Ölümü dahi sevdiren eserler sahibi, Nur irfan mektebinin Başmualliminin Aziz hatırasına…

İçinde yaşadığımız şu dünya denilen âlemi faniden dar-ı âlemi ahirete gitmenin yolu olan ölüm gerçeği öldürülebilir mi? Buna hayır, mümkün değildir diyeceğiz.

Madem öyledir. O zaman şu ölüm hakikatini etraflıca eğitimini söz konusu edip incelemek lâzımdır diyoruz.

Peki ya nedir mahiyeti şu ölümün?

Bediüzzaman Hazretleri ölümün en güzel tarifini hem de müjdeli bir şekilde izah ederken şunları ifade eder ve der ki,
“Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” (Mektubat. 221)

Ölüm hakikatinin böylesine sevindirici mahiyetleriyle gerçek yüzünü ifade eden bir başka izah tarzını bulmak mümkün değildir diyoruz.

Ölüm hakikatini değerlendirirken bir ölüm eğitimi almanın ihtiyacı söz konusudur. 1920’li yıllarda san’at lisesi mektebinde okurken, öğrenciler arasında yaptığımız ve yıl sonu sergilediğimiz araçlar arasında yeşile boyanmış türbeyi andıran bir de akvaryum yaparak sergilemiştik.

Bizim de teşrifatçı olarak görevlendirildiğimiz sergiye kılık kıyafetiyle pejmürde bir vaziyet içinde görünen bir bayan yaptığımız akvaryuma yaklaşır yaklaşmaz “Aaa korkuyorum! demişti. “Neden?” bu bir akvaryum” diyerek mukabelede bulunurken “Bu bana ölümü hatırlatıyor” demişti. Yaşının bir hayli ilerlediği görünen bayanın bu hal ve tavrı, bir ölüm eğitiminin alınması gereğini düşündürmüştü bize.

Ölümün arka yüzünün korkulacak bir şey olmadığını ifade etmeme rağmen bizi dinlemeden oradan uzaklaşmıştı hanımefendi.

Çağımızda mevcut zafiyetlerden birisi de iman hastalığının ortaya çıkmış olmasıdır. Ölüm hakikatini doğru anlamada bilinmesi yönünde gerçek mahiyetinin korkulacak ve kaçınılacak bir hakikat olmadığını eserlerinde, hatta ölüme dahi ölümü sevdirmek yoluyla çareler izhar eden Bediüzzaman eserlerinde bu hakikatin eğitimini izhar ederken ölüm ötesinin gayet güzel olduğunu belirterek şunları ifade eder.

“Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sahib ve Mâlik-i Hakikî’nin tarafına gidiyorsunuz... Ve Sultan-ı Ezelî’nin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz!.. (A.g.e. 223)

Eğitimini sağlam esaslara dayalı olarak izah eden Bediüzzaman Hazretleri, şu sözüyle de ölüm yoluyla da nereye gidip ve ölüm hakikatinin nerede noktalanacağını ifade ederek şöyle der.

“bir Mabud-u Lemyezel’in, bir Mahbub-u Lâyezal’in daire-i huzuruna gidiyorsunuz ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennet’e çağrılıyorsunuz. Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil gülerek giriniz.” (A.g.e. 223)

Mahiyet itibariyle dünya hayatından ayrılıp ahiret yolculuğunun ilk kapısı olan ölüm hakikatini bütün yönleriyle bilmek ve anlamak gereğine inananlardanız. Şu ölüm hakikatinin gerçek mahiyetiyle bilinmesi, anlaşılması adına eserlerinde ölümün bir nev’î eğitimini izhar ederken Bediüzzaman Hazretlerinin şu tahlil ve muazzam tesbitine kulak vermek ve hatta yaşamaya çalışmak elzemdir diyoruz.

Bakınız şu manidar ifadelerine Bediüzzaman’ın;

“Ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”
İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok.” (Münacat Risalesi: 129)

Mahiyet itibariyle bir gerçek olan ölüm eğitiminin en doğru adı Risale-i Nurlarda mevcuttur.
İlginize arz olunur.


Mustafa Öztürkçü