Her Yüzyılda Bir Gelen Müceddid Yenileyici Vasfına Sahiptir


Risale-i Nur, tarîkat değil hakikattır. Âyât- Kur’aniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne şarkın ulûmundan ve ne de garbın fünunundan alınmış değil. Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’caz-ı manevîsidir. Menfaat-ı şahsiye yoktur (Kastamonu Lahikası)

Risale-i Nur tecdid vazifesini ifa ederek müceddidiyetin sancaktarıdır. Nitekim müceddid lugatta: “Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.(Ashab-ı Kütüb-ü Sitte’den İmam-ı Hâkim Müstedrek’inde ve Ebu Dâvud Kitab-ı Sünen’inde, Beyhakî Şuab-ı İman’da tahriç buyurdukları: Yâni: “Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor.” S.T.)(Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri; emr-i dinde mübtedi’ değil, müttebi’dirler. Yâni, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A.S.M.) harfiyen ittiba’ yoliyle dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebatılı ref’ u ibtal ve dine vâki tecavüzleri red ve imha ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlâhiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler.

Ancak tavr-ı esasîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlariyle, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usulleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile ifa-i vazife ederler. ş.)” olarak geçmektedir. Eğer önceki müceddidlerden herhangi birisinin izini takip etse o müceddid değildir. Çünkü yenileyen, yenileyici vasfına haiz değildir. Risale-i Nur ise kendisinden önce gelen müceddidlerin takip ettiği ve o müceddidlerin yolları olan 12 tarikatın çizgisinden farklıdır.

Bu sebeble Müstakil bir İslami fakültedir ki ne alimler ne ehl-i tarikler Risale-i Nurun sistematiğini anlamış değiller. Anladıkları zaman ise derakab Risale-i Nurun hizmetine intisab etmektedirler.


Her Hicri Yüz Yılda Müceddid Olanları Şöyle Sıralayabiliriz:
1- Ömer b. Abdülaziz (H. 17-102/M. 638-720)
2- İmam-ı Şafii (H. 150–204 / M. 767–819)
3- Ebu’l-Hasan Ali El- Eş’ari (H.260–324 / M.873–936)
4- Ebu Hamidi’l- Isfarayani (H. 344-955 / M. 406-1016)
5- İmam-ı Gazali (H. 450–505/M. 1058–1111)
6- Fahreddin-i Razi (H. 544–606 / M.1149–1209)
7- Mevlana Celalettin-i Rumî (H. 604–672/ M.1207–1273) 8- Zeynüddin-i Irakî (H. 725-806 / M. 1325-1403)
9- Celaleddin-i Suyutî (H.849–911/ M.1445–1505)
10- İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani (H. 971- 1033 / M. 1563-1624)
11- Şah Veliyullah Dehlevi (H.1114–1176 / M. 1702–1762)
12- Mevlana Halid-i Bağdadi (H.1193–1242 / M. 1776–1826)
13- Bediüzzaman Said Nursi. (H.1293 – 1379 / M. 1878–1960)



Bu zevata nazar ettiğimizde kendisinden önce gelen asrın müceddidinin tarzından farklı yol izleyerek kendisini müceddidiyete götüren yolda ihsan-ı ilahi tarafından bu vazife omuzlarına konularak ilerlemişler ve asırlarının Kur’an ve Rasulüekrem (asm)’ı yansıtan güneşi olmuştur.

Ahirzamanın şehd-i Şehadeti (Kastamonu L.168) olan Risale-i Nur ise; hem ulemanın hem avamın imanını tahkiki yapmak ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’caz-ı manevîsi (Kastamonu L.202) olarak ahirzamanın ümmetine ahirzamanın müceddidi eliyle ihsan edilen ihsan-ı ilahi (Mektubat 68) olarak bizlere verilmiş ve omuzlarımıza konulmuştur. (Lem’alar 159,399)

Bizler, bu hizmeti bozarak veya hizmetin düsturları olan lahikalara zıd hareket ederek, hizmete ve hizmetin hürmetine taarruz etmiş oluruz. (Lem’alar 160) o halde bizler ahirzamanın ahını işiten Allam-ül Ğuyubun bize etmiş olduğu ihsan-ı şahanenin şehd’i, balı hükmünde (Kastamonu L.168) ve Hakikat-ı Kur’an’iye etrafında İttihad-ı islamı (Em. L. 24) kurup ona isnad ve muhkem bir sur’u olarak hizmet eden Bediüzzaman yed’i ile bize ihsan edilen Risale-i Nur Külliyatına Harfiyyen ittiba ve iktida etmeye eski sermayelerimizle onu – Risale-i Nuru- izah değil onun – Risale-i Nurun – verdikleri ile kendimizi ve malumatımızı ıslah/tebdil/tadil/nesh etmeye mükellefiz.

Fakat Vaziye makuse olursa kaziye de netice de makuse (Mesnevi-i Nuriye 188) olacağı nazara alıp öyle hareket edilerek Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’caz-ı manevîsi (Kastamonu L.202) olan Risale-i Nurun esasatına zıd hareketten kendimizi muhafaza etmekle etrafımızda önde görünen kimselerin Hareketleri Risale-i Nurun Mizanları ile mizana çekilmeli muvafıksa kabul değilse reddedilmeli (Sözler 663,700) ona göre basiretimizi açık tutarak ağbinin bir bildiği vardır deyip yanlış hareketleri ikaz etmemek o yanlışa ortak olmaktır. (Mektubat 361) zulme rıza zulüm küfre rıza kürüdür kaziyesine dahil olur.

Risale-i nurun ikna ve izah tarzı bu asrın fehmine tam muvafıktır o halde bizler Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’caz-ı manevîsi (Kastamonu L.202) olan Risale-i Nurun esasatıyla amel etmeye nur talebesi olarak mecburuz. Esasatı kabul etmiyorsak nurun haricinde olduğumuzu bilmiyoruz demektir. O halde mezkur vaziyetler ve buraya yazmadığımız mesail nazar edilerek bu zamana mahsus olan Hizmet anlayışına muvafık hareket etmeliyiz. Taki bizlerde bu asrın insanı olarak hareket edelim hidemat-ı nuriyede muvaffak olalım. Yoksa bedenen bu asrın kafa ve kalp olarak mazinin ademi olursak manen ve madden buhranlar içerisinde oluruz. Ervah-ı Habise ve Mevadd-ı Şerireye mübtela oluruz. Ve onlarla mübtela neticesinde hizmette akim kalır manen ve madden evhama kalboluruz. Hafazanallah.

Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın bu zamana mahsus bir i’caz-ı manevîsi (Kastamonu L.202) olan Risale-i Nurun esasatında ittiba ve iktidada Cenab-ı Hak bizleri muvaffak kılsın.

Selam ve duayla
Muhammed NUman