Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

2 sonuçtan 1 ile 2 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    70
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 38 + 182


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    (Tavsiye yazı) HAKİKATE KÖR NOKTADAN BAKMAK

    Risale Haber'de yayınlanan ve "HAKİKATE KÖR NOKTADAN BAKMAK" isimli yazımıza davetlisiniz.

    Yazının linki:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazıda ele alınan konu başlıkları:

    İman ve inkâr arasındaki ince çizgi,
    Hakikatin inkârının nasıl mümkün olduğu,
    Herkesin mecburiyetle kabul edeceği derecede zorlayıcı deliller ve mucizelerin neden olmadığı,
    İman hakikatlerinin bilimsel düşünceye ve bilimsel delillendirmeye uygunluğu ve yatkınlığı.

    Ayrıca şu çok ilginç sorular soruluyor:

    İspatlamaktan neyi anlıyoruz? İspatlamak ne demektir? Bir iddianın kesin bir delile sahip olması nedir? Akli delil ile somut gerçeklik arasındaki fark nedir?


    HAKİKATE KÖR NOKTADAN BAKMAK

    İman ve inkâr arasındaki ince çizgide mesele hep aynı kör noktada düğümlenir durur. Bir yaratıcıyı ve bilinçli bir yaratımı kabul etmek istemeyenin gözü, hakikate kör noktadan bakmaktadır denilebilir. Baktığı kör noktada, aslında en basit zihinli biri tarafından fark edilip takdir edilebilen sanatlar, hikmetler ve nimetler gizlenir ve saklanır. “Evet, gözleri hasta olan, güneşin ziyasını[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] inkâr eder; ağzı acı olan, tatlı suya acı der”.


    Hâlbuki bir eşyanın güzelliği, sanatlı bir şekilde işlenmiş olduğunu, faydalılığı ise hikmetle, yani bir irade ve maksatla yapıldığını göstermez mi hiç? Tam ihtiyaca göre verilen, umulmayacak şekillerde gönderilen leziz yiyeceklerde, nimetlendirme fiili nasıl görülmez ve bir nimetlendireni aratmaz? Güzellikten güzelleştirme fiiline, nimetten nimetlendirme fiiline intikal edemeyen bir zihin, güzelleştireni ve nimet vereni de göremez ve kabul etmez.


    Yapılan bir işten, o işi yapan fiilin varlığına intikal edebilmek ve o fiilden, fiili işleyen birinin varlığını idrak edebilmek, ancak akıl ve kalbin görüp takdir edebileceği tamamen soyut bir kavram olduğundan ve çıplak gözle görülen, elle tutulan bir nesnenin varlığını bilmekten ayrı bir mana olduğundandır ki, iman etmek tamamen bir takdir ve nasip işidir.


    Allah iman nurunu ve hidayet cevherini, ancak iradesini doğru yönde kullanana nasip eder. Fakat görünmeyene iman etmek (iman-ı bilgayb), imanın temeli olduğundan, deliller ne kadar kuvvetli de olsa, elle tutulup, gözle görülen bir şey olmadığından, hakikatin inkârı yine de mümkündür.

    Zaten dinin teklifi ve insanın imtihanının özelliği, iman hakikatlerinin ister istemez herkesin mecburiyetle kabul edeceği bir açıklık ve kesinlikte olmamasındadır.
    Yani hakikatin gerçekliğinin delilleri, hür iradeyle seçilebilecek derecenin ötesine geçmemeli, iradeyi kaldıracak kadar zorlayıcı olmamalıdır.


    İman hakikatlerinin ilmen doğruluğu, mâkuliyeti ve kesinliği gösterilebilmektedir ve “evet, muhakkak böyle olmalı, başka türlü olamaz” dedirtecek özellikte bir kıvama sahiptir ve akla kapı açarak delillerle desteklenmektedir, fakat aklî çıkarımlara dayanan soyut bir hakikat mahiyetinde olduğundan, seçme hürriyeti olan irade ellerden alınmamış olur. Herkesin mecburiyetle kabul edeceği derecede zorlayıcı deliller ve mucizeler olsaydı, imtihan sırrı bozulurdu. Elmas gibi ruhların, kömür gibi ruhlardan farkı ortaya çıkamazdı.


    Risale-i Nur’da verilen güneş ve cam parçaları misali, büyük bir hakikati aklımıza yaklaştırıyor ve o misalin açtığı pencereden hakikati net görebilmek ve muhakeme etmek mümkün hale geliyor, hatta kolaylaşıyor. Kâinat yüzünde yaratılan her bir mevcudun, tabii olarak kendi başlarına meydana geldiğini iddia ediliyor. Eşya üzerindeki etkileri ve eserleri ile mevcudiyetleri görünen ilim, irade, hikmet ve kudretin büyük işlerine kaynaklık edenin, tabiat ve tabii kuvvetler olduğu söyleniyor.


    O tabiatın ve tabi kuvvetlerin bilerek, görerek, düşünerek iş yapmaktan aciz oldukları gözle göründüğü; gerçek tesir sahibi ve hakiki işleyicinin varlığı da eserleriyle akıl gözüne göründüğü halde, sırf maddî göz ile görünmüyor diye o yaratıcının varlığı inkâr ediliyor.

    Hâlbuki böyle bir inkâr ve öyle bir iddia gerektiriyor ki, o tabiatta ve tabi kuvvetlerde her şeyin her şeyini görecek, bilecek, düşünecek ve planlayarak karar verecek ve her şeyi idare edecek ve kâinatı yaratabilecek büyük bir kudret bulunsun ve o şekilde işlesin.


    Âdeta akan bir nehrin üstünde parlayan cam parçalarında ve su damlalarında görünen parlamaların, gökteki tek ve büyük bir güneşten geldiği düşüncesi inkâr edilirse ve o parlamaların kaynağının o parçalar olduğunu iddia edilirse, her bir parça içinde ısısıyla, ışığıyla mevcut minik güneş bulunması lazım geleceği gibi; eşyanın bir yaratıcı tarafından yaratıldığını inkâr etmekle ve tabiat tarafından yapıldığını iddia etmekle, o eşyanın yapılması için gerekli olan ve ancak bir ilahta bulunabilecek özelliklerin, tabiatın her bir parçasında bulunduğu kabul edilmek lazım geliyor.

    Aklın rahatça kabul edeceği kolay bir yolu, inat ve kasıt sebebiyle kabul etmeyen ve zor yolda gitmekte ısrar eden, hem bu yolun zorluklarına ciddi olarak müşteri olmaya gelince gözünü kapayarak düşünmeyi terk eden birinin, hakikat arayışındaki samimiyet ve ciddiyeti ne haldedir, basiretinize[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] havale ediyorum.

    Mutlaka kabul etmek zorunda kalacağımız somutlukta bir delil ve ispatın olmayacağı ve böyle bir şeyin beklenilmemesi gerekiyor imtihan sırrı ve gayba iman gereği. Aklın ister istemez mutlaka kabul edeceği derecede kesin ve maddesel bir delil yok. Çünkü akla kapı açılacak, fakat irade elinden alınmayacak ki, inanmanın bir ayrıcalığı olabilsin. Bilmediğimize, görmediğimize inanacağız hepimiz. Fakat elektrik akımının varlığını aklen görebildiğimiz gibi, aklımızın göreceği kesinlik içeren deliller elbette var.

    Bu noktada bir kavram tespitine ihtiyaç var. İspatlamaktan neyi anlıyoruz? İspatlamak ne demektir? Bir iddianın kesin bir delile sahip olması nedir? Akli delil ile somut gerçeklik arasındaki fark nedir? Öncelikle, bir şeyin somut ve görsel bir gerçekliği yoksa bile, akli bir delili ve ispatı pekâlâ olabilir.



    "İspat", bir iddiayı delil göstererek doğruluğunu apaçık meydana çıkarmak manasını ifade ediyor. Şimdi imana temas eden konularda elinizle tutup gözünüzle göreceğiniz, deneysel biçimde doğruluğunu teyit edeceğiniz tarzda deliller yok.

    Fakat bu noktadan hareketle ve böyle diye, bu meselelerin akla uygunluğunun olmadığını veya kesinlik içeren mantıki delillerinin bulunmadığını söylemek, hakikate karşı çok büyük bir haksızlık ve hata bir hüküm olur.

    Bir ressamın, perde arkasından, bize sadece kalemi görünecek şekilde çalıştığını farz ettiğimiz durumda, ressamın varlığının görsel ve maddesel bir delili, yani deneysel ve bilimsel bir delili olur mu? Elbette olmaz ve olamaz. Çünkü deney ve gözlem sahanızın dışında bir etki edici var. Fakat o ortada görünen işi, gerçek etki sahibi olma özelliğini gösteremeyen ve o işi yapabilecek kabiliyet kendisinde bulunmayan nesnelere vermek, herhalde perde arkasında sanattan anlayan maharetli bir ressamın bulunduğuna hükmetmekten daha bilimsel değildir.


    Eşyanın üzerindeki sanat, gözle görülmeyen, ancak akıl ve kalple anlaşılabilen ve takdir edilebilen manevi, soyut bir gerçekliktir.


    Her ne kadar maddesel ve görsel delilimiz mevcut değilse de, maddi gözümüzle gördüğümüz sanat eserinin varlığı, ressamın varlığına yeterince güçlü ve kesin bir delil niteliğindedir ve bu gözle görülen işin, yani sanat eserinin varlığının, ressamın varlığının doğruluğu için delil olarak kullanılarak ispatlanması yoluna gidilmesi, gayet kabul edilebilir ve akıl gözüyle görülebilir mantıki ispatlar özelliğindedir.


    İşte bir yaratıcının varlığı hakkında, eserden eser sahibinin varlığına intikal etmek temelinde şekillenen deliller de bu özelliktedirler, gayet güçlüdürler, akıl ve mantık uyumlulukları muhakkaktır ve kesinlik derecesinde ispatlar niteliğindedirler.


    Bizim söylediğimiz ve iddia ettiğimiz budur. İman hakikatlerinin gerçekliğine yönelik tümevarımsal mantıkî çıkarımların, bilimsel düşünceye ve bilimsel delillendirmeye uygunluğu ve yatkınlığı, bizce şüphesizdir.



    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] Ziya: ışık. Bu cümle, Risale-i Nur’un [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] isimli eserinde geçmektedir ve inkârcıların şüphelerinin, ancak kalplerinin hastalığından ve tabiatlarının bozukluğundan kaynaklandığını ifade etmek için kullanılmıştır.

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] Basiret: Bir hakikati kalbiyle hissedip anlama ve kavrama.

    Benzer Konular
    Hakikate kör noktadan bakmak
    Hakikate kör noktadan bakmak Hakikate kör noktadan bakmak Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Ölümün Çaresi-4 (Tavsiye Yazı Dizisi)
    Ölümün Çaresi-4 (Tavsiye Yazı Dizisi) Risale Haber'de yayınlanan ve "Ölümün Çaresi-4" isimli yazımıza davetlisiniz. Yazıda yüzde 99’u Müslüman olan bu ülkede yeterince ve iyi bilinmeyen önemli bir kavram ele alınıyor: “İman kurtarmak!” Y
    Meteorolojik Olaylar 766 Noktadan Gözleniyor
    Meteorolojik Olaylar 766 Noktadan Gözleniyor Meteorolojik Olaylar 766 Noktadan Gözleniyor Mart Dünya Meteoroloji günü çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu seneki kutlamaların teması 'Can ve mal emniyeti için hav
    Noktadan Lekeler-
    Noktadan Lekeler- Noktadan Lekeler- bir A4 kagidi önümüze alalim. bembeyaz ve bos... üzerinde hiçbir leke yok!
    Tek bir noktadan başlayan maceramiz
    Tek bir noktadan başlayan maceramiz İnkar edenler Evren(Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı? 21- Enbiya Suresi 30 Ayetin ifadesinden, bu ayette b
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Cevap: (Tavsiye yazı) HAKİKATE KÖR NOKTADAN BAKMAK

    Ustad Bediüzzaman risale-i nurda: "beşerin aklını tenvir ile sırat-ı müstakimi gösteriyor" bir başka yerde de "kafa fenerini kırdım" demekte. Bu iki ifadeye baktığımızda kalb ve akıl arasında hakikati görme noktasında ciddi bir ilişki var, eğer kalb az biraz hakikate meylederse güneşin günü aydınlatması gibi aydınlatacak. Aynen öylede kalbin inkara meyletmesiyle Güneşin batması gibi bütün hikmetler ve güzellikler karanlıkta kalacak..

    "Rabbim aklımızı tenvir ile sırat-ı müstakimden ayırma." (amin amin amin)
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222