade ritmik olarak sürer gider. Yoksa, büyük bir ihtimalle o, evden aldığı bu âhenksizliği toplum içinde de uğradığı her yere götürür ve hep, bir huzursuzluk kaynağı olur. Çok defa bu âhenksizlik, onun rûh ve kalbine de işleyerek, zevk-i ruhanisini kaybetmesine de sebebiyet verir. Vakıa, bazen de, rûhî bozuklukların ve çeşitli depresyonların çok ciddî olarak, hayatı tesir altına aldığı görülür ki, bunun da behemehal sebepleri tespit edilerek ortadan kaldırılması gerekir. Aksine, devam ettiği takdirde, bir 'fâsit-daire'ye dönüşür ki, karşımıza, daha da endişe verici problemler çıkabilir.
    Her şeyden evvel, çocuğun, bizim atmosferimiz içinde geçen hayatı çok ritmik olmalıdır. O, eve ne zaman dönmesi gerektiğini, döndüğü zaman, nelerle meşgûl olması, hangi işlerle uğraşması lâzım geldiğini önceden bilmelidir. İç-âleminin donatımı mı? Harici işlerin düzene sokulması mı? Okuma, yazma mı? Yoksa oyun ve eğlence mi?.. Bunlardan hangisinin ne zaman yapılacağı mutlaka tayin edilmeli ve çocuk, bir sürü karışık düşünce ve birbirinden farklı isteklerle karşı karşıya bırakılmamalıdır. Aksi halde, çocuğun bu mevzudaki karanlık ve karmaşık hali, hem kendi için hem de aile için zararlı olur. Aile ne kadar derli-toplu, çocuk da ne kadar zeki olursa olsun, yuvada ahenk bulunmadığı takdirde, bekledikleri şeyleri asla elde edemezler. Nasıl ki, bir kalbin atışları, aritmik olduğu takdirde, hızlı ve canlı da olsa hayra alâmet sayılmaz. Öyle de, her ferdin hususî durumu hesaba katılarak, içinde nizam ve intizamın temin edilemediği hane de semereli ve uğurlu sayılamaz. Hele o hanedeki çocuk, asla.!
    Evet, hânenin en verimli hali, en düzenli olduğu zamanlara göredir. Tam rantabl olması, tam âhenkli olmasına bağlıdır. Hız ve beceriklilik ise, düzensizliğin meydana getireceği arızaların yanında, çok tesirsiz kalırlar.
    Yeme ve İçme
    Bundan başka yuva, yeme ve içmeyi, 'sağlık prensiplerine uygunluk felsefesiyle' ele almalıdır. Bu da, büyük bir nispette, yemek vakitlerinin tayînine; yerken, israftan ve mideyi tıka-basa doldurmadan kaçınmaya, düşünceye, iradeye ve beden sağlığına zarar veren şeylerden içtinap etmeye; kezâ, yenilen şeylerin temiz ve helâl olmasına bağlıdır.
    Bu itibarla, henüz yediği birinci yemeği hazmetmeden ikincisine başlamak, vakitli vakitsiz sürekli bir şeyler yemek ve daima mideyi dolu bulundurmak, hem bedene zarar, hem tedrici bir intihâr hem de Yüce Yaratıcının buğz ettiği bir keyfiyettir. Bir de, alınan şeyler insan sağlığına zararlı; iradeye fütûr ve zihne teşviş veriyorsa o, bütün bütün berbattır!..
    İsraf, Yaratıcının sonsuz nimetlerine karşı bir hürmetsizlik ve bir nankörlüktür. Evet, ölçüsüzce savrulup giden bu değerli nimetler, israfta harcanıp gittikleri sürece, kadirleri bilinemeyeceği gibi, 'doyma noktası'na vardıktan sonra alınmalarıyla da, asla zevk ve lezzetlerine erilemeyecektir. Evet, israf eden gerçek iştihâyı kaybederek, yemeklerin çokluğu ve çeşitliliğine bağlı, yalancı bir iştihaya gider gömülür. Bu marazî-hal genişledikçe de, kalp ve ruh dairelerinin rağmına, memnû, gayr-i memnû demeden herşeyi midesine indirmek ister. Helâl ve haramın iç içe girdiği böyle cehennemî bir hayat düzeninde ise, sıhhatli ve mazbut nesillerin yetişmesini beklemek hayâlperestlik olur.
    Esasen beslenme, tamamen bir disiplin işidir. Yemesini-içmesini disipline edebilmiş bir yuva, çocuğun kalbî ve rûhî hayatı adına, pek çok şeyi başarmış sayılabilir.
    Evet, vücudun ayakta durabilmesi için mutlaka yemeye, içmeye ihtiyaç vardır. Ne var ki, bedenin sıhhati hesaba katılmadan alınan her şey, yine beden için zarar olduğu gibi, yerken, içerken kalbin, mide ve bağırsakların altında kalıp ezilmesi, nefsin rûha kemân çekmesi de, insanın kendi kendine kastetmesi demektir.
    Ah, şu rûh'un kanatlarını kıran, kalbî hayat üzerine kezzap döken talihsiz oburlar!.. keşke, yetişme dönemindeki gençleri sizlerden kurtarmak mümkün olabilseydi!..
    Bir de çocuğa, yiyip, içmekten maksat ne olduğu behemehâl anlatılmalı ve bu hususta iknâ edilmelidir. Aksine o alışageldiği şeyleri, emzik gibi 'ilelebet' devam ettirir durur... Şayet, ona bir şeyler anlatmağa bizim gücümüz yetmiyorsa, bir hekim veya daha başka birisiyle gördürerek, maddî-manevî sıhhati için elverişli bir gıda rejimine irşat edilmelidir.
    Yatıp Kalkma İle Alakalı Bazı Hususlar
    Yatıp kalkmanın disipline edilmesi de aynı derecede önemlidir. Belirli zamanlarda ve belirlenmiş ölçülerle istirahat etmek, hem sıhatımız açısından hem de hayatımızın diğer bölümlerine ait düzen ve ahengi bozmamak bakımından zarurîdir. Gündüzün büyük bir kısmı çalışmaya, gecenin büyük bir bölümü de istirahat ve kalbi dinlendirmeye tahsis edilmelidir. Bunu değiştirmek katiyen muvâfık değildir. Fıtrata ait böyle bir şeyi tebdîle kalkışmak, toplumla çatışma, kâinât kitabıyla zıtlaşma ve sıhhate karşı işlenilmiş bir cinâyet ve itisaf olur.
    Yatıp-kalkma ve istirahatla alâkalı, herkes için geçerli olabilecek bir-iki önemli prensibin belirtilmesinde yarar görmekteyiz:

    • Aile fertlerinin hayatı, mutlaka nizâm altına alınmalıdır. Bir hânede, yatıp-kalkmaya gelinceye kadar her şey zabt u rabt altına alınmışsa, o aileye ait meselelerin büyük bir kısmı yoluna girmiş sayılır. Aksine, bir hânede hayat disipline edilmemiş ise, o yuvaya ait çok meseleler dağınıklık içinde ve sürüncemede demektir.
    • İkamet edilen apartman ve yakın çevrenin hayat düzenleriyle bizim hayat nizâmımız çatışmamalıdır.? Yoksa, onlar bizim, biz de onların hem istirahat anlarını hem de çalışma zamanlarını berbat ederiz.
    • İstirahât ve çalışma, imkân nispetinde belli bir zaman içinde ve belli saatlerde yapılmalıdır. Aksi halde, sürekli değişip duran yatıp-kalkma zamanları, uyku ile çalışmayı iç-içe kılar. Bu ise hem istirahatın hem de çalışmanın zedelenmesi demektir.
    • Uykuya ait zamanı ihlâl edecek her şeyden mutlaka kaçınılmalıdır. Bazen bir-iki bardak çay, Bazen bir iki lokma yiyecek, Bazen de bir can sıkıntısı bir gecelik uykuya mal olabilir. Dolayısıyla bir günlük işe de...

    Maddi ve Manevi Temizlik
    Yuva, çocuğa, manevî kirlerden uzak kalmayı öğretmekle mükellef olduğu gibi, bedenini, elbisesini, oturup-kalktığı yerleri de temiz ve düzenli tutmayı öğretme mecburiyetindedir.
    Yuvadaki disiplin ve temizliğin, anne-babadan yavrulara geçtiği âlem-şûmul bir kanundur. Her yavru, dünyaya gözünü açtığı zaman, yuvasında ve yuvacığında gördüğü şeyleri taklîde uğraşır ve nevinin taşıdığı istidatlarla, o istikamette varlığa erer. Hususiyle insan için bu mesele, fevkalâde önemlidir... Çocuk, etrafını temiz ve düzen içinde görürse, bunun böyle olması lazım geldiğine inanarak, üstüne-başına ve yatıp-kalktığı yere, ona göre çeki düzen vermeye çalışır. Aksine, etrafını perişan ve etrafındakileri de kirli ve derbederlik içinde görürse, temizlik ve nizam adına bütün istidatları körelir, miskinleşir. Artık kendi şahsî işlerinin dahi, başkaları tarafından yapılması lazım geldiği zehâbına kapılır. Böyle bir hava ve iklimin, topluma nasıl tufeyliler yetiştireceği ise, her türlü izahtan vârestedir.
    Bu itibarla, terbiye prensipleri arasında, derli-toplu ve temiz olmayı öğretmenin ayrı bir yeri olmalıdır. Zira çocuk, ailesinden aldığı diğer hasletleri gibi bu meziyetiyle de, toplumun emrine girecek ve ona yararlı olmağa çalışacaktır. Ve yine bu meziyetiyle ailesinin yanında bulunduğu sürece yuvaya; tahsîl döneminde kaldığı eve, barındığı yurda ve beraber kaldığı arkadaşlara bâr olmayacaktır.
    Aslında inançlı ve ulu bir yola baş koymuş kimselerin, başka türlü olmalarını düşünmeye de, insanın gönlü râzı olmuyor. Nasıl olur ki, bu yol, günde beş defa abdest almayı, en az haftada bir defa tepeden tırnağa temizlenmeyi (gusûl), yemek yemeden önce ve yedikten sonra ellerin yıkanmasını, kezâ, uykudan kalkınca yıkanıp temizlenmeden ellerin ağza götürülmemesini; saçın, bıyığın derli-toplu ve tırnakların kesilip temiz tutulmasını; hâsılı, hep kar gibi pırıl pırıl ve süt gibi dupduru ve tertemiz olmayı tavsiye ve teklîf etmekte ve hattâ bunların bir kısmını fıtrattan saymaktadır. Evet, böyle bir yolun yolcularının, isli-paslı ve tiksindirici olmaları katiyen düşünülemez!
    Yuvada iyi bir düzen ve temizlik dersi alarak yetişen nesiller, 'Hıfzu's-sıhha'[2] memuru gibi, toplumun yolunu kesen çeşitli hastalıklara karşı, birer 'Koruyucu Hekim'lik vazifesi yaparlar. Bunlar, su cetvelleri, ayak yolları, nehir kenarları, ağaç altları ve parklar bahçeler gibi umumun istifade edeceği yerleri, pisliklerden arındırır ve temiz tutarlar. Yuvada bu terbiyeyi alamamış talihsiz nesiller ise, her tarafı batırır ve çevrelerini yaşanmaz hale getirirler. Böylelerinin kuracağı dünyada, denizler bataklık, kanallar kirli, körfezler foseptik çukuru, nehirler azgın, köprüler yıkık, yollar da perişan olur. 'Çevre sağlığı' ve 'Koruyucu Hekimlik' gibi müesseselerin mevcudiyetine rağmen böyle bir dünyada, salgın hastalıklar, akla-hayâle gelmedik illetler, bin başlı bir dev gibi, toplumu ölümden ölüme götürür de kimse bunu önleyemez.
    Hâsılı, çocuklarda, iç derinliği, düşünce istikameti gibi, düzen ve temizliğe ait rûh ve şuur da, yine yuvada verilir. Orada geliştirilir ve oranın sürekli kontrolüyle devamlılık kazanır.
    Yazar : Risale Forum
    Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu, herkese ve her şeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    365
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 65 + 1209


    Cevap: Günümüzde Gençliğin Problemlerine Doğru

    Çocuklarda Oyun ve Eğlence

    Oyun; çocukların kendini eğlendirmek, ilerdeki hayata hazırlamak ve enerjilerini harcamak için yaptıkları bir kısım vücut hareketleridir. Misâl olarak eski oyun ve sporlarımızdan: Koşu, güreş, yüzücülük, binicilik, körebe, saklambaç, evcilik; şimdikilerden de: Eskrim, futbol, voleybol gibi oyunları zikredebiliriz. Vâkıa bugün, büyüklerin hoş vakit geçirmek veya günlük yorgunluklarını gidermek için karşılıklı olarak yaptıkları; hesap, dikkat ve çevikliğe dayanan eğlenceli müsabakalardan, tenis, golf, bilardo, cirit, satranç ve kumar sayılan diğer şans oyunları şeklinde de tarif edilmektedir. Ne var ki mevzumuz, çocukların yetiştirilmesiyle alâkalı olduğundan, biz burada daha ziyade, onları ilgilendiren oyunlar üzerinde durmak istiyoruz.
    Çocukların dengeli yetişmesinde oyun, oldukça ehemmiyetli bir unsurdur. Hatta diyebiliriz ki; ölçülerimiz içinde her oyun çocuğun hissî, ruhî ve fikrî gelişmesinde en müessir faktörlerden biridir. Oyun çeşitlerine göre bazıları, çocuğun melekelerini geliştirerek, onu ilerdeki hayata hazırlar. Bazıları, onun düşünce ve kabiliyetini artırır. Bazıları da boşalmasını temin eder. Oyun sayesinde kapalı ve içine dönük çocuklar, ruhî gerilimden kurtularak serbest nefes alabilirler. Umumiyet itibariyle hodbin, bencil ve kapalı çocuklar, yalnız kaldıkça bulanık düşüncelerden bir türlü kurtulamazlar. Bu ise, onların hayâllerinin fısk ve fucûra ait şeylerle uğraşmasını ve Dolayısıyla de sürekli olarak ruhlarının hırpalanmasını netice verir.
    Meşrû çizgide her oyun, tatminsizlikten gelen çeşitli sıkıntı ve üzüntüleri gidermede oldukça faydalıdır. Bilhassa henüz bir işle iştigâl etmeyen çocukların, enerji fazlalığının atılması için oyun, hemen hemen tek yoldur.
    Çocuklar İçin Oyun Türleri
    Oyunda, muhakkak bir gaye ve hedef gözetilmelidir. Ne var ki, belli bir yaşa kadar, küçük çocuklarda buna riayet etmek oldukça zordur. Bu itibarla, onlar için daha ziyade oyunların eğlendirici olanları tercih edilmelidir. 'Beşikte Eflatun' hârika tipler istisnâ edilecek olursa, bunun böyle olması tabiî ve terbiye metotlarına uygundur.
    Çocuklarda oyunu, kaba bir tasnifle ikiye ayırmak mümkündür:

    • Eğlendirici mâhiyette olan oyunlar.
    • Yetiştirici ve geleceğe hazırlayıcı mâhiyette olan oyunlar.

    Oyunun hem eğlendirici hem de yetiştirici olanları, rüşte ermemiş çocuklar için tecviz edilse bile, erginlik çağına gelmiş olanlar için sadece ve sadece yetiştirici ve onları istikbale hazırlayıcı olanları tavsiye edilebilir. Sırf eğlendirici olan oyunlarda, her hangi bir hedef ve gaye gözetilmez. O oyunlar, sadece vakit geçirmek için oynanılır. Ancak, bazen bu kabil oyunlarla bedenî yorgunluklar giderilerek vücut hatta zihin ve ruh da dinlendirilmiş olabilir. Ne var ki, böyle bir dinlenme; daha faydalı ve ruh için daha elverişli bir yolla yapılabiliyorsa, o yolu seçmek uygun olur. Meselâ: bazıları zihnî yorgunluklarını ve ruhî gerilimlerini gidermek için, tavla, poker ve benzeri oyunlarda dinlenmek şöyle dursun, çok defa yorgunluklar ve sıkıntılar bir kat daha artar. Halbuki bunun yerine, bir kültürfizik veya beden hareketini gerektiren ibadet gibi başka bir şey daha dinlendirici ve içe inşirah verici olur.
    Oyuncak Seçimi
    İnsanlar bedenî yorgunlukları ve o yorgunlukları giderecek usulleri çabuk öğrenebilirler; amma, çok defa zihni ve ruhî yorgunlukları, hırpalanmaları ve onları dinlendirecek yol ve usulleri bilemezler. Bunun içindir ki, terbiyeye ait her meselede olduğu gibi, oyunda da mutlaka rehbere ihtiyaç vardır. Hatta, rehbersiz ne bir kültürfizik, ne de zihin ve ruhu dinlendirmeye gidilmemelidir. Yoksa, yukarıdaki misâlde görüldüğü gibi, bazen dinlendirme adına kalp ve ruh farkına varılmadan örselenmiş olur.
    Belli bir yaşa kadar çocuklara ait oyunlar, umumiyet itibariyle oyuncaklarla ve eğlendirici mâhiyette olur. Ne var ki, bu oyuncakların seçimi de oldukça ehemmiyetli ve dikkat isteyen bir husustur. İyi seçilmiş bir oyun ve oyuncak, -biz fark edelim, etmeyelim- çocuğun kanat açıp uçmasını temin etmesine karşılık; üzerinde durulmadan ve araştırılmadan çocuğun içine atıldığı her oyun veya eline tutuşturulan her oyuncak, onun duyguları üzerine indirilmiş bir balyoz tesiri yapabilir. Eve, çocuğun fikrî ve ruhî gelişmesini hedef almayan ve duygularının inkişafına yaramayan her oyun ve oyuncak, bizim hesabımıza israf, yavru adına da bir zaman kaybı ve îtisaftır.
    Vâkıa bugün, kendi düşünce ve ideallerimizi oyun ve oyuncaklara dönüştürerek, çocuğa intikal ettirmeden mahrum bulunuyoruz. Oyun ve oyuncak sahası, uzun zamandan beri tamamen başkalarının tekelinde ve bizler de bu noktada, onlara bağlı bulunduğumuzdan, bu süre zarfında hep onların hazırlayıp piyasaya sürdükleri şeylerle iktifa ettik: Bebekler, balonlar, atlar, arabalar ne bulduksa, hepsine talip olduk. Hem de hayrını, şerrini araştırmadan. Hatta çok defa, oyuncak sanayiini elinde bulunduran güçler, piyasaya arz ettikleri şeylerin hiç bir yapıcı yanı olmadığını, hattâ sakatlığını öğrenip, bir yenisiyle sahneye çıktıkları halde; bizler ondan sonraki dönemde dahi, o eski ve zararlı oyuncakları hem avuç avuç paralar verip evlerimize soktuk, hem de çocuklarımızın duygularına karşı cinayet işledik.
    Ancak öyle görünüyor ki, pek çok mevzuda olduğu gibi, oyuncak hususunda da, daha bir müddet başkalarına bağlı kalacağız. Ve gönlümüzü tutuşturacak, ruhumuzu kanatlandıracak olan oyun ve oyuncakları evlerimizde ve çocuklarımızın ellerinde göremeyeceğiz. Bana öyle geliyor ki; şimdilik yapılacak tek şey, piyasadaki oyuncakların düşüncemize ve yüce maksadımıza en uygun olanlarını seçip çocuklarımızı onunla eğlendirme olacaktır.
    Şunu bir kere daha hatırlatalım ki; oyun ve oyuncak, terbiye adına ortaya koyduğumuz umûmî prensiplerle katiyen çakışmamalı ve mutlaka çocuğun düşünce ve his dünyasını kucaklayıcı ve yükseltici mâhiyette olmalıdır. Tabiî, onun duygu ve düşünceleri zabt u rabt altına alınacak çağa geldikten sonra...
    Bu itibarla çocuk, yalanla, aldatmacalarla ve bir hakikatin uzantısı olmayan hayâlî şeylerle iğfal edilmemelidir. Evet, onda, insanî duygu ve melekelerin gelişmesi gibi, yüce mefhumlar da, katiyen yalan ve hayale bina edilmemeli ve edenlerin de mutlaka aldanacağı bilinmelidir. Bilmem ki, çocuğa, yalanların doğru, hayâlî şeylerin hakikatler gibi gösterilmesi kadar, onun için daha zararlı bir şey tasavvur edilebilir mi?... Yalan hayat vermez. Ölü şeyler hayata medar olamaz. Hakikatlere ışık tutsun diye, yalan ve hayâlî şeyler kullanmak, en yüce gerçekleri çocuğun nazarında değersiz ve kıymetsiz hale getirmeden başka bir şeye yaramaz.
    Okunacak Yayınlara Dikkat
    Yerinden oynatılmış alîl ruhların hazmedemeyeceği böyle bir meseleyi, başka fasla bırakarak, pazar ve piyasayı erâcif kazanı hâline getiren yalan ve hayâle dayalı bilumum roman, hikâye ve dergilere ve bilhassa sefil hisleri tahrik eden resimli ve resimsiz kitaplara teessüflerimizi arz edip geçmek istiyoruz.
    Evet, şurası iyice bilinmelidir ki, çocuklara takdim edeceğimiz oyun ve oyuncak, hatta eğlenmek için okuyacağı kitaplar, behemehal bir hakikatin ifadesi veya bir gerçeğin istiare-i temsiliyesi [1] olmalıdır. Bir gerçeği ifade etmeyen veya temsil suretinde bir hakikatin ifadesi olmayan her kitap ve kitapçık, çocuğun ruhunu örseleyen bir cadı ve onu aldatan bir şeytandır. Bu itibarladır ki, bu türlü kitap ve kitapçıkları basıp dağıtmak, alıp okutmak -bilerek veya bilmeyerek- neslimize karşı bir hıyanet sayılacaktır. Yıllar yılı 'beşinci-kol' bütün faaliyetlerini bu noktaya teksif ederek, neslimizin büyük bir kısmını, pervâneler gibi çekip çekip ateşlere attı. Diğer bir kısmını da aynı yolda taklitçi sarhoşlar haline getirdi. Oysa ki, yavrularımızı hem eğlendirecek, hem de mâzisiyle münâsebetini temin edecek o kadar çok materyale sahip bulunuyoruz ki, şayet bu mevzuda küçük bir gayret gösterilebilseydi, bir sürü nesepsiz kitap, birkaç asırdan beri bu kadar revaç bulmazdı. Ve Dolayısıyla de, nesillerimiz bu kadar yalnız, sahipsiz ve bedbin olarak yetişmezlerdi. Evet, kütüphanelerimiz itibariyle, bu hususta o kadar çok dokümana mâlik bulunuyoruz ki; değerlendirilebilse, dıştan hiçbir şey ithal etmeye ihtiyaç kalmayacaktır. Hattâ, hâli hazırdaki, durumumuz itibariyle de hayatın her yanına ışık tutacak pek çok şeye sahip bulunduğumuzu, rahatlıkla iddia edebiliriz.
    İşte baştan başa mamur koskoca bir geçmiş, bütün tarihî kahramanlıkları; yiğitlik ve civanmertlikleri; diğergamlık ve insanlığı; iffet ve doğruluğu; fazilet ve âlicenaplığı ile pek çok kitaba ve kitapçığa mevzu olabilecek evsaf ve mâhiyettedir. İş böyleyken, dışarıdan kitap ve mevzu ithaline ne gerek var?.. Bu hususların hemen hemen hepsinde, şerefli mâzîmiz kemiyet ve keyfiyet itibariyle hemen hemen atbaşıydı. Günümüzde de, keyfiyet planında, her zaman kayda değer vâkıaları bulmak yine mümkündür. Elverir ki, millî ruhu yeniden inşa edecek mimar ve mütefekkirlerimiz bu mesele üzerine ciddiyetle eğilsinler.
    Bin nefrin millî ruhu tahrip eden kozmopolitliğe! Bin nefrin taklitçiye ve tufeyliye!. Kendi neslinin zararına tetkiksiz ve tefekkürsüz yabancılaşmaya davet eden tufeyliye..
    Yazar : Risale Forum
    Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu, herkese ve her şeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    365
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 65 + 1209


    Cevap: Günümüzde Gençliğin Problemlerine Doğru

    Oyun ve Oyuncakta Bazı Tavsiyeler

    Hakikatçı ve ruhu inkar etmeyen psikolog ve pedagoglarımızın,terbiyenin bu cephesini samimiyetle ele alacakları güne kadar, oyun ve oyuncak adına sadece şimdilik bildiğimiz şeyleri arzla iktifa edeceğiz.
    Evvela oyun ve oyuncaklarımız, geleceğin tekniğine aşina kılıcı ve fikren yükseltici mahiyette olmalıdır. Bu cümleden olarak,-tenkit kapısı açık kalmak üzere trenler, tayyareler, vapurlar ve minik robotlar gibi şeyleri tavsiye edebiliriz.
    İkinci olarak estetik duygu ve sanat zevkinin geliştirilmesi hedef alınmalıdır. Bu hususta da park ve bahçe düzenlemeleri, duvar kapı ve pencere süslemeleri, kitap kapakları ve benzeri şeyleri zikredebiliriz.
    Üçüncü olarak da, onlarda inşâ gücü ve mimarî düşünceyi geliştirici istikamette oyun ve oyuncaklarla uğraşmaları temin edilmelidir. Bu hususta yine, oyuncak envaından olan minik binaları, konakları, garlar, köprüler ve diğer içtimai tesisleri söyleyebiliriz.
    Vâkıa, tavsiye edilen bu husustaki malzemede de, büyük bir kısım itibariyle, yine yabancılaştırıcı imajları karşımıza çıkaracağından mahzurlu görülebilir. Ama neylersin ki; dünden bugüne bütün hayatımızı saran yabancı şeyleri, birden bire söküp atmaya, ne bizim gücümüz yeter ne de toplumumuz buna dayanabilir.
    Çocuklarda Oyun Devresi ve Oyun Malzemeleri
    Oyun ve oyuncağın bu türlüleri, çocuğun hayatında belli bir süreyi işgal ederler. Herkes için oldukça farklı olan bu süre, hep evde ve bahçede geçirilir. Bu devreden sonra ise çocuk, hem ev ve bahçeden uzaklaşır, hem de daha değişik oyuncaklar istemeye başlar. Bu itibarla terbiyeci ve rehberler bu devreye ait oyunlara karşı, onlarda arzu uyarmalı ve bu oyunları onlara tavsiye etmelidirler.
    Bu oyunları da kaba taslak iki grupta toplayabiliriz.
    1) Zeka, estetik duygu ve mimarî düşünceyi hedef alan oyunlar.
    2) Bedeni geliştirmekle alâkalı, fizikî hareketlerden ibaret olan oyunlar.
    Birinci şıkkın misâlleri oyun ve oyuncaklar bölümünde geçti. Yalnız bu bahiste, düşündürücü şeylerin okutulmasını sözü edilen hususlarda tetkiklerin yapılmasını, kumar ve şans oyunlarının dışında kalan ve muhakemeye dayanan bir kısım oyunların öğretilmesi mevzuundaki tavsiyelerimizi ilave edebiliriz. İkinci şık için ise, yarış, koşu, yüzücülük, binicilik, atıcılık, güreş; hatta judo, tekvando, karate ve eskrim gibi şeyleri sayabiliriz. Bunlardan yarış, koşu, yüzücülük, binicilik ve atıcılık öteden beri en kuvvetli ve salâhiyetli ağızlarla tavsiye edile gelmiş ve desteklenmiş sporlarımızdandır. Diğer spor dalları da, günümüzün şartları muvâcehesinde her zaman bunlara ilave edilebilir.
    Bu spor dallarından her biri, hem geliştirici hem de geleceğe hazırlayıcı olması itibariyle tavsiye edilmeli ve desteklenmelidirler. Hatta imkân elverdiği nispette hiçbiri aksatılmadan hepsine aynı ölçüde ehemmiyet verilmelidir. Zira zikredilen spor dalları ve emsali meşru çizgide cereyan eden diğer oyunların hemen hemen hepsi, çocukluk döneminde bir gelişme ve eğlence vesilesi, delikanlılık devresinde, gelişmenin devamı ve boşalma; yaşlılıkta ataletin tevlit edeceği hastalıklara karşı bir müdafaa ve korunmaya vesile olması bakımından hakikaten, hayati önem taşımaktadırlar. Evet, oyun oynayan çocuklar gelişkin, sıhhatli ve açık; spor yapan delikanlılar, gürbüz, mevzûn, dengeli ve mülâyim; hareket eden yaşlılar, sıhhatli, zinde ve yumuşak olurlar. Oyun çeşitlerinden atıcılık, binicilik, yüzücülük, koşuculuk; nesilleri, ilerideki mücâdeleye hazırlaması itibariyle ihlas ve samimi bir niyet sayesinde ibadet sayılacağından, diğer sporlara nispeten daha ehemmiyetlidirler. Evet, atıcılık bu cemaatın eğlencelerinin en hayırlısı, yüzücülük ve binicilik de ısrarla bu topluma tavsiye edilen hususlardandır. Nasıl olmasın ki, karada, havada, denizde, sürücü, sevk edici ve uçucuya sahip olmayan devletler vatan ve milletlerinin, varlık ve bekâsı adına en mühim bir unsuru kaybetmiş sayılırlar. Bunlara sahip olanlar ise, milletlerinin geleceğini bir bakıma teminat altına almış olurlar.
    Judo, karate, tekvando gibi sporlar eskiden olmadığı için, bahsedilen spor dalları kadar teşvik görmemiş ve ismen zikredilmemiş ise de, ahlâkî prensiplerimiz açısından, her hangi bir mahzur ve ölüm tehlikesi bahis mevzu olmadıktan sonra, her zaman tavsiye edilebilir. Hele bütün bir tarih boyu asker olarak yaşamış bir millet için ve bilhassa günümüzde, bu sporların ehemmiyeti münâkaşa götürmeyecek şekilde açıktır.
    Bundan başka, vakit israfına sebep olmayan ve günah sayılmayan oyunların, çocuklara tavsiye edilmesinde de, herhangi bir sakınca yoktur. Yasaklanmış oyunlar ise, ne çocuklar ne de büyükler için katiyen tavsiye edilemez. Bütün kumar çeşitleri ve şans oyunları, yasaklanmış eğlencelerdir. Ancak İmamı Şâfiî, para karşılığı olmadığı takdirde, satrancı tecviz etmişlerdir. Kanaati âcizanemce, o çizgide düşünenler için, rüşte erecekleri âna kadar, çocuklara satranç da tavsiye edilebilir.
    Mukaddeslerimizi tezyif edici, küçük gösterici bilumum oyunlar, ne büyük için ne de küçükler için asla tecviz edilemez. Atalarımızı, tarihimizi ve mefâhirimizi hafife alan oyunlar da öyle.
    İnsanın, kötü duygularının, şehevî hislerinin hortlayıp kabarmasına ve ruhunun sefilleşmesine sebep olan sesler, sözler, resimler, çalgılar ve nağmeler katiyen yasak edilmişlerdir. Hem 'Meşru dairedeki keyif ve eğlenceler zevke kâfi'geldikten sonra, gayri meşru dairede keyif ve eğlenceye dalmak insafsızlık ve zulümdür. Kaldı ki, terbiyeye ait her meselede olduğu gibi oyun ve eğlencede de, hedef, çocuğu yüce duygularla donatmak ve onu maddî manevi sıhhatli kılmaktır. Oyun çeşitlerinin yasak edilenlerinde ise, ne çocuğu insanlığa yükseltmek ve ne de duygularını inkişaf ettirmek asla söz konusu değildir. Aksine bunlarda, çocuğun, duyguları itibariyle zaafa uğradığı, yıprandığı, hattâ bir ölçüde eriyip mahvolduğu görülür.
    Hasılı terbiyeye ait her unsurun bir rehber ve mürşit vasıtasıyla, düşünce çizgimizde ve ölçülü olarak verilmesi şart olduğu gibi, oyun, oyuncak, spor ve eğlence mevzuunda da, mutlaka bir rehbere ve mürşide ihtiyaç vardır. Aksine, hayır umulan noktalarda zarara maruz kalınır, ıslah ameliyesi düşünülen noktada da nesiller ifsat edilmiş olur.
    Yazar : Risale Forum
    Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu, herkese ve her şeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    365
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 65 + 1209


    Cevap: Günümüzde Gençliğin Problemlerine Doğru

    Cinsiyet Mevzuu

    Terbiyede ehemmiyetle üzerinde durulması gerekli bir husus da, çocuğa kazandırılan şeylerin korunmasıdır. Yıllarca bin bir ihtimamla onun ruhuna mal edilen şeyler, hayatın her dönemecinde ve bilhassa cismaniyetini idrak ettiği dönemde titizlikle kontrol edilmezse hebâ olup gidebilir. Çocuğun mektep hayatı, sokakla ilk teması ve kendini ilk idrak ettiği devre, bu tehlikeli dönemeçlerin başında gelir. Onun sokakla ilk temasa geçtiği devreye, daha önceki bahislerde dikkati çekmiştik. Mektebe olan alâkasını, ilerde müstakil bir bahiste tahlil etmeyi düşünüyoruz. Burada onu sadece cismaniyeti noktasından ele almak istiyoruz.
    Ergenlik (büluğ) Çağı
    Doğrusu bu devre muallimler içinde, ana-baba içinde en problemli ve en endişe verici devredir. Bu dönemde çocuklar müspetle doyurulup meşru çizgide tatmin edilmezlerse, elden çıkmaları mukadder, yuvaya ve ölçülerimize yeniden dönmeleri de oldukça müşküldür.
    Evet, o, benliğindeki cebrî yenilenmeye karşı kalbiyle ruhuyla ele alınıp, iç âlemi iyi şeylerle donatılmaz ve hayalini saran fücûr[1] fırtınalarına karşı çevresinde faziletten bir çeper yapılmazsa, gidip bir çamur içine ârâm olması[2] muhakkaktır.
    Çocuğun bu devresini bilmeyen veli ve muallimler, her gün nefsin değişik bir emriyle karşılarına dikilen çocuklarını sadece şikayet ederler. 'Efendim, bunlar hırsızlık yapıyor, yalan söylüyor, kadınlara sarkıntılıkta bulunuyor, hatta ana-baba ve öğretmenlerine karşı geliyor...' Oysa ki yapılacak şey, onu meşru dairedeki zevk ve lezzetlerle tatmin edip, içinde bin elem ve ızdırabın bulunduğu gayrı meşru[3] dairedeki keyiflerle, kalbin kirlenmesine ve ruhun örselenmesine meydan vermemektir.
    Oyun, eğlence ve sporla alâkalı bölümde, gençlerin vücutlarındaki enerji fazlalığını atarak boşalmalarının ehemmiyeti üzerinde durmuştuk ve etrafında bir hayli tahşidat yapmıştık. O önemli mevzuyu oraya havale ederek burada sadece serlevha yaptığımız cinsiyet üzerinde durmak istiyoruz. 'Cinsiyet noktası' derken daha ziyade, ferdin arzuları ve iştihalarıyla kendi kendini bulması ve bilhassa şehevî hislerinin baskısı altına girmiş olmasını kastediyoruz.
    Bazı istisnai durumlar olsa bile, cinsî arzuların ağırlığı buluğ çağıyla başlar ve gün geçtikçe derinleşir, buutlaşır ve ferdin müstakim hareketlerinde titreşimler meydana getirir. Fevkalade fıtratlar dışında bu durum herkes için hemen hemen aynıdır.
    Çocuk bu devrede, yüce ideallerle kanatlanmış, her gün değişik bir iklime ruhunun ilhamlarını götürüp resmetmekle meşgul değilse, kalbi tamamen öbür âlemlerle alâkalı ve ruhu semalar ötesi ses ve soluklarla rezonans olamamışsa; milletini kucaklayıp dünyada cennetlere, ahirette sonsuz nimetlere ulaştırma iştiyak ve neşvesiyle dolmamışsa kendi beşerî isteklerinin baskısı altına girmemiş olması düşünülemez. Bu itibarla, erkeğin erkekliğini, kadının kadınlığını hissettiği andan itibaren gençlerin evlendirilmeleri en tabii bir yol ve mecburî istikamettir. Elverir ki, taraflarda veya ikisinden birinde cinnet ve sâri illetler gibi evliliğe mâni bir ârıza bulunmasın.
    Evlilik Meselesi
    Evet, şartlarını haiz ve evlenmeye mani bir durumu olmayanlar için, gözü haramdan, kalbi yaralanmadan ve hayali fıska[4] girmeden korumanın en makul yolu izdivaçtır. İzdivaç, ana-babanın çocuğa karşı yapmakla mükellef oldukları bir vazife, çocuğun da kendini derleyip toparlayacağı ve o sayede bir kısım arzularını zabt u rabt altına alabileceği emniyetli bir yön değiştirmedir.
    Ana-baba, mürşit ve terbiyecilerin, bu dönemde çocuk üzerindeki tecessüsleri çok mühimdir. Bir tomurcuk gibi yaprak yaprak çocuğun açılıp saçıldığı bu devrede onun durumunu iyi sezer, tespit eder ve vaktinde mualecede bulunursa, zuhuru muhakkak bir kısım marazî ruh haletlerini ve depresyonlarını önceden engellemiş olurlar. Aslında böyle bir sezme ve tespit yapılamamış ise, endişe verici bir kısım hususların meydana gelmesi kaçınılmaz olur. Kaldı ki zahidine[5] düşünceler içinde dahi olsa 'tebettül' yani izdivaç ve aile hayatından kasdi olarak uzaklaşma asla tecviz edilmemiştir. Evet, niyetler ulvî dahi olsa, gayri tabiî yollarla beşerî istekleri önlemeye çalışmak, fıtratla çatışma ve ilahî hikmete aykırıdır. Hele bu mücerret kalışın zayıf karakterlerdeki su-i istimallere sebebiyet vermesi, çok şeylere yol açması ve kısmî cinnetlere saik bulunması düşünülecek olursa, evlilik; yapıcı, kurtarıcı ve ferdin hayatını düzenleyici en birinci faktörlerden biri olarak karşımıza çıkar.
    Ne var ki, bazen uygun olmayan bir evlilik de, en az bekârlık kadar zararlı olmaktadır. Bu cümleden olarak erkeğin; kadını, fıtratı dışındaki şeylere zorlaması; kadının da erkeği, hizmetten alıkoyması, çekip eve bağlaması, evle iş yeri arasında gelip giden bir makine haline getirmesi, ona bol bol fantazi, lüks ve israf tekliflerinde bulunması, hatta onu gecelerdeki kulluk neşve ve zevkinden mahrum bırakması... gibi hususları sıralayabiliriz. Ve bunlar, günümüzün evliliklerinde hiç de azımsanmayacak kadar mebzul[6] bulunmaktadır. Ancak, böyle bir aile dezarmonisini bütün bütün evlilikte aramak da katiyen doğru değildir. Belki böyle bir aile keşmekeşliğinin arkasında, evvela uygun olmayan evlilikler, sonra da erkeğin kadınlaşması ve kadının da erkekleşmesi gibi faktörlerde aramak daha uygun olacaktır. Asalet, soy, sop, düşünce istikameti ve akîde hesaba katılmadan yapılan nice evlilikler vardır ki, bir trajedi olarak sürer gider; çok defada acı bir dramla sona erer.
    Erkeğin kadınlaşması, kadının erkekleşmesi ise, asrımızın illetlerinden öyle lânet bir hastalık halini aldı ki, gayri, kalp ve kafa izdivacına muvaffak olanlardan başkasının bu illetten kurtulması hemen hemen imkânsız gibidir. Yoksa, Yüce Yaratıcının koyduğu fıtrat kanunları bunu âmir ve nurlu beyanı da bunu aydınlatıcı olduktan sonra, artık değişik bir ifadede bulunmak ne kimsenin hakkı, ne de salahiyetidir.
    Evet, gençler evlilik çağına geldiklerinde-bahsedilen ârızalarla malul değil iseler-behemehal evlendirilmeli ve böylece haramlardan, su-i istimallerden korunmalıdırlar. Buna iktidarı olmayanlar ise, hiç olmazsa belli bir süre için, yani evlilik imkânlarını elde edecekleri ana kadar, perhiz, gıda-rejimi ve oruç gibi ruhu yücelten ibadetlerle etraflarına birer çeper yaparak kendilerini muhafaza etmeye çalışmalıdırlar. Yoksa, istediği gibi yeme-içme ve gerektiğinden fazla istirahat etmenin yanında bir bekârın iffet ve ruh nezahetinden bahs açmak oldukça zordur. Hele, beşinci kol faaliyetlerinin bir baştan bir başa ülkemizi işgâl ettiği günümüzde...
    Yazar : Risale Forum
    Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu, herkese ve her şeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    365
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 65 + 1209


    Cevap: Günümüzde Gençliğin Problemlerine Doğru

    Kız Çocuklarıyla Alâkalı Küçük Bir Mütalaa

    Kadın-erkek arasında bir kısım farklı durumlar vardır; ama bu, katiyen terbiye ile alâkalı değildir. Aradaki fark, tamamen fıtrat ve istidatların hedef alacağı saha ile alâkalıdır. Mâmâfih, böyle ayrı yaratılışta olan bu iki varlığın, onlardaki tabiî durumları nazara alınmayarak, tamamen müşterek mütalâa edilmeleri de bütün bütün hakikatlara ters ve fıtrat kanunlarını bilmeme manâsına gelir. Terbiyede, kız çocuklarıyla erkek çocuklar arasında esaslı bir fark mevcut değildir. Ancak erkek çocuklar, terbiye döneminde, ilerdeki bir kısım ağır mükellefiyetlere göre yetiştirilmeleri lâzım geldiği gibi, kız çocukları da, ilerde yüklenecekleri vazifeleri itibariyle, birer terbiyeci ve hane siyasetine vâkıf birer mürşide olarak yetiştirilmeleri zaruridir. Aslında, fıtratlarındaki incelik, sinelerindeki şefkat de, bunun böyle olması lâzım geldiğini teyit etmektedir. Onları, altından kalkamayacakları ağır, bedenî işlere zorlamak bir hoyratlık, yuvadan ve çocuklardan ayırmak da bir zulüm ve gadirdir. Onlara, erkeklerine ve yavrulara bir zulüm ve gadir...
    Erkek ve Kadının Değişik Yönleri
    Yaradılış itibariyle, her birisi değişik bir sahada mümtaz sayılan kadın ve erkeğin pek çok müşterek yanları bulunmasına rağmen, hikmet elinin araya koyduğu ayırıcı bir çizgiyle de, bütün bütün birbirlerinden ayrı sayılırlar. Ama bu ayrılık, zâid ve nâkıs (artı-eksi) gibi birbirini tamamlayan bir ayrılıktır. Ne var ki, yine de bir ayrılık söz konusudur. Böyle bir ayrılığı görmemezlikten gelmek, müşâhedeyi inkâr ve gerçekle zıtlaşma manâsına gelir. Rica ederim, her ayın belli günlerinde kadınlığa has bir ârızanın baskısı altına giren, bazen aylarca sırtında ikinci bir varlığın mesuliyetlerini taşıyan ve uzun lohusalık döneminde kendi işlerini bile göremeyen kadını, erkekle müşterek mütâlaa etmeye imkân var mıdır? Böyle bir iddiada bulunmak, bir kısım 'müstağriplerin'[1] her zamanki tuhaflıklarının gereği sayılarak mazur görülse bile, topyekün kadınlık âlemi için mutlak bir zulüm ve insafsızlık değil midir? Bilmem ki bu müstağripler, bütün kadınları erkek olmaya zorlamada ne umarlar!. Böyle bir davranış kadınlık âlemini hor görmekten kaynaklanıyorsa, doğrusu bu çok iğrenç bir düşünce ve bu düşünceye kapılan kadınlar da aşağılık duygusuna itilmiş bir kısım zavallılardır.
    Oysa ki kadını olduğu gibi, erkeği de olduğu gibi kabul etmede, fıtrat kanunlarına karşı saygı ve insanın her iki nevine karşı da bir hürmet ifadesi vardır. Aksine, kadının erkeğe erkeğin de kadına özendirilmesinde, fıtrat kanunlarıyla çatışma ve insanlığın dejenerasyonu bahis-mevzuudur. Böyle bir durumun doğuracağı kötü neticeler ise bütün bütün tüyler ürperticidir. Kadın, kadınlığa has ruh ve karakteri, erkek de erkekliğe has ruh ve karakteri korudukları sürece mukaddes, verimli, yuva ve toplumları için de faydalı olurlar. Kendilerine has evsafı kaybedip fıtrat değişikliğine uğradıkları zaman ise, hem yuvalarına hem de toplumlarına zararlı birer unsur haline gelirler.
    Buna binâen, kız çocuklarının terbiyesinde, kadınlık karakterinin korunmasına bilhassa dikkat edilmeli ve onların birer kadın-efendi olarak yetişmelerine gayret gösterilmelidir. Kaldı ki, onların kendilerine has işleri, erkeğin cihadına denk tutulmuştur. Serhat boylarında nöbet bekleyen ve harp meydanlarında ölüm kalım kavgası veren gâzinin oku, mızrağı ne ise, ruhunda itminana ermiş sâliha bir kadının elindeki iplik bükme âleti de, aynı sayılmıştır insanlığın Efendisi nazarında. Nasıl sayılmaz ki, elinde silah cepheden cepheye koşan o yiğit gâziler, bu yüce kadının iman ve ümit dolu ikliminde varlığa ermiş, onun coşturucu türküleriyle hayatı hakîr görme ve ölümü gülerek karşılama irfanına yükselmişlerdir.
    Evet, iyi nesiller, iyi yetiştirilmiş annelerin eseri; kötü nesiller de insanlığını idrâk edememiş, ihmâle uğramış, fıtrat değişikliği ile hırpalanıp durmuş, kadın kılığındaki bir kısım tâlihsiz hilkat garîbelerinin eseridir.
    Bizim semâvî olan terbiye anlayışımız, mükemmel nesillerin yetişmesinde kadını kadınlığı, erkeği de erkekliği içinde ele almayı zarûrî ve fıtratın gereği görür. Bu anlayışta erkek; imanlı, yürekli, dayanıklı ve sürekli mücadelelere hazır bir bahadır; kadın ise oldukça bundan farklı; inançlı, ince, narin; erkeğin desteği ve moral kaynağı, çocuklarının mürşit ve terbiyecisi ayrı bir kahramandır. Bununla beraber, erkek, her zaman ev işlerinde hanımına yardımcı olabileceği gibi kadın da -iş başa düşünce- her işi görmeye ve hatta cepheye gitmeye âmâde bulunmaktadır. Ne var ki, böyle bir durumda birine göre asıl vazife sayılan şey, diğerine göre tâlî bir hizmettir.
    Kızlarda Kılık ve Kıyafet
    Kızların terbiyesinde dikkat edilecek diğer husus da, onların, tavırları, davranışları, kılık ve kıyâfetleriyle erkeklerden farklı olarak yetiştirilmeleri keyfiyetidir. Erkeğin kadına ait kılık ve kıyafeti; kadına has hareket ve davranışlarda bulunması nasıl sakîl ve sevimsiz ise, kadının da erkeklere benzeme özentisi içinde bulunması, aynı derecede sevimsiz ve çirkindir. Bu türlü bir duruma müsâmaha edilmesi ise her iki cinsi de yavaş yavaş şahsiyet ve benliklerinden uzaklaştırarak kadın erkek arası üçüncü bir cins haline getirir. Böyle bir durum ise, hem erkek cephesinde hem de kadın cephesinde önlenemeyecek şekilde kokuşmalara yol açacaktır. Bu tehlikeli neticeden ötürüdür ki; kadının erkeğe, erkeğin de kadına benzeme gayreti içinde bulunanları lanetlenmiştir.
    İnsânî mevhibelerin[2] korunması, çeşitli su-i istimallerin önlenmesi ve sık sık toplum içinde kendini hissettiren bir kısım komplikasyonlara meydan verilmemesi için böyle lânetle tahşidat[3] ne kadar mânidardır! Keşke insanımız idrâk edebilseydi!...
    Netice olarak diyebiliriz ki, terbiyede; kadın-erkek farklılığı diye bir şey mevcut olmamakla beraber, cinslerin korunması, kadının kadın erkeğin de erkek olarak yetiştirilmesi için, daha ilk günlerde, yani çocuğun çevresiyle münâsebete geçtiği dönemde, erkek çocukların daha çok babalarının atmosferi içinde, kız çocukların da annelerinin sıcak hariminde bulundurulmasına ihtimam gösterilmelidir. Böyle bir tedbir, kadının kadınlığa ait hususları kazanarak yetişmesine, erkeğin de erkekliğe ait evsâfı benliğine mal ederek gelişmesine yardımcı olacaktır. Vâkıa, böyle bir gayret ve tedbirden her çocuğun aynı nispette faydalanması düşünülemeyeceği gibi, her anne ve babanın da kendilerine sığınan yavruları hakkında aynı ölçüde faydalı olacakları iddia edilemez. Her mürşit ve mürebbî, ancak istidâdı ve yetişmişliği nispetinde faydalı olabilir. Her terbiye gören de kabiliyet ve rûhî mevhibelerine göre istifâde edebilir.
    Yazar : Risale Forum
    Geleceğin aydınlık ve mesut dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu, herkese ve her şeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

açacak, adamının, ahenk, ahlâk, aile hayatı, akli, aklı, alâkası, aldatan, alemin, alındı, andan, araf, arkadaşlara, arkadaşı, arz, atmak, aya, azarlama, baskı, baskısı, bazı, bağlamış, başındaki, beslemek, beşer, bilmede, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, birlik, boşa, budur, bulunduğunuz, bulunmak, burayı, burcu, bütün, çarşı, ciddî, cihanı, çok, dadır, daire, davranışları, dedikleri, derece, derstir, değiştirmek, dinde, dine, dinî, durarak, duruma, duymamak, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, ebeveynin, edenleri, edepli, ehemmiyetlidir, eksiksiz, eliyle, ellerinde, elzemdir, emanetin, esrarlı, etrafındaki, etsek, ettirir, ettiğimiz, evden, evladı, eğlenceleri, eşsiz, farklı, fazilet, fazileti, fikirleri, galebe, gayret, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, gidip, girmemiş, görmeye, görünmek, gösterme, hakikatine, hazırlığı, hevâ, heves, hilkat, hodbin, hücum, huşû, ibarettir, içindekiler, idrar, ihtiras, ikincisi, ilham, inancı, insanlığı, istekleri, istemeye, istirahatı, işaret, işgal, işlere, iştiyak, kabre, kabrin, kadınları, kalacak, kalmamış, kanunları, kapayanlar, kardeşimiz, kayser, kayı, kendilerini, kimsede, kitabını, konuşmak, koruması, korunması, koyup, kurtarıcı, kurulan, kuvvetle, kısmen, kısmı, kıymetsiz, libası, mahalli, malzemeleri, manen, mecbur, meselâ, meselede, meselelere, meseleyi, mevcut, milleti, muhakkak, muhterem, mükellefiyet, mümkü, mürşidi, müş, neşriyat, niçin, nihayet, nûr, olduğuna, olduğundan, olgun, olmaktan, olmayı, onlardan, ötelere, öğretmenin, paylaşmak, planı, rehbersiz, revaç, sakinleştirici, sakı, sayılan, sevindirir, sizlerden, süre, suretle, sürü, sığı, tahrip, takdim, tanıyor, tarihinden, tasavvur, tavır, tecavüz, ters, titizlik, topluma, ülke, üstü, uyum, vade, vazifeli, vazifeni, verdiği, verilmiş, verilsin, yapabilme, yapanlar, yayı, yaşanmaz, yaşlılara, yepyeni, yunan, ızdırab, ışık, zamanları, zeminde, zira, şahsî, şahsiyet, şahsiyetini, şartları, şayet, şeye, şeylerle, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222