Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

4 sonuçtan 1 ile 4 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar Mesajlar
    6.597
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1233 + 91788


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Dokuzuncu Mektup...(Açıklamalı)

    Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki,
    dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin
    ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile,
    en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir.
    Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez;
    istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.


    Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir.
    Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.
    İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet
    ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar,
    umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
    O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek,
    fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
    Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş; söyleyeceğim.

    Şöyle ki:
    Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
    Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
    ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
    Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
    bâki bir mahbubu arattırır;
    aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.


    İşte, insanda binlerle hissiyat var.
    Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî.
    Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var.
    Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki,
    o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok.
    Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal,
    o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip,
    kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında
    taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.

    Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir.
    Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret
    ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor.
    Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye
    ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a’mâl-i salihaya teveccüh eder.
    Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise,
    âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.

    Hem meselâ, şiddetli bir inatla,
    ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder.
    Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat ediyor.
    Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder.
    Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş;
    onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir.
    O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip,
    âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye
    ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder.
    O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan
    hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.


    İşte, şu üç misal gibi, insanlar,
    insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi,
    eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse
    ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa,
    ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur.
    Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye
    ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe,
    hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.

    İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri
    şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki:
    Ahlâksız insanlara derler,
    "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme."
    Yani, "Fıtratını değiştir" gibi,
    zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar.
    Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz,
    mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder,
    hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.

    İnsanın fıtratını değiştirmesi ve söküp atması imkan dahilinde değil
    peki o zaman mümkün olan nedir ,
    Bediüzzaman hazretleri burada neden bahsediyor ?


    hissiyatların yönünü değiştirmek mümkündür...
    Nasihat edenlerin ekserisi; imkan dahilinde olmayan
    fıtratını değiştir, düşmanlık etme, haset etme gibi nasihatler verir.
    fakat bu nasihatler genellikle tesir edemez
    Halbuki Risale-i Nur hissiyatlarının yönünü çevir,
    mecrasını hakka yönelt gibi nasihatlerde bulunuyor
    hem imkan dahilinde bir teklif oluyor hem tesir buluyor...


    Mesela; insan kin ve nefret duygusunu
    başta nefsi olmak üzere, kafir ve zalimlere yönlendirerek,
    bu duygunun ateşini söndürüp teskin edebilir.
    Şayet mümin ve masum bir insana kin ve nefret duyacak olsa,
    hemen onun masum ve muhabbete layık yönlerini hatırlaması gerekir...

    Nefret ve kin, insanın fıtratında olan
    ve sökülüp atılması mümkün olmayan iki hissiyattır.
    Madem bunları söküp atmak mümkün değil,
    öyle ise onların yüzünü ve mecrasını değiştirmek gerekir.
    Zira bu gibi hissiyatların yönünü değiştirmek;
    mümkün ve irade dahilindedir.


    Bediüzzaman hazretleri diyor;
    "İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet
    ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar,
    umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. "

    yani bu şiddetli hissiyatların tamamı
    ahiret hayatını kazanmak için verilmiştir aslında
    insandaki şiddetli merak malayani işlere sarf edilmese
    hırsını bu dünyaya değil ahireti kazanmak namına
    hiç bitmeyen bir azme çevirse ve o azimle yoluna devam etse
    ve talepkar olan fıtratının bu özelliğini
    cenneti talep ve arzu etmek için harcasa
    o zaman bütün bu şiddetli hissiyatlar olması gereken şekle bürünecek
    ve çok vakit insanın şikayet ettiği bir çok özelliği
    aslında umur u uhreviye için
    bir manada kazanma ve ulaşma sebebi olacaktır...

    yani kötü zannedip yok etmeye çalışmak yerine yönünü çevirdiğimizde;
    "dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin
    ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile,
    en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. "


    bahsi geçen kırılmaya mahkum şişeler
    fani olan dünyevi işlerimiz ve bu işler için harcadığımız hissiyatımızdır
    baki umur-u uhreviye ve cevher ise ahiret hayatı ve ahiretle alakalı işlerimizdir
    işte bu şiddetli hissiyatlar gayet çabuk kırılan
    ve sadece bir misafir olduğumuz geçici dünya hayatı için değil
    gayet sağlam ve pek kıymetli elmaslar hükmünde ki
    ahiret alemi için verilmiştir bizlere...

    işte bütün bu şiddetli duygular bir sebebten verilmiş
    baki ve ebedi olan hayatımız için bir sermaye hükmünde
    kin ve nefret merak ve talep hatta dehşetli hırsımız bile
    hepsi ama hepsi yönünü çevirdiğimizde
    aslında müspet manada ilerlememizi sağlayan hissiyatlar....
    kin ve nefret dahi olması gereken mecrayı bulduğunda
    terakki etmemizi sağlıyor...
    zaten tüm bu menfi görünen hissiyatlar olmasaydı
    o vakit meleklerden farkımız kalmaz ve hesapla vermekle mükellef olmazdık...

    birde aşk mevzusu var...üstad demiş;
    "Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
    Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
    ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
    Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
    bâki bir mahbubu arattırır;
    aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder."


    aşk çok şiddetli bir sevgi ilgi alakadır
    fakat ölümlü ve geçici olan sevgililere yöneldiği vakit
    asıl değerini ve kıymetini bulamayacaktır
    mecazi mahbub der orada yani hakiki olmayan bir sevgili
    neden hakiki değildir fani olan sevgili
    çünkü bugün sever yarın sizden yüz çevirir
    bugün verdiği bir şeyi yarın geri almak ister
    bugün size verdiğinin yarın elbet karşılığını bekler
    böylesi bir sevgili hakiki olabilir mi ??


    burada ki sevgiliden kasıt tüm sevgileredir aslında
    fani olan tüm sevgilere,
    bir anneden çok bir insanı kimse sevemez değil mi
    karşılıksız ve ücretsiz bir sevgi deriz
    oysa gün gelecek annemiz bizden alacaklı biz ondan alacaklı duruma geleceğiz
    bir hesap gününde bu sevginin dahi bedelini ödeyeceğiz
    yani o sevginin bile bir karşılığı ve hesabı olacak
    Kuranı Azimuşşanda açıkça geçer
    "anne evladından evlad annesinden kaçacak" diye
    demek ki bizim hakiki sevgili diye bildiklerimiz dahi fani


    şimdi bir daha bakalım ve düşünelim
    mecazi mahbub yani tüm fani sevgililer
    ancak insana sürekli bir ızdırab ve elem verir...
    çünkü bu kadar şiddetle duyulan sevginin karşılığını verecek gücü yoktur
    böylesi alakanın ve ilginin asıl mecrası yönü ancak hakiki bir mahbuba olur
    fani olana duyulan aşk belki ancak bir basamaktır

    teşbihte hata olmasın inşaAllah
    mecnunun leylayı bulduğunda tanımaması gibi
    önce o faniden yola çıkan aşk , muhabbet
    sonrasında faniden geçip baki olanı bulmuş
    ve baki olana ulaşınca fani olanı tanımamıştır
    çünkü o pek kıymetli elmasları gören
    çabucak kırılıveren şişelere dönüp bakmaz...
    elbet umur-u uhreviyi bulan umur-u dünyeviye için sermayesini harcamaz....


    Allah bulanlardan ve olanlardan , anlayanlardan eylesin inşaAllah...

    Subhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim.
    Subhaneke la fehmelena illa ma fehemtelena inneke entel cevazul kerim ...

    El Fatiha Meas Salavat....






















    Benzer Konular
    On Dokuzuncu Mektup, ruh ve kalb-i âcizîyi gül ve gülistanlığa çevirdi
    On Dokuzuncu Mektup, ruh ve kalb-i âcizîyi gül ve gülistanlığa çevirdi On Dokuzuncu Mektup, ruh ve kalb-i âcizîyi gül ve gülistanlığa çevirdi Meb?us-u Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin insanları hayrette bırakan... Devami
    On Dokuzuncu Mektup ile yeniden hayata dönmüş gibi oldum
    On Dokuzuncu Mektup ile yeniden hayata dönmüş gibi oldum On Dokuzuncu Mektup ile yeniden hayata dönmüş gibi oldum Şu zaman-ı isyan ve tuğyan ve küfranda mahz-ı inayet ve lûtf-u Hak olan... Devami...
    On Dokuzuncu Mektup
    On Dokuzuncu Mektup On Dokuzuncu Mektup BU RİSALE, üç yüzden fazla mu’cizâtı beyan eder. Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) mu’cizesini beyan ettiği gibi, kendisi de omu’cizenin bir kerametidir. Üç dört nev ile harika olmuştur: Birincisi: N
    Açıklamalı - 11. Lem'a- Dokuzuncu Nükte - Sünnet-i Seniyye'ye İttiba
    Açıklamalı - 11. Lem'a- Dokuzuncu Nükte -  Sünnet-i Seniyye'ye İttiba Bismillâhirrahmânirrahîm, Dokuzuncu Nükte:Sünnet-i seniyenin herbir nev'ine tama­men bilfiil ittibâ' etmek, ehass-ı havâssa dahi ancak müyesser olur. Ehass-ı havas- has alimlerin daha has olanları, Abdulkadir
    Açıklamalı - Dokuzuncu Söz dersleri - Namaz vakitlerinin hikmetleri
    Açıklamalı - Dokuzuncu Söz dersleri - Namaz vakitlerinin hikmetleri Bismillahirrahmanirrahim Şüphesiz ibadetlerimizi Allah istediği, emrettiği için yaparız, hikmetlerinden dolayı değil, o hikmetler ibadetlerin yapılması sırasında ortaya çıkar namaz kılan insan dinç ol
    Yazar : Risale Forum
    çocukken, ne önemi vardı yalnızlığın
    nasılsa oyuncaklarımız vardı oyunlarımız.
    bilmezdik beş para etmezlere; oyuncak olduğunu insanların.
    nasıl acıttığını bilmezdik ağlamanın
    ne kadar zalim olduğunu ağlatanların...
    çocuktuk sadece ve hep masumiyet kokardık....


  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2011
    Nereden Yer
    Trabzon
    Mesajlar Mesajlar
    166
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 44 + 276


    Cevap: Dokuzuncu Mektup...(Açıklamalı)

    Şöyle ki:
    Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
    Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
    ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
    Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
    bâki bir mahbubu arattırır;
    aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder

    ----------
    Allah ebeden razi olsun...
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar Mesajlar
    6.597
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1233 + 91788


    Cevap: Dokuzuncu Mektup...(Açıklamalı)

    Amin, cümlemizden inşaAllah Lemalar kardeşim..
    Yazar : Risale Forum
    çocukken, ne önemi vardı yalnızlığın
    nasılsa oyuncaklarımız vardı oyunlarımız.
    bilmezdik beş para etmezlere; oyuncak olduğunu insanların.
    nasıl acıttığını bilmezdik ağlamanın
    ne kadar zalim olduğunu ağlatanların...
    çocuktuk sadece ve hep masumiyet kokardık....


  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 253 + 17860


    Cevap: Dokuzuncu Mektup...(Açıklamalı)

    ALLAH(C.C.) Razı Olsun.
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222