4 sonuçtan 1 ile 4 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    933
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 262 + 18450


    ülfete karşı nasıl kendimizi muhafaza edebiliriz..

    Ülfet ve Melüfat

    Ülfetin hayatımızda çok büyük tahribatı var. Bizler bu ülfete karşı nasıl kendimizi muhafaza edebir, ruhtaki heyacan ve cevelanımzı nasıl diri tutabilriz? Bununla ilgili Risale-i Nur'dan nasıl istifade edebiliriz?


    Cevap

    Ülfetin biri olumlu diğeri olumsuz iki manası vardır. Olumlu manası alışmak, dostluk kurmak manalarına gelir.
    Sizin kasdettiğiniz ise olumsuz manası olan, bir şeylere fazlasıyla alışarak onlardaki bazı incelikleri ve bazı kıymetleri göremez hale gelmektir. Risale-i Nur'da bu manadaki ülfet hakkında şu izahlar var:
    "İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan (önceden beri alışageldikleri) şeyleri kendilerince malûm bilirler. Hattâ ülfet dolayısıyla âdiyata (sıradan zannettikleri şeylere) teemmül edip (dikkatle düşünüp) ehemmiyet vermezler.
    Halbuki ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer hârika ve birer mu'cize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla (yönlendirmesiyle) onları teemmüle, dikkate almıyorlar; tâ onların fevkinde (üstünde) olan tecelliyat-ı seyyaleye (akıp duran tecellilere) im'an-ı nazar edebilsinler (dikkatle bakabilsinler).
    Bunların meseli (hâli) deniz kenarında durup, denizin içerisindeki hayvanata ve sair garib hâlâtına (hallerine) bakmayarak, yalnız rüzgâr ile husule gelen (oluşan) dalgalara ve şemsin şuaatından (güneşin ışıklarından) peyda olan parıltısına dikkat etmekle Mâlik-ül Bihar (denizlerin sahibi) olan Allah'ın azametine (büyüklüğüne) delil getiren adamın meseli (hâli) gibidir." (Mesnevî-i Nuriye)

    "İnsanların arza (dünyaya) ait malûmat ve müsellemat-ı bedihiyatları (çok açık zannettikleri şeyler) ülfete mebnîdir (alışkanlık üzerine kurulmuştur).

    Ülfet ise, cehl-i mürekkeb (bilmediği halde bildiğini zannetmek) üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikate bakılırsa zannettikleri ilim, cehildir. Bu sırra binaendir ki, Kur'an âyetleriyle insanların nazarını melufatları olan (alışık oldukları) şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler (yıldızlar) gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havarik-ul âdât (adetleri yırtan) mu'cizeleri o âdiyat (sıradan şeyler) içerisinde gösterir." (Mesnevî-i Nuriye)
    "...Ülfet ve âdet ve yeknesaklık (monotonluk) perdeleri altında çok hârika hakikatler gizleniyor gördüm. Bilhassa ehl-i gaflet ve ehl-i tabiat ve felsefenin dinsiz kısmı, bu âdetullah kanunlarının (yaradılış kanunlarının) perdesi altında çok mu'cizat-ı kudret-i İlahiyeyi (Allah'ın kudret mucizelerini) görmeyip; dağ gibi bir hakikatı, zerre gibi bir âdi esbaba (sebeblere) isnad eder, yükletir. Kadîr-i Mutlak'ın, her şeydeki marifet (Allah'ı tanıma) yolunu seddeder (kapatır). Ondaki nimetleri kör olup görmeyerek, şükür ve hamd kapısını kapıyorlar." (Emirdağ Lahikası)
    Bu izahlardan da anlaşıldığı gibi ülfet, insanı, etrafındaki Allah'ın harika eserlerini göremez ve elinde bulunan nimetlerin kıymetini bilemez hale getirir.
    Ülfetin kırılması ise, yukarıda da geçtiği gibi etrafımızda sıradan zannettiğimiz şeylerdeki harikalıkları ve onlardaki kıymet ve nimet yönlerini derinlemesine düşünüp tefekkür etmekle olur.
    Risale-i Nur'daki bütün dersler bu ülfeti kırmaya yöneliktir. Risale-i Nur'daki bu hikmetli dersleri bol bol mütefekkirane okumak ülfeti kırmak için en güzel çaredir.
    İhlas Risalesi'ndeki ihlası kazandıran iki sebeb de hem ihlası kazandıracak, hem de ülfetleri dağıtacak en güzel iki yoldur:
    1- Ölümü çok düşünmek.
    2- Allah'ın sanatları üzerinde bolca tefekkürde bulunmak, yani ibret almak için derin derin düşünmektir.
    Kısacası ülfeti kırmanın yolu tefekkürden geçer.
    Sualinizin sonundaki şevkle çalışmak için Münazarat Risalesi'nin sonunda şu kısa reçetelere yer verilmiştir:
    "Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir (bineğidir). İşte himmetiniz (çalışma gayretiniz) şevke binip mübareze-i hayat (hayat mücadelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis (ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı (Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz -Zümer, 53-) kılıncını istimal ediniz (kullanınız).
    Sonra müzahametsiz (çekişmesiz) olan hakkın hizmetinin yerini zabteden meyl-üt tefevvuk istibdadı (başkasına üstün gelmek meylinin baskısı) hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz (Allah için olunuz) hakikatını o düşmana gönderiniz.
    Sonra da ilel-i müteselsiledeki (birbirine bağlı sebeblerdeki) terettübü (sıralamayı) atlamakla müşevveş eden (karıştıran) aculiyet (acelecilik) çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, (Sabredin, direnin, yığınak yapın -Al-i İmran, 200-)'ı siper ediniz.
    Sonra da, medenî-i bittab' (medeni yaratılışlı) olduğundan ebna-yı cinsinin (hem cinslerinin) hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramağa mükellef olan insanın âmâlini (arzularını) dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî (yalnız kendini düşünme) karşı çıkar. Siz de, (İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır) olan mücahid-i âlîhimmeti (yüce fedakârı) mübarezesine (çarpışmaya) çıkarınız.
    Sonra başkasının tekâsülünden (tembelliğinden) görenek fırsat bulup ve hücum edip belini kırar. Siz de (başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar vermez) olan hısn-ı hasîni (sağlam kaleyi) himmete melce (sığınak) ediniz.
    Sonra da acz ve nefsin itimadsızlığından (kendine güvenememekten) neş'et eden (ortaya çıkan) tefviz ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de (Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler -İbrahim, 12-) olan hakikat-ı şahikayı (zirve hakikati) üzerine çıkarınız. Tâ o düşmanın eli o himmetin dâmenine yetişmesin.
    Sonra Allah'ın vazifesine müdahale etmek olan dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de (Emredildiğin gibi dosdoğru ol. -Hud, 112- Efendine emreder vaziyete girme-) olan kâr-aşina (kazançlı) ve vazifeşinas (vazifesine düşkün) olan hakikatı gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.
    Sonra umum meşakkatın anası ve umum rezaletin yuvası olan meylürrahat (rahat arzusu) geliyor. Himmeti kaydeder (zincirler), zindan-ı sefalete atar. Siz de (İnsana çalıştığından başkası yoktur -Necm, 39-) olan mücahid-i âlîcenabı o cellad-ı sehhara (sihirbaza) gönderiniz. Evet size meşakkatta büyük rahat var. Zira fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı, yalnız sa'y ve cidaldedir (çalışma ve mücadelededir)." (Münazarat)

    Benzer Konular
    arasındaki fark nedir? Bunlarda nasıl iktisat edebiliriz?
    arasındaki fark nedir? Bunlarda nasıl iktisat edebiliriz? Devami...
    ifadesini nasıl tatbik edebiliriz?
    ifadesini nasıl tatbik edebiliriz? Devami...
    Hadsiz nimetlere karşı cüz?i şükrümüzle nasıl mukabele edebiliriz
    Hadsiz nimetlere karşı cüz?i şükrümüzle nasıl mukabele edebiliriz Hadsiz nimetlere karşı cüz?i şükrümüzle nasıl mukabele edebiliriz ancak iman ve İslamiyet ile rububiyet dairesinin genişliğine mukabele edebilir. Devamı İçin Tı
    Risale-i Nurdan nasıl istifade edebiliriz?
    Risale-i Nurdan nasıl istifade edebiliriz? Risale-i Nur, Kur'an-i Kerimin harika bir tefsiridir. Böyle kiymetli bir eserden istifade etmek büyük bir nimettir, bir ayricaliktir. Okurken su gibi esaslara dikkat edilse, istifade çok daha fazla olur diye düsünmekteyi
    Üç ayları nasıl ihya edebiliriz?
    Üç ayları nasıl ihya edebiliriz? Her an ölebiliriz, öyleyse her an helal dairede bulunmalıyız ki, helal daireden ahirete gidelim. Böylece günün saniyeleri bile mübarek olur.Bir savaş var ki o her zaman yapılır. Özellikle üç aylarda o savaş artar. O s
    Yazar : Risale Forum
    Allaha abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur .Bu da herşey Allahın mülk ve malı olduğuna iman ve iz"an ile olur. Bediüzzaman

  2. #2
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.930
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 863 + 66388


    Cevap: ülfete karşı nasıl kendimizi muhafaza edebiliriz..

    Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek ibret almak kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    933
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 262 + 18450


    Cevap: ülfete karşı nasıl kendimizi muhafaza edebiliriz..

    Ülfet, şu muhteşem kâinatta sergilenen ve her biri bir kudret mûcizesi olan mükemmel eserleri üstünkörü bir nazarla geçiştirme, onları bildiğini zannetme ve derinlemesine düşünmekten hassasiyetle kaçınma hastalığıdır. İnsan fikrini yanlış yollara sevkeden, vehimlere ve zanlara sürükleyen bir marazdır.

    Uhrevî hayatımız için fevkalâde önem kazanmış olan bu yaramız üzerinde ne kadar durulsa yeridir.

    Süleymaniye’ye ne zaman gitseniz, o muhteşem mâbedi hayran hayran seyreden bir grup insana rastlarsınız. Bu insanlar, o sanat âbidesini niçin uzun süre temaşa ederler? Bu soruya çeşitli cevaplar verilebilir. Bu sorunun en güzel cevabı şu olsa gerektir: “Diğer yapılarda san’at olmadığı için.”

    Başka menzillerde ayrı mevzuları konuşan bu insanlar, Süleymaniye’ye geldiler mi artık Sinan’dan bahsetmeye başlarlar. Daima onu yâd eder, onu takdir ederler. Şimdi, hayâlimizde her şeyiyle Sinan’ın eseri olan bir şehir canlandıralım. Câmilerini de o yapmış olsun, dükkânlarını da, evlerini de, yollarını da.

    Böyle bir şehirde doğan, büyüyen bir insan için iki şık söz konusudur:

    Ya, her adımda Sinan’ı hatırlayacak; yahut, ülfet dediğimiz alışkanlık belâsıyla, bu harika eserleri görmeden yaşayacak, onun yapıp çattığı bu beldede ondan gâfil olarak ömür tüketecektir.

    Büyüklüğüne sınır biçilemeyen ve sanat inceliklerine hakkıyla vâkıf olunamayan bu kâinat şehri de Allah’ın mülkü. Sinan’ın varlık programını bir katre su içinde O çizmiş. O katreyi câmiler, köprüler, hanlar, hamamlar yapan büyük bir mimar hâline o getirmiş. Sinan O’nun olduğu gibi, Süleyman da O’nun. Hepimiz O’nunuz. Bir gramında milyarlarca bakterinin oynaştığı şu toprak tabakası da O’nun, her damlasında trilyonlarca mikrobun kaynaştığı şu su damlası da... O, arz ve semânın yegâne Hâlıkı ve Mâliki. Arzdakiler de O’nun, semâdakiler de. Kimde ne güzellik varsa O’nun ihsanı, kimde ne kuvvet varsa O’nun ikramı.

    Hiç bir insanın bu diyarda Allah’dan gâfil olmaması beklenir, ama bu çoğu kez gerçekleşmez. Dünyaya imtihan için gönderilen bu insanlar, hakikata erebilmek için nice perdeleri yırtmak ve nice engeli aşmakla karşı karşıya kalırlar. Nefis, şeytan, ihtiyaç, hırs, çevre, mevki, makam, servet ve daha niceleri.

    Çoğu insanın şu mûcizeler diyarında gaflete düşebilmesi, biraz da onların bu âleme geliş biçimleriyle alâkalıdır. İnsanlar, bu beldeye Yıldız Sarayı’na girer gibi girmiyorlar. Kapıda saray muhafızlarınca karşılanmıyor, içerileri teşrifat memurları nezdinde gezmiyorlar. Onlar bu sarayın içinde yaratılıyorlar. Sarayda doğuyor, sarayda büyüyor, sarayda ölüyor, saraya defnediliyorlar.

    İşte bu saray hayatının verdiği umursamazlık ve vurdumduymazlık hastalığına “ülfet” diyoruz. Bu hastalıkla fikirler uyuşur, ruhlar donuklaşır. Ne bakışlarda hayat, ne kalplerde seziş kalır. Bu derde müptelâ olanlar, her zerresi sonsuz hikmetler taşıyan bu âlemde ömürlerini

    ‘O mahiler ki derya içredür deryayı bilmezler’

    mısraında ifadesini bulan bir garip ruh hâleti içinde geçirir dururlar.

    Yokluğunu hiç çekmedikleri nimetler onların nazarlarından saklanır.

    Dünyanın güneş etrafındaki harika seyahatini hiç hatırlamazlar. Zira, bir an inmeksizin hep onun sırtında gezmişlerdir.

    Baharın geldiğine yeterince hamdetmezler. Çünkü baharsız yıl geçirmemişlerdir.

    Hava nimetine şükretmek hatırlarına gelmez. Çünkü, hiç havasız kalmamışlardır. Misaller çoğaltılabilir. Ve bütün bu nankörlükler çoğu kez ülfetten kaynaklanır.

    ülfetten kurtulmanın çareleri olarak risalelerden derlediğimğiz bir takım tespitleri aşağıya alıyoruz.

    1
    -kuvvetli bir tefakkür: Halbuki, o infilak ve inkılâbdan sonra, git gide letâif uykuya ve havâs o hakâik noktasında gaflete düşüp, o kelimât-ı mübâreke, meyveler gibi, git gide ülfet perdesiyle letâfetini ve tarâvetini kaybeder. Âdetâ sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki, kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iâde edilebilir. İşte bundandır ki, kırk dakikada bir Sahabenin kazandığı fazîlete ve makama, kırk günde, hattâ kırk senede başkası ancak yetişebilir.(sözler)

    iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile (lemalar)


    2-rabıta-i mevttir: Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır(lemalar)

    3
    -
    dikkat ve niyet: hakikaten bugün, Siracü'n-Nur'un başındaki Münâcâtı tashih niyetiyle okudum. Kuvve-i hâfızam tam söndüğü için, birden o münâcâtın hakikatlerine karşı, güya seksen yaşında iken yeni dünyaya gelmişim gibi, birden ülfet ve âdetleri bilmiyor gibi, o malûm âdetler perde olamadı. Kemâl-i şevkle tam istifade edip okudum. Pek harika gördüm.

    4-düzenli bir şekilde kur'an, cevşen ve risale-i nur gibi tefekküri eserleri okumak: Cevşenü'l-Kebîr ve Risale-i Nur ve Hizb-i Nurî dahi kâinatı baştan başa nurlandırıyor, zulümat karanlıklarını dağıtıyor, gafletleri, tabiatları parça parça ediyor; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin altında saklanmak istedikleri perdeleri yırtıyor gördüm, kâinatı envâıyla pamuk gibi hallaç ediyor, taraklarla tarıyor müşahede ettim. Ehl-i dalâletin boğulduğu en son ve en geniş kâinat perdelerinin arkasında envâr-ı tevhidi gösteriyor.
    Yazar : Risale Forum
    Allaha abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur .Bu da herşey Allahın mülk ve malı olduğuna iman ve iz"an ile olur. Bediüzzaman

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    933
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 262 + 18450


    Cevap: ülfete karşı nasıl kendimizi muhafaza edebiliriz..

    "İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan (önceden beri alışageldikleri) şeyleri kendilerince malûm bilirler. Hattâ ülfet dolayısıyla âdiyata (sıradan zannettikleri şeylere) teemmül edip (dikkatle düşünüp) ehemmiyet vermezler.
    Halbuki ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer hârika ve birer mu'cize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla (yönlendirmesiyle) onları teemmüle, dikkate almıyorlar; tâ onların fevkinde (üstünde) olan tecelliyat-ı seyyaleye (akıp duran tecellilere) im'an-ı nazar edebilsinler (dikkatle bakabilsinler).
    Yazar : Risale Forum
    Allaha abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur .Bu da herşey Allahın mülk ve malı olduğuna iman ve iz"an ile olur. Bediüzzaman

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222