Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12
13 sonuçtan 11 ile 13 arası

  1. #11
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 44 + 226


    Cevap: Sorularla Risale-i Nur Hizmeti-DERLEME-

    Herbir zihayat, mesela bu süslü çiçek ve şu tatlıcı sinek, öyle manidar, İlahi, manzum bir kasideciktir ki, hadsiz zişuurlar onu kemal-i lezzetle mütalaa ederler. Ve öyle kıymetdar bir mu'cize-i kudrettir ve bir ilanname-i hikmettir ki, Sani'inin san'atını nihayetsiz ehl-i takdire cazibedarane teşhir eder. Hem kendi san'atını kendisi temaşa etmek ve kendi cemal-i fıtratını kendisi müşahede etmek ve kendi cilve-i esmasının güzelliklerini ayineciklerde kendisi seyretmek isteyen Fatır-ı Zülcelal'in nazar-ı şuhuduna görünmek ve mazhar olmak, gayet yüksek bir netice-i hilkatidir.
    (Bediüzzaman Said Nursi - 2. Şua'dan)
    Lügatler
    Âyinecik :küçük ayna, aynacık
    Câzibedarane : çekici bir şekilde
    Cemâl-i fıtrat : yaratılıştaki güzellik
    Cilve-i esma : Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması
    Ehl-i takdir : bir şeyin değerini bilenler, takdir edenler
    Fâtır-ı Zülcelâl : Herşeyi yoktan benzersiz olarak yaratan ve sonsuz büyüklük sahibi olan Allah
    Hadsiz :sayısız, sınırsız
    İlâhi : Allah’tan gelen
    İlânname-i hikmet : her şeyin bir gayeye yönelik olarak anlamlı ve yerli yerinde olmasını ilan eden yazı
    Kaside : büyükleri övmek için yazılan şiir
    Kemâl-i lezzet : tam lezzet alarak
    Kıymettar : kıymetli, değerli
    manidar :manalı, anlamlı
    Manzum :düzenli,şiir gibi yazılmış
    Mazhar olmak : erişmek, nâil olmak
    Mucize-i kudret : kudret mucizesi
    Müşâhede etmek : gözlemlemek
    Mütalaa etmek: okumak, incelemek
    Nazar-ı şuhud : Cenâb-ı Hakkın görme sıfatı
    Netice-i hılkat : yaratılış neticesi
    Nihayetsiz : sonsuz
    Sâni : her şeyi sanatla yaratan
    Temâşa etmek : seyretmek
    Teşhir etmek :sergilemek
    zihayat : hayat sahibi, canlı
    Zîşuur : şuur sahibi, bilinçli



    --
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  2. #12
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 44 + 226


    Cevap: Sorularla Risale-i Nur Hizmeti-DERLEME-

    Risale-i Nur'a sizin gibi pek ciddi sahib ve muhafız ve varis ve hakikatbin ve kıymetşinas zatların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlaslı olarak vazife-i Kur'aniye ve imaniyede çalıştıklarını gördüğümden, kemal-i ferah ve sürur ve itminan ve istirahat-ı kalb ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum. Ben sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu biçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekan mani' olmaz; manevi radyo hükmünde biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.
    (Bediüzzaman Said Nursi - Kastamonu Lahikası'ndan)
    Lügatler
    Berzah
    :dünya ile âhiret arası, iki âlem arası, perde Bîçare:
    çaresiz Ecel :
    ölüm vakti Ehl-i hakikat
    :hakikat ehli, gerçeklerle yaşayan ve kıymet veren kişiler Garb
    : batı Hakikatbin
    :hakikatı gören, hakikatı anlayan Hidemat
    :hizmetler Hükmünde
    :benzeri, gibi İhlâs :
    sırf Allah rızası için beklentisiz ve samimi iş yapmak İstirahat-i kalb
    :kalp huzuru, kalbin tatmini ve teslimiyeti İştiyak
    :çok arzu ve istek İtminan
    :inanmak, karalılık, tatmin olmak Kabir:
    mezar Kemal-i ferah
    :tam ferahlık, tam rahat ve huzur hali Kıymetşinas
    :kıymet bilir, değer bilir Lâhika :
    mektup, ilave Manevi
    :manaya ait, ruhani Mani
    :engel, özür, men etme, engelleme Mekân
    :yer, ev, hane, mesken Mevt:
    ölüm Muhafız
    :muhafaza eden, değiştirmeyen, saklayan, koruyan Müteaddid:
    birçok, birden fazla, çeşitli Rabıta-i Kur’aniye ve imaniye
    :iman ve Kur’an’ın verdiği irtibat, bağlantı ve birliktelik Risale
    :mektup, küçük kitap, risale-i nurların parçalarından herbiri Sürur :
    sevinç, mutluluk Şark:
    doğu Tatmin
    :ikna etmek, rahatlatmak Varis
    :mirasçı, miras düşen Vazife-i Kur’aniye ve imaniye
    :İman ve Kur’an anlatma ve yaşama vazifesi Zat :
    hürmete layık kimse, kişi  






























































    OTUZ BİRİNCİ SÖZ
    MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    5.3.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ(DEVAMI)
    ÜÇÜNCÜ MEYVE
    Saadet-i ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş, cin ve inse hediye etmiştir. Evet, Mirac vasıtasıyla ve kendi gözüyle Cenneti görmüş ve Rahmân-ı Zülcemâlin rahmetinin bâki cilvelerini müşahede etmiş ve saadet-i ebediyeyi kat’iyen, hakkalyakîn anlamış, saadet-i ebediyenin vücudunun müjdesini cin ve inse hediye etmiştir ki:

    Biçare cin ve ins, kararsız bir dünyada ve zelzele-i zevâl ve firak içindeki mevcudatı, seyl-i zaman ve harekât-ı zerrât ile adem ve firak-ı ebedî denizine döküldüğü olan vaziyet-i mevhume-i canhıraşânede oldukları hengâmda, şöyle bir müjde ne kadar kıymettar olduğu; ve idam-ı ebedî ile kendilerini mahkûm zanneden fâni cin ve insin kulağında öyle bir müjde ne kadar saadet-âver olduğu tarif edilmez.

    Bir adama, idam edileceği anda, onun affıyla kurb-u şahanede bir saray verilse, ne kadar sürura sebeptir. Bütün cin ve ins adedince böyle sürurları topla, sonra bu müjdeye kıymet ver.

    DÖRDÜNCÜ MEYVE

    Rüyet-i cemâlullah meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mü’mine dahi mümkün olduğunu cin ve inse hediye getirmiştir ki, o meyve ne derece leziz ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu bununla kıyas edebilirsin:

    Yani, her kalb sahibi bir insan, zîcemâl, zîkemâl, zîihsan bir zâtı sever. Ve o sevmek dahi, cemâl ve kemâl ve ihsanın derecâtına nisbeten tezayüd eder, perestiş derecesine gelir; canını feda eder derecede muhabbet bağlar. Yalnız bir defa görmesine, dünyasını feda etmek derecesine çıkar.

    Hâlbuki bütün mevcudattaki cemâl ve kemâl ve ihsan, Onun cemâl ve kemâl ve ihsanına nisbeten, küçük birkaç lemeâtın güneşe nisbeti gibi de olmaz. Demek, nihayetsiz bir muhabbete lâyık ve nihayetsiz rüyete ve nihayetsiz bir iştiyaka elyak bir Zât-ı Zülcelâli ve’l-Kemâlin saadet-i ebediyede rüyetine muvaffak olması ne kadar saadet-âver ve medar-ı sürur ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu, insan isen anlarsın.

    OTUZ BİRİNCİ SÖZ
    MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    5.2.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ(DEVAMI)
    İKİNCİ MEYVE
    Sâni-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabbü’l-Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebedin marziyât-ı Rabbâniyesi olan İslâmiyetin -başta namaz olarak- esasatını cin ve inse hediye getirmiştir ki, o marziyâtı anlamak o kadar merak-âver ve saadet-âverdir ki tarif edilmez. Çünkü herkes büyükçe bir velînimetini yahut muhsin bir padişahının uzaktan arzularını anlamaya ne kadar arzukeş ve anlasa ne kadar memnun olur.

    Temenni eder ki, “Keşke bir vasıta-i muhabere olsaydı, doğrudan doğruya o zâtla konuşsaydım. Benden ne istiyor, anlasaydım. Benden, onun hoşuna gideni bilseydim” der. Acaba, bütün mevcudat kabza-i tasarrufunda ve bütün mevcudattaki cemâl ve kemâlât Onun cemâl ve kemâline nisbeten zayıf bir gölge ve her anda nihayetsiz cihetlerle Ona muhtaç ve nihayetsiz ihsanlarına mazhar olan beşer, ne derece Onun marziyâtını ve arzularını anlamak hususunda hahişger ve merak-âver olması lâzım olduğunu anlarsın.

    İşte, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebedin marziyâtını, doğrudan doğruya, Mirac semeresi olarak, hakkalyakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir.1

    Evet, beşer, kamerdeki hali anlamak için ne kadar merak eder ki, biri gidip dönüp haber verse! Hem ne kadar fedakârlık gösterir. Eğer anlasa, ne kadar hayret ve meraka düşer. Halbuki, kamer öyle bir Mâlikü’l-Mülkün memleketinde geziyor ki, kamer bir sinek gibi küre-i arzın etrafında pervaz eder; küre-i arz pervane gibi şemsin etrafında uçar. Şems binler lâmbalar içinde bir lâmbadır ki, o Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâlin bir misafirhanesinde mumdarlık eder.

    İşte, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) öyle bir Zât-ı Zülcelâlin şuûnâtını ve acaib-i san’atını ve âlem-i bekàda hazâin-i rahmetini görmüş, gelmiş, beşere söylemiş. İşte, beşer bu zâtı kemâl-i merak ve hayret ve muhabbetle dinlemezse, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmetle hareket ettiğini anlarsın.
    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
    1
    : bk. Buhârî, Menâkıbu’l-Ensar 42; Müslim, Îman 279, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Tefsîru Sûre (53)1; Nesâî, Salât 1, İftitâh 25; Müsned 1:387, 422.

    Lügatler :

    acaib-i san’at : san’at hârikalıkları
    adem : yokluk
    âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    bâki : sürekli, kalıcı
    beşer : insan
    derecât : dereceler
    fâni : gelip geçici, ölümlü
    firak-ı ebedî : sonsuz ayrılık
    hakkalyakin : bizzat yaşayarak elde edilen kesin bilgi
    harekât-ı zerrât : atomların hareketleri
    hazâin-i rahmet : Allah’ın rahmet hazineleri
    hengâm : zaman
    hilâf-ı akıl ve hikmet : akla ve hikmete aykırı
    idam-ı ebedî : sonsuz yok oluş
    ihsan : bağış, iyilik
    ins : insanlar
    kat’iyen : kesinlikle
    kemâl : mükemmellik
    kemâl-i merak : tam bir merak
    kıymet : değer
    kıymettar : kıymetli, değerli
    kurb-u şahane : padişaha yakınlık
    leziz : lezzetli
    mahkûm : hükümlü
    mevcudat : varlıklar
    Mirac : Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk
    muhabbet : sevgi
    mü’min : imanlı, Allah’a inanan
    müşahede etmek : görmek
    nisbeten : kıyasla, oranla
    perestiş : aşırı derece sevmek
    Rahmân-ı Zülcemâl : sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah
    rahmet : merhamet, şefkat
    rüyet-i cemâlullah : Allah’ın güzelliğini seyretme
    saadet-âver : mutluluk verici
    saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
    seyl-i zaman : zamanın akışı
    sürur : mutluluk, sevinç
    şuûnât : haller, işler, fiiller
    tarif etmek : anlatmak
    tezayüd etmek : artmak
    vaziyet-i mevhume-i canhıraşâne : yürek paralayıcı olarak farz edilen durum
    vücud : varlık
    zât-ı Ahmediye : Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti
    Zât-ı Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah
    zelzele-i zevâl ve firak : gelip geçicilik ve ayrılık sarsıntısı
    zîcemâl : güzellik sahibi
    zîihsan : bağış ve iyilik sahibi
    zîkemâl : kemâl ve olgunluk sahibi










































































































    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  3. #13
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 44 + 226


    Cevap: Sorularla Risale-i Nur Hizmeti-DERLEME-

    İnsanın fıtri vazifesi dua ile kulluktur
    11 Temmuz 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
    Şu meselenin binler delillerinden, yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o meseleye vâzıh bir delildir ve bir burhan-ı kàtıdır. Evet, insaniyet, iman ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir. Çünkü, hayvan, dünyaya geldiği vakit, adeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerâit-i hayatiyesini ve kâinatla olan münasebetini ve kavânîn-i hayatını öğrenir, meleke sahibi olur.
    İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder, yani ona ilham olunur.
    Demek, hayvanın vazife-i asliyesi, taallümle tekemmül etmek değildir; ve marifet kesbetmekle terakki etmek değildir; ve aczini göstermekle medet istemek, dua etmek değildir. Belki vazifesi, istidadına göre taammüldür, amel etmektir, ubûdiyet-i fiiliyedir.
    İnsan ise, dünyaya gelişinde, her şeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına cahil; hattâ yirmi senede tamamen şerâit-i hayatı öğrenemiyor. Belki âhir ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç, hem gayet âciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderilip, bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor. On beş senede ancak zarar ve menfaati fark eder; hayat-ı beşeriyenin muavenetiyle, ancak menfaatlerini celp ve zararlardan sakınabilir.
    Demek ki, insanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekemmüldür, dua ile ubûdiyettir. Yani, “Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nazeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?” bilmektir; ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dair Kàdıu’l-Hâcâta lisan-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.
    Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır. (Sözler 23. söz 4. Nokta)
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    acz : âcizlik, güçsüzlük
    âdâ : düşmanlar
    âhir : son
    âlem : dünya
    beliyyât : belalar
    celp : çekme
    cenah : kanat
    dua : Allah’a yalvarma
    esas-ı ubûdiyet : kulluğun esası, özü
    fakr : fakirlik, ihtiyaç hali
    giriftar : tutulmuş, yakalanmış
    hâcât : ihtiyaçlar
    hakîmâne : hikmetli biçimde
    hayat-ı beşeriye : insan hayatı
    iktidar-ı hayatiye : yaşama gücü
    iman-ı billâh : Allah’a iman
    istidad : kabiliyet, yetenek
    Kàdıu’l-Hâcât : bütün ihtiyaçları karşılayan Allah
    kerem : iyilik, ikram, cömertlik
    kesbetmek : kazanmak
    lisan-ı acz ve fakr : fakirlik ve acizlik dili
    makam-ı âlâ-yı ubûdiyet : Allah’a kulluğun yüce makamı
    marifet : geniş bilgi ve beceri
    marifetullah : Allah’ı bilme ve tanıma
    maruz : tesiri altında olan
    medet : yardım
    meleke-i ameliye : iş yapma mahareti, kabiliyeti
    menfaat : çıkar, yarar
    metâlib : istekler
    muavenet : yardım
    müptelâ : bağımlı, tutulmuş
    müşfikane : şefkatli bir şekilde
    nazeninâne : nazikçesine
    nihayetsiz : sonsuz
    suret : şekil
    şerâit-i hayat : hayat şartları
    taallüm : öğrenme
    taammül : amel etmek, hareket etmek
    tahsil etmek : öğrenmek
    tekemmül : mükemmelleşme, olgunlaşma
    terakki : ilerleme
    ubûdiyet-i fiiliye : fiilî ibadetler
    ulûm-u hakikiye : gerçek ilimler
    üssü’l-esas : temel esas
    vazife-i asliye : asıl vazife
    vazife-i asliye-i fıtriye : yaratılıştan gelen asıl vazife
    vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen görev
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

125, 134, 139, 157, 159, 160, 161, 164, 177, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 201, 206, 207, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, akıncı, alâkası, aldıkları, aleme, âlemleri, alimlerin, allah, alınmış, âmî, anarşilik, anlayan, anlıyoruz, aracı, araf, arınmış, asra, atmak, âyine, azlığı, ağzı, bahisleri, bahusus, bakmalı, bakmıyor, bakıyorum, baskısı, bayrak, bazısında, bağlantı, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, başlığını, beraberlik, berzahta, beşer, bildim, bilenlere, bilinen, bilinmez, bilmede, binaen, binaenaleyh, bir adam, birlik, bizleri, boşa, budur, buldum, bulunan, bulunmak, bütünlüğü, bırakmıyor, bıraktığı, çalışıyor, çalışıyorlar, çekerdi, cevaben, çoktur, cömertlik, cümlemizi, cümleyi, çürütme, damarı, dedikleri, dediler, dediğine, delalet, delildir, demişler, derece, desteklemek, devletinin, deyince, değilim, değiştirmek, dikkat, dikkatle, diyebilir, dünyadan, durarak, durdurma, düzenli, düğü, düşmanı, düşünüyorum, dışında, edenleri, edilirse, edin, ediyorlar, ediyorsun, ehemmiyetlidir, elzemdir, emirdağ, emrini, engeller, esasa, eseri, eserleri, etmektedirler, etmemesi, etmemiz, ettirsin, evladı, faziletler, fedaisi, felak, ferah, fikirlere, fikirleri, fikrini, firdevs, forumda, fütur, gaflete, galebe, gaybi, geçirmiş, gelmiş, gerginlik, getirip, gezer, gidip, giriniz, gitmez, gitmiş, gitti, gizlidir, gökte, göndermiş, görmeye, görünmek, görüyorum, görüşleri, güzelliği, gıdadır, haktan, halet, halka, hallere, hallerini, hapis, harflerinin, hattını, havuz, hazretlerini, herşeye, herşeyin, hissediyorum, hissettim, hitaben, hizmete, hizmetimizde, hizmetimize, hizmetteki, hocalara, hoşnud, hücum, ibarettir, içeren, iftiralarla, ihanet, ihracı, ihtilafı, ikincisi, ilerlerken, ilham, ilimle, ilişkisi, ilk, imaniyeden, imaniyeyi, isbat, isen, isimli, istediğini, istekleri, istidadlar, istikbaldeki, istirahatı, istiyorlar, itham, işaret, işlere, iştihar, iştirake, iştiyak, kabre, kabrimi, kahramanlarının, kainatta, kalbimde, kalblerine, kalmasını, kalsı, kamer, kanunları, karakol, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlerimin, katılma, kavramı, kendilerini, kendisinde, keyfini, kimsede, kitabını, komünist, konuşmak, konya, koruması, korunması, koyan, küfr, küfrü, kullanmayanlar, külliye, kur'an'daki, kurulan, kuvvetle, kuvvetlendirmek, kılınç, kırılacak, kısmen, kısmı, kısımlarını, kıyamete, kıymetini, lisanı, lütuf, lüzumu, mahkeme, manen, mağfiret, mağlub, mağlup, mecmuası, medarı, medrese, mekteblerde, mektubları, mektubundan, memlekete, menbaı, meselâ, meselede, meseledir, meselesine, meseleyi, mevcud, mevcudat, mevcut, meyletmek, meyvedir, meyvesini, meşrebimiz, mikdar, milleti, misafirhanesi, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhterem, mukayese, mükellefiz, mümkü, müslümana, müstehak, nasib, nasılki, nefret, neşretmek, nihayet, okumaktan, okuyabilecek, olan, olana, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, olsalar, omuzuna, onbeş, onlardan, oradan, orga, ötesindeki, öyledir, özellikle, öğreten, parçalar, peygamberlere, planı, rabbinin, rahatla, risale, risale-i, risale-i nur, risalesinde, risalesini, rivayette, rüyalar, saffı, sakı, sakınmak, sebebsiz, seciyesi, seddi, sekiz, semaniye, semeresi, senâ, seniye, sergilemek, servet, seviyesi, sizde, sizlere, söndürülmez, söylemiş, sözlerde, sürmek, sırra, sığı, taarruz, takdim, takdirde, takdiri, taksim, takvim, tamamıyla, tanımayan, tarihinden, tarikatta, tarîkı, tasavvur, taviz, taşları, tebdili, tenkid, terakki, terki, ters, teşhir, tokada, tokat, toplansa, tuğlaları, uhrevî, üstü, varlığının, varmıdır, vazifeli, vazifeni, vazifesidir, vehhabilik, verdiği, verildi, verilmiş, veyahut, yapması, yapıyorlar, yaradan, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazını, yerden, yimi, yönden, yorgunluk, yüzleri, ışık, zahmet, zannediyorlar, zelzele, zira, zülcelal, zulmü, şahiddir, şahsî, şahsiyetini, şakirdleri, şartları, şevk, şeye, şeylerle, şeytanı, şirk, şirkin, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222