Sayfa 2/9 İlkİlk 123456 ... SonSon
87 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    Adamın biri her zaman gittiği berbere tıraş olmaya gitti.bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı...

    Berber: " Bak adamım, ben senin sÖylediğin gibi Allah´ın varlığına inanmıyorum."

    Adam: " Peki neden bÖyle düşünüyorsun?"

    Berber: " Bunu açıklamak çok kolay. Bunu gÖrmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana sÖyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı çekmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum..."

    Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber isini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gÖrdü. Adam bu kadar dağınık gÖründüğüne gÖre belli ki tıraş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berber dükkanına geri dÖndü.

    Adam: " Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok"

    Berber: " Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim."

    Adam: " Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı."

    Berber: " Hımmm... Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?"

    Adam: " Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, o ne yapabilir ki? işte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!"
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller




    kardeşlerim Bir hadîs-i şerîfte meâlen şöyle buyurulur:

    "Allah'ın varlığını, birliğini anlamak için göklere bakın, yere bakın, kendi nefsinize bakın ve bütün bunların yaratılışındaki akıllara hayret veren incelikleri, bunların kendilerinden olamıyacağını düşünün. Çünkü bunlar, Allah'ın varlık ve birliğini gösteren alâmetlerdir. Fakat Allah'ın zâtını, mâhiyetini düşünmeyin. 'Allah acaba şöyle midir, böyle midir? O'nun görmesi, işitmesi nasıldır?' diye düşünmeye kalkışmayın. Zira buna kudretiniz yetmez. Ne kadar çalışsanız da bunu hakkıyla bilemezsiniz, idrâk edemezsiniz. Şaşırırsınız. Bilgi ve görgü ölçüleriniz buna yetmez."


    Mehmed Kırkıncı bu hususu şu şekilde izah etmektedir:

    "Bir insanın mağarada büyüyüp hiç ışık yüzü görmediğini ve kendisinin bir gün sabahın erken saatlerinde ve daha güneş doğmadan dünya yüzüne çıkarıldığını farzediniz. Her tarafı dolduran ışıktan derhal gözleri kamaşan bu şahsa, bu ışığın bir güneşten geldiği söylense o adam güneşi ziyadesiyle merak edecek ve onu tanımaya çalışacaktır.

    Şimdi bu adamın, hayâlinde nasıl canlandırırsa canlandırsın, güneşi kat'iyyen anlayamayacağı ve her defasında güneş yerine başka şeyler tahayyül edeceği âşikârdır. Çünkü, güneşi etrafında gördüğü şeylere kıyas edeceğinden yapacağı her kıyas yanlış olacak ve isabet kaydetmiyecektir.

    Güneşe inanmak o adam için îmanın bir rüknü olsa, o, güneşi her nasıl tasavvur ederse etsin her hâlükârda şirke düşecektir. Onun yapacağı tek şey, bu ışığın bir güneşten geldiğini ve fakat o güneşin mahiyetini bilemeyeceğini idrâk etmektir. Zaten ondan istenen îman da bundan ibarettir.

    Temsildeki adamın güneşi anlayamaması gibi, her bir insan da kendi beden memleketini idare eden ve ruh denilen sultanın mahiyetini bilememektedir. Bizler, bedenimizin ruhla kaim olduğunu, onun bu bedenden ayrılması hâlinde bu binanın yıkılacağını ve o sultanın göz penceresiyle bu âlemi seyrettiğini, kulak cihazıyla sesler âlemini temaşa ettiğini, dil terazisiyle de bütün tadları tarttığını... bildiğimiz hâlde, ruhun mâhiyetini bilemiyoruz. Onun mâhiyeti hakkında her ne söylesek, hilâf-ı hakikat olacağı gibi, ruhun zâtını her ne tarzda tahayyül veya tasavvur etsek onun hakkında yanlışlığa düşmüş olacağız.

    İşte, görmediği bir güneşin zâtını anlamaktan âciz ve kendi ruhunun mâhiyetini bilmekten eli kısa olan insanın, zaman ve mekândan münezzeh, umum âlemlerin Hâlik-ı Zülcelâlini ve Mâlik-i Zülkemâlini (hâşâ) zâtiyle anlamaya çalışması, ne derece büyük bir dalâlet dîvâneliğidir ve insanı başaşağı şirke yuvarlayan bir düşünce sapıklığıdır, kıyâs ediniz." (Hikmet Pırıltıları)
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    Devamı var..Arkası yarın..
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    Allâh’ı İnkâr Eden Adamın Kıssası

    Allâh’ı inkâr eden adamın biri halifeye gelerek şöyle dedi: ” Bu zamanın âlimleri, bu kainatın bir yaratıcısı olduğunu söylüyorlar. Ben de onlara bu kâinatın yaratıcısı olmadığını ispat etmeye hazırım.” Halife büyük bir âlime haber gönderip bu inkârcı adamla insanların önünde mücadele etmesini söyledi. Mücadele vakti gelince âlim bilerek ve kasıtlı biraz geciktikten sonra geldi. Orada âlimler ve büyük insanlar da toplanmıştı. İnkârcı, âlime “niçin geciktin” dedi. Âlim ” Bende çok acayip bir iş oldu. Evim Dicle Nehri’nin karşı yakasındadır. Nehri geçip tam geleceğim sırada eski bir gemi gördüm. Parçaları dağılıp kırıldıktan sonra yeniden parçaları birleşip kendiliğinden ustası, marangozu olmadan çakıldı. Yepyeni sağlam bir gemi oldu. Ben de o gemiye binip buraya geldim. Ondan geciktim” dedi.

    İnkarcı: “Ey insanlar! Âliminizin söylediğine bakın, bundan daha yalan bir söz duydunuz mu? Gemi ustası, marangozu olmadan kendi kendine olur mu? Bu apaçık bir yalandır” dedi. Âlim adama şöyle cevap verdi: “Ey kâfir! Bir geminin ustasız ve marangozsuz olacağına akıl erdiremiyorsun da nasıl bu âlemin yaratıcısız meydana geldiğini söylüyorsun.” Adam sustu , delil aleyhine oldu. Halife de onun bozuk ve kötü itikadından dolayı onu cezalandırdı
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller



    ÜSTADIMA GÖRE İSBÂT-I VÂCİB

    Lügatte burhan, delil, beyan, sübut, karar kılma, yerleşme gibi manalara gelen isbat, terim olarak, bir düşüncenin doğrulugunu veya yanlışlığını ortaya koymaya yönelik akil yürütme sürecine denilmektedir. Vâcib ise; zâtı varlığını gerektiren, vücudu zâtının muktezası olan, yokluğu aklen mümkin olmayan mâlumdur.

    Bu öncüllerden hareketle isbât-ı vâcibi, zâtı varlığını gerektiren, vücudu zâtının muktezası olan, yokluğu aklen mümkin olmayan, varlığı kendinden olan ve var oluşunda başkasına muhtaç bulunmayan bu zatın var olduğunu delillendirmek şeklinde tarif edebiliriz.

    Risale-i Nur’da isbât-ı vâcib delilleri, kelam kitaplarında olduğu gibi sistematik bir şekilde işlenmemektedir. Müellif, isbât-ı vâcib delillerini eserlerinde bazen bütün delilleri aynı yerde, bazen de müstakil olarak farklı yerlerde izah etmektedir.

    O, Allah’ın varlığını ispat eden delilleri temelde, bütün peygamberlerin marifetini şahsında toplayan “Hz. Muhammed (s.a.s)”, bütün mahlukatı içeren “kâinat”, bütün semavî kitapların ders verdiği hakikatin en yüce ifadesi olan “Kur’an” ve insanın Allah’ı tanıma kabiliyeti taşıyan tüm duygularının merkezi hükmündeki şuur sahibi fıtrat olarak “vicdan” olmak üzere dört kategoride mütalaa etmektedir.

    Şimdi Said Nursî’nin isbât-i vâcib mevzuunda ortaya koymuş oldugu bu delilleri incelemeye çalişalim
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    1. Hz. Muhammed Delili

    Said Nursî’ye göre Allah’ın varlık delillerinden birincisi Hz. Muhammed’dir (s.a.s). Nitekim asırlar boyu bütün düşünen insanların kafasını meşgul eden, her bir mevcud için sorulabilen ve her zaman cevabı aranan “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularına bozulmamış her aklın kabul edeceği şekilde hakkıyla cevap veren Hz. Muhammed olmuştur. Zira o, Allah’ın rahmetinin sembolü, Hakk’ın en nurlu delili, hakikatin en parlık lambası, yaratılış bilmecesinin keşfedicisi, kâinat hikmetinin açıklayıcısı ve mevcudattaki kemâlatın en mükemmel örneğidir.

    Nursî’ye göre Hz. Muhammed (s.a.s), herşeyden önce, imanda bir mürşiddir. Kâinat, daima tazelenen nakişlarla, her biri birbirinden güzel çeşit çeşit varlikla süslenmiş oldugu halde, insanlarin akil gözünde tesadüfe bagli bir oyuncak gibi görülürken; o zatin getirdigi tarif ile nurlanmiş ve anlam kazanmiştir. Herşey ölümle birlikte yokluga ve hiçlige gidiyor görünürken; o zatin âlemde yaptigi inkilab ile âlemin şekli degişmiştir. Onun tarifi ile insanlarin gözünde herşey canlanmiş; hiçlige atilan zavallilar degil, ebedî hayat yolundaki yolcular haline gelmiştir. Onun getirdigi nur sayesinde, her şey, birbirinin düşmani olarak görülmekten kurtularak, ayni Yaraticinin kendisini tanitmak üzere görevlendirdigi birer vazifeli memur, birbirinin yardimina koşan birer dost ve kardeş olarak görülmeye başlanmiştir. Ki, onun getirdigi iman nuru olmasaydi, tam bir yardimlaşma içinde görev yapan mevcudat sahipsiz, ehemmiyetsiz ve yok olmaya mahkum zavallilar olarak görünecekti.

    Allah Rasulü, dost ve düşmanin ittifakiyla mahlukat içinde en yüksek ahlak sahibidir. O, uluhiyete karşi en parlak bir şekilde ubudiyette bulunmuş, en yüksek bir ses ile tevhidi ilan ve Allah’in isimlerine en yüksek mertebede âyinedarlik etmiştir. Allah’i en iyi bilen ve bildiren yine O’dur. Said Nursî, Allah Rasulü’nü, bir “marifetullah muallimi” olarak isimlendirmektedir. Bu öyle bir muallimdir ki, öğrettiği her bir şeyin özünde tevhid vardır. Nitekim o, bütün peygamberler gibi tevhid davasında bulunmuş ve tevhid hakikatlerini tafsil etmiştir.

    Netice itibariyle Said Nursî, risalet semasının güneşi, bütün peygamberlerin efendisi, Kur’an’ın tercümanı, şaşirmaz ve şaşirtmaz en dogru rehber ve en mükemmel üstad olan Muhammed-i Arabî’nin (s.a.s) her söz ve hareketinin Cenab-ı Hakk’ın varlığını ispat ettiğini ifade etmektedir.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    ALLAHIN VARLIĞINA DELİL RESİMLER


    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    Bütün madde O'nu anlatır!!!!




    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    2. Kâinat Delili (Kozmolojik Delil)

    Said Nursî’ye göre Allah’ın varlık delillerinden ikincisi mükemmel bir şehir, muhteşem bir âlem, ezel ve ebed sultanı Cenab-ı Hakk’ın sınırsız ordularının muhteşem bir kışlası ve sınırsız antika ve harika ve kıymetli şeylerle süslenmiş bir saray olan kâinattır.

    Said Nursî, kâinatı büyük bir kitap veya büyük bir insan olarak tarif etmektedir. Bu kitabın her kelimesi, hatta her harfi öyle mucizeli bir şekilde yaratılmıştır ki, en küçük bir zerresini dahi tam yerinde yaratabilmek için, bütün kâinatı yaratabilecek sonsuz bir kudret lazımdır. Allah’ın dışında, bütün tabiî sebeplerin, farz-ı muhal olarak iradeye ve güce sahip olsalar dahi bu kitabın bir harfini bile yaratmaları mümkün değildir. Çünkü bu harf, özellikle canlı bir mevcut olsa, kâinat kitabının bütün kelimeleri ile doğrudan ilgilidir. Hayat, bir şeyi herşeyle ilgili kılmaktadır. Kâinatta, bütün mevcudatı kapsayan ve her bir mevcudu ayrı ayrı bir ağ örer gibi diğer tüm mevcudata bağlayan öyle bir nizam vardır. Kör, nereye ve niçin gittiğini bilemeyen, kendileri yapılmaya muhtaç basit cansız tabiî sebeplerin bu mükemmel nizamın sebebi olduklarını düşünmek, muhal içinde bir muhaldir.

    Buradan da anlaşilmaktadir ki, “Her şey herşeyle baglidir. Bir şey herşeysiz yapilmaz. Bir şeyi halkeden her şeyi halketmiştir. Öyle ise, bir şeyi yapanin Vahid, Ehad, Ferd ve Samed olmasi zaruridir.” Kâinat kitabinin bütün harfleri ve hatta noktalari, tek tek veya birleşmiş halleriyle yani kelime, cümle, paragraf oluşturmuş şekilleriyle yüce bir Zat’in varligina ve birligine şahitlik etmekte ve “O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur” hakikatini haykırmaktadırlar. Çünkü kâinat, İlâhî sanatın sergisi, büyük bir insan ve Allah’ın varlığını ilan ve ispat eden en büyük muvahhiddir. Kâinattaki varlıklar ise, Allah’a ayna olan İlâhî birer memur, anlamlı birer harf, birer sanat mucizesi ve nihayetsiz kudret sahibi bir sanatkarın mukaddes isimlerinin cilveleri (tecellileri)dir. Said Nursî “Âyetü’l-Kübrâ” isimli risalesinde bir yolcuya hayâlî bir kâinat gezisi yaptırmakta ve bu şekilde kâinatın Allah’ın varlığını ispat delillerden birisi olduğunu ifade etmektedir. Bu yolcu, bulut, rüzgar, yağmur, şimşek, hava, deniz, dağ gibi her bir mahlûkat taifesine Hâlıkını sormakta ve herbirinin fıtrat lisanları ve yaratılış tavırlarıyla dile getirdikleri şehadetlerden Allah’ın varlığına ulaşmaktadır. Yine o yolcu, mahlukatı kendi görmek istediği veya hayal ettiği gibi değil de olduğu gibi müşahede ederek kâinatı, yazarını anlatan bir kitap olarak görmekte ve “La ilahe illallah=Allah’tan başka ilah yoktur” neticesine varmaktadır.

    Said Nursî, Sözler isimli eserinde Yirmiikinci Söz’ün birinci makamında kâinatın Allah’ın varlığını ispat ettiğini on iki delille izah etmektedir. O, kâinatı idare eden gizli bir kudret sahibinin olduğunu, kâinattaki her bir zerrenin gaybî bir zatı işaret ettiğini, mevcudattaki muhteşem nakışın bir nakkaşı olması gerektiğini ve kâinatın bizzat kendi varlığıyla bu zatın varlığını ispat ve ilan ettiğini ifade etmektedir.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 196 + 11450


    Cevap: Allah ın Varlığına Deliller

    3. Kur’an Delili

    Said Nursî Kur’an’ı, Allah’ın varlığına delalet eden üçüncü delil olarak zikretmektedir. Said Nursî, dünyaya ait hükümleri ve gayba uzanan hakikatleriyle tevhidin temel taşi olan ve şuur sahibi insanlari mevcudata kendileri için degil, o mevcudata vücud veren Yaraticilarini tanitmak için bakmaya davet eden Kur’an’da, Allah’in varligini ispat eden delilleri “Inayet ve gaye delili”, “hüdus ve ihtira delili” ve “imkân delili” olmak üzere üç başlik halinde mütalaa etmektedir. Bu üç delili kelamcilarin ve filozoflarin da kullandigini ifade eden müellif, bu delilleri farklı bir yaklaşımla “kâinat” başlığı altında değil de “Kur’an” başlığı altında değerlendirmektedir.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

Sayfa 2/9 İlkİlk 123456 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 127, 130, 140, 177, 181, 187, 196, acip, adedince, adi, ahenk, aklı, akıldan, akıllara, âlemleri, allah, araf, arz, asi, atan, avrupanın, aya, aynen, azot, ağzı, bakmalı, bakıyorum, basar, baskı, başkasını, başıboş, benzetmek, beşer, bilesin, bilinmez, binaenaleyh, bir adam, birdir, birlik, bitirmiş, books, budur, bulunmak, buna, burcu, çağdaş, cebinde, çekiyor, çerçevesi, cesaret, cevaben, cevap, çok, çıkarılan, dadır, daire, dayanıyor, dağıtacak, dedikleri, dediler, delalet, delildir, deliline, deliller, demeye, demişler, denilmez, derece, değilim, değiller, direksiyona, diye, diyebilir, diyenlerin, diyoruz, duyan, düzenli, düğü, dışında, edilemeyen, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, elçisidir, elektrikle, elimizden, eliyle, emridir, emrini, esasa, esrarlı, etmektedirler, etmemesi, etmemiz, etmiyoruz, etrafındaki, etsek, ettiren, ettirir, ettirsin, ferah, fikirleri, fiyat, galebe, geçiş, gelmiş, gerekiyor, getirip, gideceğini, gidip, giremezsin, gitmez, gitti, görmezse, görünmek, görüyorum, gururu, halka, halketmiş, hâlıkını, hayalen, hayrette, herşeye, herşeyin, hicr, ibarettir, icadı, ihata, ikincisi, ile, ilişkisi, inanmayanlar, insanin, isbat, isen, isimli, iste, istiyorlar, itham, işaret, işlere, iştir, jpg, kadar, kadirdir, kafasını, kainatta, kalacak, kamer, kandilleri, kanunları, kaplaması, kavramlarını, kavramı, kederi, kemik, kendisinde, keyfini, kitabı, kitabını, koyup, kudretine, küfr, kırılmaya, kısmen, kısmı, kısı, kıymetini, lan, libası, lütuf, mahlukat, manen, manevra, masnuatı, mecbur, medarı, mektubudur, meselâ, meselede, meseleyi, metre, mevcud, mevcudat, mevcut, meydanı, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, mümkü, münafıklar, müstehak, nihayet, nüfuz, okuyunuz, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmayanı, olsalar, olsun, onlardan, orga, ötelere, özellikle, parçalar, pencerelerden, perspektifi, risalesinde, rububiyeti, sabahı, sahibidir, sahibine, saidnursi, sakı, sana, sanii, senâ, seviyesi, seyyare, sizlere, sohbete, sordular, söylemez, söylemiş, süre, süren, suretle, surlar, sığı, takdiri, taksim, tanıttırır, tanıyor, tartışmaya, tasavvur, taşları, tecavüz, ters, tokat, ubudiyeti, ufkunu, umum, üstü, uyum, uyumlu, vacib, vaciptir, varlığı, varlığının, vazifeli, verdiği, verilmiş, veyahut, vurmak, yapması, yapıyorlar, yaratanı, yardımı, yarım, yazdığı, yazılımı, yaşadığı, yaşıyoruz, yepyeni, İle, İnŞ, yok, yokluğunda, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zata, zeminde, zira, şartları, şefkâ, şeftali, şevket, şeye, şeylerle, şirke, şirkin

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222