Cemâat hakîkati ve Nurcular



Her cemaatin bir şahs-ı mânevîsi, kendine has bir tarzı, bir üslûbu vardır. Öyle olduğu içindir ki, farklı cemaatler teşekkül eder. Ve bu gayet tabiîdir. Çünkü, herkes aynı fıtratta, aynı meşrepte değildir.

Peygamberimizin (asm), “Size cemaat halinde bulunmanızı tavsiye eder; ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zîrâ, şeytan, yalnız başına yaşayan insana yakın olup beraber bulunan iki kişiden daha uzaktır. Kim Cennetin ta ortasında yaşamayı isterse toplu halde bulunmaya baksın; Allah’ın yardım ve inâyeti cemaatle beraberdir”; “Müslüman cemaatinden bir karış da olsa ayrılan kimse, boynundaki İslâm bağını çözmüş demektir”; “Cemaatten ayrılmayınız. Şunu bilin ki, sürüden ayrılan koyunu kurt kapar!”1 beyanlarıyla, “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”le beraber bu geniş dairenin altında yer alan, daha küçük dairedeki “dinî cemaatleri” kast ettiği de açıktır.
Bediüzzaman’ın “Umum ehl-i iman dahil oldukları ve üç yüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddes cemaat-i İslâmiyeden başka mabeynimizde medar-ı bahs olmadığı...”2 gibi tabirleri, bütün Müslümanlar için kullandığı bir vakıadır. Bununla da, Ehl-i Sünnet çerçevesindeki ittihadı kasdettiği açıktır. Muhtelif eserlerinde, pek çok yerde, cemaat derken, “Müslümanların din kardeşliği esasına dayalı olarak gerçekleştirdikleri ve katılmak zorunda oldukları birlik, beraberliği” kasteder.
Ve fertler, bireyler, dâhî de olsalar, cemaat karşısında güçleri hiçtir.
Öte yandan, Bediüzzaman’ın “Demek, Nurcularda hakîki, hâlis, sırf rıza-yı İlâhî için ve müsbet ve uhrevî fedâiler var ki, mason ve komünist ve ifsad ve zındıka ve ilhad ve taşnak gibi dehşetli komiteler o Nurculara çare bulamayıp hükümeti, adliyeyi aldatarak, lastikli kanunlar ile onları kırmak ve dağıtmak istiyorlar. İnşâallah bir halt edemezler. Belki Nur’un ve îmânın fedâilerini çoğaltmaya sebebiyet verecekler”3 gibi ifadeleri de, Nur cemaatinin, dinî cemaatler içerisinde bir daire olduğunun belgesidir.
Keza, “Evet, biz bir cemaatiz.”4 sözü de aynı anlamı güçlendirir. Ve “Meselemiz imândır”5 derken de, Nur cemaatini diğer cemaatlerden ayıran temel özelliğini nazara verir.
Şu ifadeler de, “Nurcular”ın nasıl bir cemaat olduklarını gösterir:
“‘Nurcularda öyle harika bir alâka var ki, hiçbir cemiyette, hiçbir komitede yoktur. Bu müşkülü halletmenizi isterim’ dediler. Ben de cevaben dedim ki: ‘Evet, Nurcular cemiyet memiyet, husûsan siyasî ve dünyevî ve menfi ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olmazlar.”6

Mehazlar
1- Tirmizi, Fiten, 7. A.g.e., 78; Ebû Dâvûd, Salat, 46. 2- Şuâlar, s. 238. 3- Şûâlar, s. 447. 4- Şûâlar, s. 305. 5- Tarihçe-i Hayat, s. 201. 6- Kastamonu. Lâhikası, s. 10.