Ahiret hayatının hiçbir zerresi ölümlü
değildir
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
Tuba Hanım: “Hakikat Çekirdeklerinden ‘Küremiz
hayvana benziyor; asar-ı hayat gösteriyor..” cümlesiyle
başlayan 105. maddeyi açıklar mısınız?”
Yerküreden hayat fışkırıyor
Risale-i Nur’un ekser yerinde hayatla vahdet birlikte
ele alınır. Hatta vahdetin, yani Kâinat Hâlık’ının
birliğinin en açık delillerinden birisi olarak hep hayat
nazara verilir. Üstad Bedîüzzaman, hayatı bazen
kâinatla, bazen risâletle, bazen Kur’ân vahyi ile ve
bazen de tevhidle öylesine iç içe işler ki, bu kavramlar
neredeyse kardeş olurlar veya biri diğerini ispatlar, ya
da her birisi kâinatın bir büyük ruhu olarak Cenâb-ı
Hakk’ın vahdaniyetine imza atarlar.
Bahsettiğiniz maddede yer küremizin hayvana
benzediği, çünkü her yanından hayat fışkırdığı ve hayat
emareleri gösterdiği; yumurta kadar küçülmesi halinde
bir nevî hayvan olacağı; ya da bir mikrop, yer küremiz
kadar büyüdüğü takdirde aynen yer küremize
benzeyeceği beyan edilir. Ve ardından, hayattan ruha
intikal edilir. Yer kürenin hayatı varsa, ruhu da vardır.
Çünkü yer küre boş değildir! Yer kürenin ve hatta
kâinatın her bir küresinin öylesine akıllı, isabetli ve
istikametli hareketleri ve davranışları vardır ki, hayat,
ruh ve şuur bu küreler için de, koca âlem için de, dev
kâinat için de öyle uzak ve ulaşılmaz şeyler değildir!
Öyleyse, İlâhî emre titiz bir performans ile mazhar ve
muhatap olan âlem, bir büyük insandan farksız
olmalıdır!
Nitekim âlem insan kadar küçülse, yıldızları insanın
vücut zerreleri ve cevherleri hükmüne geçecek; kendisi
de şuur sahibi bir canlı hüviyetini kazanacaktır!
Allah’ın böyle hayat ve ruh cevheri taşıyan çok
mahlûkatı vardır.1
Ahiret hayatının hiçbir zerresi ölü değildir
Saîd Nursî Hazretleri bu hususu bir âyetin zımnında
Sünûhat’ta da ele alır. Cenâb-ı Hak: “Âhiret yurdu var
ya! İşte asıl hayat o!”2 buyurarak, hakikî hayatın âhiret
hayatı olduğunu; hatta âhiretin hayatın ta kendisi
bulunduğunu; başka bir ifadeyle, âhiret hayatının hiçbir
zerresinin “ölü” olmadığını bildirmektedir.
Bedîüzzaman, bu âyetin dehşetli bir sırrı açtığını; yani
bu âyette, bu çokluklar âleminin başlangıcının vahdet
olduğu gibi, nihayetinin de vahdete gittiğinin “hayat”la
ifade edildiğini kaydeder.
Öyle ki, kâinata serpilmiş hayat katreleri ve pırıltıları,
bir umumî hayatı göstermektedir. Zira hayat, hayat-ı
ezelî olan Cenâb-ı Hakk’ın hayatının daimî
tecellisinden başka bir şey değildir.3
Hayat öyle bir ezelî tecellidir ki, bütün âlem hayatın
etrafında âdeta bir daire teşkil etmiş ve hayatı
merkezine almıştır. Yani her şey hayatın etrafında
mekik dokumaktadır. Bütün mevcudat hayata
bakmakta, hayata hizmet etmekte ve hayat için lâzım
olacak şeyleri yetiştirmektedir.
Demek kâinatın Hâlık’ı, kâinattan “hayat”
istemektedir.4
Dünya canlıları: Ahiretin eğitim kışlaları
Zerrelerin baş döndürücü hareketlerle hayvan, insan ve
bitki hayatına bir misafirhane, bir kışla ve bir mektep
gibi girerek hayatla nurlanmalarının; hususî bir talim ve
terbiye içinde letafet kazanmalarının hikmeti budur;
yani ebedî hayata mazhar olmaktır. Vazife başındaki
zerreler, âlem-i bekaya ve bütün cüzleriyle hayattâr
olan âhiret yurduna birer zerre olmak için liyakat
kazanmakla meşguldürler.5
Kâinat hayatının aklı: Kur’ân’dır
Hayatın, bu kâinattan süzülmüş bir hulâsa olduğunu;
şuurun ve hissin, hayattan süzülmüş bir “öz”
bulunduğunu; aklın, şuur ve histen süzülmüş bir hulâsa
olduğunu; ruhun da hayatın halis ve safi bir cevheri
bulunduğunu beyan eden Bedîüzzaman; Hazret-i
Muhammed‘in (asm) maddî ve manevî hayatının,
kâinatın hayat ve ruhundan süzülmüş bir özün özü
olduğunu ve risâletinin ise kâinatın his, şuur ve
aklından süzülmüş en safi bir hulâsası bulunduğunu;
binaenaleyh, Hazret-i Muhammed’in (asm) maddî ve
manevî hayatının kâinatın hayatının hayatı olduğunu;
risâletinin, kâinatın şuurunun şuuru ve nuru
bulunduğunu; Kur’ân Vahyinin ise kâinat hayatının
ruhu ve kâinat şuurunun aklı bulunduğunu kaydeder.
Bediüzzaman’a göre, Peygamber Efendimizin (asm)
risâleti ve Kur’ân, kâinatın umumî hayatı ile o kadar
ilgilidir ki, risâlet nuru gitse, kâinat divane olacak, vefat
edecek; Kur’ân gitse, yer küre kafasını ve aklını
kaybedecek, şuursuz kalmış olan başını bir gezegene
çarpacak ve bir kıyameti koparacaktır.6
Bundandır ki, İslâmiyet vazgeçilmez vahdet ve hayat
dinidir.
Dipnotlar:
1- Mektûbât, s. 463.
2- Ankebût Sûresi, 29/64.
3- Sünûhât, s. 15 (yeni baskı: s. 84).
4- Mektûbât, s. 349.
5- Sözler, s. 510.
6- Lem’alar, s. 329.