Sayfa 3/12 İlkİlk 1234567 ... SonSon
111 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 463 + 32174


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    Sen olmasaydın, her türlü güce ve imkâna sâhip olduğu halde düşmanlarına bile beddua etmekten ve kahretmekten sakınarak;

    “Allah’ım, bu kavmi doğru yola ilet! Ben bunların soyundan mü’min bir neslin gelmesini diliyorum!”

    “Allah’ım, ümmetimi afvet, çünkü onlar bilmiyorlar!” diye kim duâ ederdi?
    Sen olmasaydın, bize kim afv ve müsâmaha ile muâmele etmeyi tavsiye ederdi? Senin şu mübârek kelâmın bu konuda ne kadar anlamlı;

    “Sana zulmedeni afvet, seninle ilgilenmeyen akrabana yardım et, sana kötülük yapana iyilikle mukabele eyle, aleyhine de olsa doğruyu söyle!”

    Sen olmasaydın; Allah’ın varlığından, birliğinden, sonsuz kudret ve azametinden, dünyamızı cennete dönüştüren yüce dînimizden ve her biri bize ayrı bir haz ve fayda veren ibâdetlerden nasıl haberdâr olabilirdik?

    Sen olmasaydın; inceliği, zerâfeti, tevâzûyu, güzel ahlâkı kim öğretir ve bu konuda bize kim örnek olabilirdi? Halbuki Sen, güzel ahlâkı yaşamak ve tamamlamak için gönderildin.

    Sen olmasaydın, gönlünü hüzün ve ümitsizlik kaplamış yetîmin başını kim okşar; onu kucaklayıp şefkatle bağrına kim basardı? Sen ise yetîmi dâima gözettin ve:

    “En güzel ev; içinde yetîme iyi muâmele edilen evdir. En kötü ev de, yetîme kötü muâmele edilen evdir.”buyurdun


    Salât-ü selâm Sana, ey âlemlerin varlık sebebi!

    Salât-ü selâm Sana, ey dünya ve âhiret hayatının kurtuluş vesîlesi
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  2. #22
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz



    İkinci Reşha'yı 19. Mektuba havale ederek Üçüncü Reşha'dan devam edelim...

    Bilgi

    ÜÇÜNCÜ REŞHA:

    Eğer istersen gel Asr-ı Saadet'e, Ceziret-ül Arab'a gideriz. Hayâlen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile mümtaz bir zâtı görüyoruz ki; elinde mu'ciznümâ bir kitab, lisanında hakaik-âşina bir hitab, bütün benî-Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor.

    Sırr-ı hilkat-ı âlem olan muamma-i acîbânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını fetih ve keşfederek, bütün mevcûdâttan sorulan, bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm olan "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?" suallerine mukni, makbul cevab verir.



    Anladıklarımızı paylaşalım inşallah...
    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  3. #23
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 126 + 5860


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    Alıntı Ukbaa Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    İkinci Reşha'yı 19. Mektuba havale ederek Üçüncü Reşha'dan devam edelim...

    Bilgi

    ÜÇÜNCÜ REŞHA:

    Eğer istersen gel Asr-ı Saadet'e, Ceziret-ül Arab'a gideriz. Hayâlen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile mümtaz bir zâtı görüyoruz ki; elinde mu'ciznümâ bir kitab, lisanında hakaik-âşina bir hitab, bütün benî-Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor.

    Sırr-ı hilkat-ı âlem olan muamma-i acîbânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını fetih ve keşfederek, bütün mevcûdâttan sorulan, bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm olan "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?" suallerine mukni, makbul cevab verir.



    Anladıklarımızı paylaşalım inşallah...
    Hayal alemi geniştir. Kendimizi orada bulabilmemiz mümkün.

    Eğer bizler merakımızı dindirmek istiyor ve hayata geliş gayemizi öğrenmek istiyorsak; yapabileceğimiz tek bir şey vardır, oda; "Habibim sen olmasaydın kainatı yaratmazdım" kudsi hadisine mazhar olan Efendimiz a.s.v'ın hayatını ve sünnetini ve hadislerini keşfetmekten geçmektedir.

    Evet O a.s.v efendimiz gelmeden önce kızlarını diri diri gömen vahşi bir toplum onun dersi ile harika bir topluma nasıl dönüşdüyse bizde o dersi öğrenmemiz gerekmektedir.
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  4. #24
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2010
    Nereden Yer
    afyon
    Mesajlar Mesajlar
    750
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 4350


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    kardeşlerden bir ricam olacak : Yazıların büyüklüğünü artırırlarsa daha iyi olacak.küçük
    yazıları okurken göz yoruluyor.

    1.syf dan bilhassa akna ,abdullah ve memlük kardeş başta olmak üzere bütün kardeşlerden ALLAH razı olsun. Çok güzel ve Öz açiklamalar mevcut.
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Nereden Yer
    KASTAMONU İSLAMİ HARP CİHAD MÜCADELE TEŞKİLATI KARARGAHINDAN....
    Mesajlar Mesajlar
    4.088
    Blog Blog Girişleri
    734
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 310 + 10696


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    eyvallah çok iyi açıklamalar olmuş..
    Yazar : Risale Forum
    [ img ]http://img25.imageshack.us/img25/184...lhareketli.gif[ img ]
    "Nurlar karanlıkları boğana dek bu davamız sürecek"TİR.İnsan zulmeder kader adalet eder.

  6. #26
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 199 + 11450


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    ÜÇÜNCÜ REŞHA:

    Eğer istersen gel Asr-ı Saadet'e, Ceziret-ül Arab'a (ARAP YARIMADASINA)gideriz.

    Hayâlen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz.

    İşte bak: Hüsn-ü sîret(GÜZEL AHLAKLI) ve cemâl-i sûret(GÜZEL YÜZÜ) ile mümtaz(ÜSTÜN,SEÇKİN) bir zâtı görüyoruz ki;

    elinde mu'ciznümâ(MUCİZE GÖSTEREN) bir kitab(KUR ANI KERİM), lisanında(DİLİNDE) hakaik-âşina(HAKİKATLARI AÇIKLAYAN) bir hitab,

    bütün benî-Âdeme(ADEM OĞULLARINA), belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdata(VARLIKLARA) karşı bir hutbe-i ezeliyeyi(EZELİ HUTBEYİ YANİ KURANI KERİMİ) tebliğ ediyor.

    Sırr-ı hilkat-ı âlem(ALEMİN YARATILIŞININ SIRRI) olan muamma-i acîbânesini (ACİP ANLAŞILMAZLIĞINI) hal ve şerh edip(AÇIKLAYIP) ve sırr-ı kâinat(KAİNATIN SIRRI) olan tılsım-ı muğlâkını (ANLAŞILMAZ GİZLİ SIRRINI) fetih(AÇARAK) ve keşfederek, bütün mevcûdâttan sorulan, bütün ukûlü (AKILLARI) hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm(BÜYÜK SORU) olan

    "Necisin?

    Nereden geliyorsun?

    Nereye gidiyorsun?" suallerine mukni(İKNA EDİCİ), makbul cevab verir.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 199 + 11450


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    Alıntı ademyakup Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    ÜÇÜNCÜ REŞHA:

    Eğer istersen gel Asr-ı Saadet'e, Ceziret-ül Arab'a (ARAP YARIMADASINA)gideriz.

    Hayâlen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz.

    İşte bak: Hüsn-ü sîret(GÜZEL AHLAKLI) ve cemâl-i sûret(GÜZEL YÜZÜ) ile mümtaz(ÜSTÜN,SEÇKİN) bir zâtı görüyoruz ki;

    elinde mu'ciznümâ(MUCİZE GÖSTEREN) bir kitab(KUR ANI KERİM), lisanında(DİLİNDE) hakaik-âşina(HAKİKATLARI AÇIKLAYAN) bir hitab,

    bütün benî-Âdeme(ADEM OĞULLARINA), belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdata(VARLIKLARA) karşı bir hutbe-i ezeliyeyi(EZELİ HUTBEYİ YANİ KURANI KERİMİ) tebliğ ediyor.

    Sırr-ı hilkat-ı âlem(ALEMİN YARATILIŞININ SIRRI) olan muamma-i acîbânesini (ACİP ANLAŞILMAZLIĞINI) hal ve şerh edip(AÇIKLAYIP) ve sırr-ı kâinat(KAİNATIN SIRRI) olan tılsım-ı muğlâkını (ANLAŞILMAZ GİZLİ SIRRINI) fetih(AÇARAK) ve keşfederek, bütün mevcûdâttan sorulan, bütün ukûlü (AKILLARI) hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm(BÜYÜK SORU) olan

    "Necisin?

    Nereden geliyorsun?

    Nereye gidiyorsun?" suallerine mukni(İKNA EDİCİ), makbul cevab verir.
    Hikmet: "Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?

    Bu suale, beni adem(ADEM OĞULLARI) namına, emsali olan(BENZERİ) büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabi Aleyhissalatü Vesselam, nev-i beşere(BÜTÜN İNSANLARA) vekaleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:
    "Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelinin kudretiyle, yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık alemine çıkarılan mahluklardır.

    Sultan-ı Ezeli, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı(BÜYÜK EMANETİ-30.SÖZE BAKILABİLİR ENE BAHSİ)) bize vermiştir.

    Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye(EBEDİ SAADETE,CENNET HAYATINA) müteveccihen(YÖNELMİŞ OLARAK-GEREKLİ ÇALIŞMALARI YAPARAK) hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re'sü'l-malımız(SERMAYEMİZ ,ANAPARAMIZ YANİ EBEDİ SAADETİ KAZANMAK İÇİN BİZE VERİLEN SERMAYE) olan istidatlarımızı (KABİLİYETLERİMİZİ) nemalandırmaktır(OLGUNLAŞTIRIP KEMALAT ARŞINA ÇIKMAKLA HAKİKİ MÜMİN OLMAKTIR).

    Ve şu azim insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezeliden risalet(PEYGAMBERLİK) vazifesiyle gelip riyaset eden(REİSLİK EDEN) benim. İşte o Sultan-ı Ezelinin risalet beratı olarak bana verdiği Kur'an-ı Azimüşşan elimdedir. Şüphen varsa al, oku!"

    İŞARETÜL İCAZ KİTABINDAN BAŞ TARAFINDA VAR.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  8. #28
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2010
    Nereden Yer
    afyon
    Mesajlar Mesajlar
    750
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 4350


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    Vilâdetin, insanlığın da vilâdeti oldu. Dost-düşman herkes doğrularını, yanlışlarını Senin neşrettiğin nur sayesinde görüp değerlendirme imkânını elde etti; etti ve belli ölçüde de olsa itmi'nâna ulaştı. Biz hepimiz, gönüllerimizde hissettiğimiz Cennet'i ve ondaki ebedî saadeti, ancak Senin o semavî beyanın vasıtasıyla doğru anlayıp doğru duyabildik; duyabildik ve o füsunlu beyan çağlayanın sayesinde Hak muradını anlama ufkuna yöneldik.

    Eğer bugün şöyle böyle gözlerimiz Hakk'ı takdis ve takdirle açılıp kapanıyor ve gönüllerimiz vuslat heyecanıyla çarpıyorsa, bu yüksek duygu ve düşünceleri tetikleyen Sensin.. Sensin bize gerçek insan olma zirvelerini gösteren, ruhlarımıza sevda korları saçarak bize aşk u vuslat neşvesini birden tattıran; tattırıp iklimine saygıyla yönelenlere hakikî var olma sırrını duyuran.. dahası, milyonlarca, milyarlarca insanın takrîr, takdîr ve tasvîbini arkasına alarak, insaflı ruhlara bir kısım sâbiteler vererek herkese kendi olarak kalma yollarını gösteren.

    Senin sayende mâneviyâta ve sevgiye uyanan gönüller, sanki sadece sevgi ve saygı solukluyormuşçasına ruhlarından yükselen ulvî sesler ve insanî enginliklerini dillendiren sözlerle asırlar ve asırlar boyu insanî değerlerin yanıltmayan temsilcileri oldular. Büyük çoğunluğu itibarıyla insanlık âlemi, onların seslerinde ve sözlerinde, o güne kadar keşfedemediği vicdanının heyecanlarını duydu ve kendi iç derinliğine muttali oldu. Evet, Senin sayende birbirinden oldukça farklı görünen bütün insanlar, hatta bir mânâda cinler ve ruhanîler, o zamana dek bir türlü hissedemedikleri, hissedip söyleyemedikleri, söylemeye muvaffak olup da yerli yerince dillendiremedikleri her şeyi seslendirebiliyor ve büyük ölçüde pek çok problemi çözebiliyordu...

    Sen, –gönüllerimiz tahtın– dünyayı şereflendirdiğin andan itibaren insanoğlunun "ahsen-i takvîm" remziyle ifade edilen mânâ ve mahiyet derinliğindeki esrarı deşifre ederek dilleri çözdün; saksağanlara bülbül olma âdâbını öğrettin ve dost-düşman hemen herkeste farklı zâviyelerden de olsa kendilerini iç derinlikleriyle duyup ifade etme düşüncesini uyardın. Evrensel insanî müştereklerin ortaya çıkmasını sağlayarak binlerce yorumu ve anlayışı bir potada mezcedip, bir ruh etrafında toplayıp herkese kendi gönül ufkundan pek çok şeyler duyurdun. Bu sayede topyekün insanlık, hatta cinler ve ruhanîler Senin mesajından süzülen öz ve mânâlarla, kalıplaşmış anlayışlardan sıyrılarak bir değişimler vetîresine giriverdi. Herkes farkına varsın varmasın, büyük çoğunluğu itibarıyla insanlık, Senin ortaya koyduğun iman sistemi ve gösterdiğin insanî hedefler sayesinde pek çok yenilikler gerçekleştirdi ve pek çok başarıya imza attı.

    Senin insanlık ufkunda tulû edeceğin güne kadar her yer karanlıktı; herkes yokluk vahşetiyle tir tir titriyordu ve üst üste çözüm bekleyen problemlerle de tedirgindi. Senin, bütün problemleri çözen, bütün ihtiyaçlara cevap veren ve bütün emelleri gerçekleştirme vaadiyle içlere inşirah salan mesajınla bir anda ruhlar ümitle şahlandı. Yeisle kıvranan gönüllerde ümit esintileri duyulmaya başladı ve her yanda teselli nağmeleri yankılandı. Öyle ki, artık her tarafta bir meltem tesiriyle duyulan bu sihirli nağmeler, mağmum gönüllere sürekli saadet vaad ediyor; hep sevmek ve sevilmekten dem vuruyor; sönmüş gibi görünen insanî alâka ve irtibatları canlandırıyor, aşk u muhabbeti körüklüyor; asırlardan beri sinelerde uyuyagelen yüksek insanî duyguları uyarıp harekete geçiriyor ve bütün insanları bir kere daha kendi iç derinlikleriyle buluşturarak onları kendi kadirlerini takdir etmeye yönlendiriyordu.

    Senin o içten ve samimî solukların, sevgiye, ümide, mutluluğa susamış gönülleri canlandırıyor; mesajını saygıyla karşılayan teşne sinelerde kudsî bir heyecan meydana getiriyor, yüksek ruhları, Hakk'a kulluk hummasıyla ciddî mi ciddî tecessüslere, tefahhuslara sevk ediyor ve aydınlık arayan dimağların yürüdüğü yollarda par par parlıyordu.

    Sen hemen her zaman herhangi bir bent ve engel tanımayan o müthiş imanın, azmin, cesaretin, kararlılığın ve arkana aldığın vefalı arkadaşlarınla bütün insanlığa sesini duyurma gibi seviyeler üstü ve aşkın emeller peşinde olmuştun. Öyle ki, hayat-ı seniyyenin hemen her faslında, şahsî imkân ve iktidarının çok çok üstünde bütün insanlığı ebedî saadete erdirme niyet ve cehdiyle hep soluk soluğa yaşadın ve o engin vefa ve sadakatin adına hiç mi hiç duraksamadın; duraksayamazdın da, zira Sen bütün insanî rüyaların gerçekleşmesi, çalışıp çabalamaların bir değer ifade etmesi, ebediyete teşne ruhların arzularının yerine getirilmesi mesajıyla gelmiştin. İnsanlığın kalbî, ruhî ve bedenî ihtiyaçlarının karşılanması, sevme-sevilme hülyalarının gerçekleşmesi, burada ve ötede mutlu olma emellerinin tahakkuk ettirilmesi vaadi, Senin mesajının önemli bir derinliğini teşkil ediyordu.. ve Sen bu hususlarda kararlıydın.

    Mesajın evrenseldi ve hemen herkes duyup değerlendirdiği ölçüde onu kendi gönlünün hususî iklimine olabildiğine uygun buluyordu. O, özündeki tabiîliği, ihtiva ettiği teşriî emirlerin tekvînî kurallara uygun olması, kalb, ruh ve aklın birleşik noktasında bu letâife muvâfık bir hâl alması ve bunların hepsine ait bir şive hâline gelmesi sâyesinde, her vicdan onu fıtratına uygun buluyor ve onun aydınlık ikliminde varlığın sırlarına daha bir derince muttali oluyordu. Evet, Senden duyduğumuz, tavır ve davranışlarında okuduğumuz her şey, kaynağı onca müteâl olmasına rağmen, bizim kavrayıp zevk edeceğimiz, anlayıp yorumlayacağımız çerçevede tenezzül dalga boyuyla her zaman bizi kucakladı, hissiyatımızı okşayıverdi; gönül iklimimizde yetişmiş gibi yakınlığını bütün benliğimize duyurdu ve sinelerimizin bir yanından fışkırıyormuşçasına sıcaklığını hep hissettirdi. Mahiyet-i insaniyemizi kucakladı, gözlerimizin içine baktı, tat ve şivesiyle bizi tepeden tırnağa mest ederek âdeta büyüledi. Bunlar, Senin hususiyetlerindi ve bu konuda Sen bînazîrdin.

    İnsanlar arasında özel karakterlerin ve hususî kültürlerin üstünde, hiç kimseye ters düşmeyecek şekilde fâik, hatta müteâl bir üslupla herkese seslenebilen, seslenip müstaid ruhları tesir altına alan ve kendine mahsus remizlerle, işaretlerle, îmalarla, sınırlı ifadeleri katlayıp muzaaflaştıran, daha derinleştirip birer mük'ap beyan hâline getiren Sen, arkadan gelenlere eşya ve hâdiselerin sihirli kapılarını araladın, hatta bazılarına o kapıları ardına kadar açtın ve inanan gönüllere ötelerin erişilmez neşvesini duyurdun. Hâlâ ruhlarımızda mahremiyetlerini koruyarak mahfuz bulunan semavî armağanların, çağın gereklerine göre bir kısım yeni açılımlarla her seslendirilişinde Seni bir kere, bin kere daha yâd ediyor, –tahtın sinelerimizin en mûtenâ tepesi– huzur-u mehâbetinde saygıyla iki büklüm oluyoruz. Bu Senin hakkın, sineleri vefa hisleriyle çarpan kapıkullarının da vazifesidir.

    Sen, Yüce Yaratıcı'nın bütün kâinatlara eşi-menendi bulunmayan bir armağanısın; mesajın ve öğretilerin de O'nun emanetidir. Bunu böyle bilenler, Seni her zaman canlarından aziz saydı ve ömür boyu Sana karşı hep medyuniyet solukladılar; solukladı ve vefalarının karşılığını da kat kat buldular.

    Ama bir gün geldi, nereden çıktıkları belli olmayan, bilmem hangi kültürün çocuğu bir kısım densizler, kalblerindeki küfrü telaffuz etmeye durdu ve Sana sataşmaya başladılar: Zâtına –yüz bin defa hâşâ– "bede..", öteler ötesinin sesi soluğu kutlu mesajına "çöl ka...." ve, Seni dar bir zaman dilimine hapsederek "o güne ve o kavme aitti" deme küstahlığında bulundular; cesaretlendirdiler kinle nefretle köpüren bir dünyayı.. kapı araladılar saygısızca karikatürlere ve küstahça resimlere. Sen, kendi dünyanın vefasızlığıyla, hasım bir cephenin saldırısına birden maruz kalmıştın. Atalarımızın mübeccel gayreti mahfuz, milletçe Seni anlatamamıştık. Şimdilerde küfür ve küfranın Senin dünyanda tetiklendiğini düşündükçe kendi kendimize hayıflanıyor, "Meğer ne kadar da vefasız insanlarmışız!" diye mırıldanıyoruz.

    Her şeye rağmen, ruh ve mânâ kökleri sağlam; genlerinde atalarının safveti; suyu, toprağı, havası yeni bir gül devrine açık bu dünyanın er-geç dönüp-dolaşıp Senin şefkat ve merhamet ikliminde yeni bir "ba'sü ba'del mevt"e ereceğinde şüphem yok. Daha şimdiden, binler-yüz binler, böyle bir "eşref saat" beklentisiyle nefes alıp veriyorlar.

    Ne benim ne de başkalarının Senden af dilemeye yüzümüz yok; ama kereminin enginliğinde de hiç şüpheye düşmedik. Ufkumuzun karardığı, her yanı hazanın sardığı, yolların yıkılıp köprülerin harap olduğu durumlarda bile gözlerimiz izlerini takipten hiçbir zaman dûr olmadı.
    "Azîzim, rehberim, pîrim, efendim, şem'-i tâbânım
    Ziya-i himmetimdir her iki âlemde devrânım
    Benimle müttefiktir bu recâda cümle ihvanım."
    (Ketencizâde)
    deyip Sana karşı vefa ve sadakatimizi seslendirmeye çalıştık. Eksiğimiz, kusurumuz hadsizdi; ama yine de Senin engin müsamahan yanında deryada damla kalırdı. Öyle ise gel;

    Kerem kıl, kesme Sultanım keremin bînevâlerden,
    Keremkâne yakışır mı kerem kesmek gedâlerden!..
    (M. Lütfî)
    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 199 + 11450


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    zâtında gâyet Kemâldeki ahlâk-ı hamîdesini (OLGUNLUK DERECESİNDE ÖVÜLMÜŞ,TAKDİR EDİLMİŞ AHLAKI-oNUN AHLAKI KURAN AHLAKI İDİ DİYOR AİŞE ANNEMİZ.EBU CEHİL BİLE O (A.S.M.) YALAN SÖYLEMİYOR DİYOR.EL EMİN DİYORLAR ONA(S.A.V). MEKKENİN AZGIN REİSLERİ BİLE ONA MALLARINI EMANET ETMİŞLERDİ.ÇÜNKÜ O EMİN İDİ.TÜM ALEM ŞAHİD BUNA)

    ve vazifesinde nihayet(SONSUZ) hüsnündeki (GÜZELLİĞİNDEKİ) secâya-yı galiyesini(YÜKSEK HUYLARI,KİMSEDEN KORKMAMASI,TEK BAŞIYLA BÜTÜN DÜNYAYA MEYDAN OKUMASI) ve kemâl-i emniyetini (EL EMİN OLMASI) ve kuvvet-i îmânını (TÜM DÜNYAYA MEYDAN OKUMASI TEK BAŞIYLA)ve gâyet itminanını (KENDİNDEN EMİN OLARAK)ve nihayet vüsûkunu(SAĞLAMLIĞINI) gösteren fevkalâde takvâsı,

    fevkalâde ubûdiyeti(KULLUĞU,GECE BİR REKATTA BAKARA SÜRESİNİ,ALİ, İMRAN SÜRESİ,NİSA SÜRESİNİ OKUYUP RÜKUA GİTMESİ,ALLAHA EN ÇOK KULLUK EDEN OLMASI,EN ÇOK KURAN OKUYAN,KURANI TEFSİR EDEN OLMASI),
    fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metâneti(SAĞLAMLIĞI,DAVADAN VAZGEÇMEMESİ,BİR ELİNE AY'I ,BİR ELİNE GÜNEŞİ VERSELER DAVADAN VAZGEÇMİYEREK SAĞLAM DURMASI);

    dâvâsında nihayet (SONSUZ) derecede sâdık(BAĞLI) olduğunu güneş gibi âşikâre(AÇIKÇA) gösteriyor.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  10. #30
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 199 + 11450


    Cevap: Risale Analizi: Kainatın Efendisini (asm) Okuyoruz

    B. Cahiliye O'nu "Emîn" Tanımıştı
    Mekkeli O'na mücerret adıyla değil, ismine "el-Emîn" sıfatını ekliyor ve öyle hitap ediyordu.. evet, O bu sıfatıyla meşhurdu. Ne mutlu bizlere ki, bizler de sabah akşam söylenmesi müstahsen olan bir virdde O'nu böyle anıyor ve لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ اْلأَمِينُ diyoruz.
    Kâbe tamir edilmiş ve Hacerü'l-Esved'in (Biz Es'ad: Mutlu Taş diyelim) tekrar eski yerine konulması büyük bir mesele hâline gelmişti. Kabileler kılıçlarını yarıya kadar sıyırmış ve herkes bu şerefin kendine ait olmasını istiyordu. Sonunda şöyle bir karara vardılar. Kâbe'ye ilk girenin hakemliğini kabul edeceklerdir. Herkes merakla bekliyordu.. ve tabiî, Allah Resûlü'nün hiçbir şeyden haberi yoktu. O'nun dosta-düşmana güven telkin eden gül yüzü görününce, oradakiler sevinçlerinden havaya zıplayıp "Emîn" geliyor, dediler ve O'nun hükmüne kayıtsız şartsız razı olacaklarını söylediler...[15]
    Zira O'na güvenleri tamdı. Allah Resûlü o gün henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti ama herkesin itimat edeceği bir insandı ve bir peygambere ait bütün vasıfları üzerinde taşıyordu.
    Evet, fazilet odur ki, düşmanlar dahi kabul ve tasdik etsin. İşte, –o güne göre– Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en azılı düşmanı Ebû Süfyan'ın, O'nun doğruluğunu tasdiki:
    Allah Resûlü etraftaki hükümdarlara nâmeler gönderiyordu. Bu mektuplardan birini de, Roma imparatoru Hirakl'e (Hiraklius) göndermişti. Hirakl, mektubu baştan sona okudu. O sırada Şam bölgesinde bulunan Ebû Süfyan'ı çağırttı ve aralarında şu şekilde bir muhavere cereyan etti:
    – O'na daha ziyade ittiba edenler kimlerdir, zenginler mi fakirler mi?
    – Fakirler.
    – Hiç O'na inananlardan dönenler oldu mu?
    – Şimdiye kadar hayır.
    – Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?
    – Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.
    – Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?
    – Hayır, O'nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.
    Ve işte mektubun tesirinden sonra, henüz Müslümanların en amansız düşmanı olan Ebû Süfyan'dan aldığı bu cevaplarla çarpılan Hirakl, kendini tutamayarak şöyle dedi:
    – Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah'a karşı yalan söylemesi düşünülemez.[16]
    Sadece mevzumuzla alâkalı yönünü aktarmak için çok kısa temas ettiğimiz bu hâdisede, Allah Resûlü'nün doğruluğuna iki delil vardır. Birincisi, Bizans İmparatoru Hirakl'dir ki, yukarıda kaydettiğimiz sözü söylemiştir. İkincisi ise, o gün için henüz İslâm'la şereflenmemiş Ebû Süfyan'ın verdiği cevaptır ki, Allah Resûlü'nün doğruluğunu kabullenip tasdik etmiştir. Ne var ki, Hirakl, makam ve mansıp sevdasını aşıp, ayağının dibine kadar gelmiş bir hakikî ve ebedî mülkü elde edememiş; Müslüman olup bahtiyarlar zümresine girememişti. Buna rağmen Allah Resûlü'nün risaletini kabul edip saygılı davranması, onun namına bir basiret jesti, bizim hesabımıza da sevindirici bir itiraf olmuştur.. Resûlullah'ın sıdk u sadakatini itiraf.
    Esasen, Hirakl'in söyledikleri çok derindir. Evet, kırk yaşına kadar sıradan insanlara karşı dahi, şakacıktan olsun yalan söylemeyen bir insan, ölüm koridoruna girdiği bir devrede, hem de Allah'a karşı yalan söylemesi nasıl mümkün görülebilir ki..?
    Yâsir henüz Müslüman olmamıştı. Oğlu Ammar'a nereye gittiğini sordu. Ammar: Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına.
    Bu cevap Yâsir'e yetmişti.
    – O emin bir insandır. Mekkeli O'nu böyle tanır. Eğer O, peygamber olduğunu söylüyorsa doğrudur. Çünkü O'nun yalan söylediğini kimse duymamıştır...
    Bu sözler, bu kabullenmeler, sadece birkaç kişiye mahsus değildi.. ışık çağı ve ona takaddüm eden yıllarda, O'nu tanıyan hemen herkes, hem de ittifakla O'nun doğruluğunu tasdik ediyordu.(sonsuz nur)
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

Sayfa 3/12 İlkİlk 1234567 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 104, 105, 106, 108, 112, 118, 124, 125, 127, 140, 143, 148, 149, 151, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 166, 167, 176, 184, 192, 198, 592, 627, 827, acip, adaletli, adedince, adi, adıyla, aklı, alanında, aldatmaz, aldıkları, aleme, alemle, âlemleri, aleyhisselâ, amerikalı, andan, anlamıyorlar, anlatımı, anlıyoruz, araf, arapçası, arz, asi, atan, aya, aynen, bab, bahusus, bakımında, barışı, bağışıklık, başlarında, başıboş, başındaki, bedüzzaman, beşer, bilimi, bilimin, bilinen, bilmesi, bilmüşahede, binaenaleyh, bir adam, birebir, birlik, bitti, bizleri, bizzat, books, boşa, budur, bulamaz, bulunmak, buna, bütün, çalışıyor, çağırdı, çoktur, cümlemizi, cümleyi, çıkarılan, dadır, daire, davranışları, davul, dağlar, dedikleri, dediler, delildir, demişler, derece, deyince, değildi, değişmekte, dikkatle, dile, dileyen, diyebilirim, diyorsunuz, diyoruz, dizginini, diş, doğruları, durarak, duruma, duyan, düğü, düşmanı, düşünüyor, düşünüyorum, dış, eceli, edenleri, edilirse, edilsin, ediyorlar, efendisi, efendisini, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emrini, engeller, etmektedirler, etmekteyiz, etmişsin, ettiklerini, ettiğimiz, evladı, fakirler, faktörler, fazilet, felsefecileri, fussilet, gaflete, gazabı, geçirmiş, geçmesi, geliyor, gelmiş, gerçeğini, gerekiyor, getirip, gidip, gidiyorsunuz, gitmiş, gitti, göbeğinde, gökte, gökteki, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görmeye, görmeyi, görünmek, görüyorum, gümüş, günahını, güzelliklerinden, güzelliği, hakikatine, hakikatlı, hakkaniyeti, haktan, halka, hâlıkını, hapis, harap, hatası, hazreti, haşirde, herbir, herşeyin, hilkat, hodbin, hıristiyan, hz ali, ihata, ilimle, imanla, inancı, inna, insanin, insanlığı, isimli, istediğini, istemeye, iyilikle, izale, işaret, işiniz, işlevi, işlevleri, iştir, jpg, kafasını, kainat, kainatta, kalacak, kalmamış, kamer, karanlıklarında, kardeşi, kardeşleri, kardeşlerimizi, kardeştirler, karışması, kavme, kaybedecek, kayı, kebiri, kebirin, kemik, kendilerini, kendisinde, kesiş, kimsede, kitabı, kitabını, komşuluk, konuşmak, konuşmuş, koyan, kübrayı, kudüs, küfrü, kur, kuvvetle, kısmı, kıyamete, kıyası, lâfza, lam, lâübali, lisanı, mahlukat, mahşere, manevra, mecbur, memlekete, meselâ, meselede, metre, mevcudat, mevcut, meyvesini, misafirhanesi, misli, muhakkak, muhammediyenin, müjdeyi, mümkü, müstaid, müttefik, müş, nasib, nasıl, nasılki, nefret, nihayet, niyetle, nüfuz, olan, olduk, öldürmeye, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmadığı, olmak, olmamak, olmayı, onlardan, oradan, oralarda, orga, ötelere, özellikle, özgü, öğreten, peygamberdir, peygamberlere, planı, protein, rabbimizle, risalesinde, risaleti, rububiyeti, rumuzatı, rüyalar, saadetine, sabahı, sahibidir, sakı, sayılan, semavattan, seviyesi, sevsin, sistemini, sizde, sor, sordukları, sorumludur, söylemez, söylemiş, söyleyerek, söylüyorum, süfyan, süre, süreyyâ, surlar, sürü, süzme, süzülen, sığı, tahrifat, tahrip, takdimi, takdirde, takvasını, tamir, tanımayan, tasdike, tavır, taşları, tedirgin, teli, ters, teşhir, topluma, ufkunu, ülkesinin, ümitsizlik, umma, umum, üstü, uyum, üzerlerinden, vazifesidir, verdiği, verildi, verilmiş, vermişler, veyahut, yapması, yaradan, yaratanı, yaratılanlar, yarım, yasağı, yaygın, yayı, yayınlanan, yaşıyoruz, yerden, yetimler, yolcusu, yönden, yükseliş, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zakir, zamanları, zira, zulmü, şahsen, şahsî, şevk, şeye, şeylerle, şuada

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222