2 sonuçtan 1 ile 2 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar Mesajlar
    5.050
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 238 + 1920


    Hafîziyyet hakikatine dair

    ONUNCU SÖZ / YEDİNCİ HAKİKAT:

    Bâb-ı hıfz ve hafîziyet olup, ism-i Hafîz ve Rakib'in cilvesidir.

    Hiç mümkün müdür ki: Gökte, yerde, karada, denizde; yaş kuru, küçük büyük, âdi âlî herşeyi kemal-i intizam ve mizan içinde muhafaza edip, bir türlü muhasebe içinde neticelerini eleyen bir hafîziyet; insan gibi büyük bir fıtratta, hilafet-i kübra gibi bir rütbede, emanet-i kübra gibi büyük vazifesi olan beşerin, rububiyet-i âmmeye temas eden amelleri ve fiilleri muhafaza edilmesin, muhasebe eleğinden geçirilmesin, adalet terazisinde tartılmasın, şayeste ceza ve mükâfat çekmesin? Hâyır, aslâ!..

    Evet şu kâinatı idare eden zât, herşeyi nizam ve mizan içinde muhafaza ediyor. Nizam ve mizan ise; ilim ile hikmet ve irade ile kudretin tezahürüdür. Çünki görüyoruz her masnu' vücudunda, gayet muntazam ve mevzun yaratılıyor. Hem hayatı müddetince değiştirdiği suretler dahi, birer intizamlı olduğu halde, heyet-i mecmuası da bir intizam tahtındadır. Zira görüyoruz ki; vazifesinin bitmesiyle ömrüne nihayet verilen ve şu âlem-i şehadetten göçüp giden herşeyin Hafîz-i Zülcelal, birçok suretlerini elvah-ı mahfuza hükmünde olan {(Haşiye): Yedinci Suret'in haşiyesine bak.} hâfızalarda ve bir türlü misalî âyinelerde hıfzedip, ekser tarihçe-i hayatını çekirdeğinde, neticesinde nakşedip yazıyor. Zahir ve bâtın âyinelerde ibka ediyor. Meselâ: Beşerin hâfızası, ağacın meyvesi, meyvenin çekirdeği, çiçeğin tohumu, kanun-u hafîziyetin azamet-i ihatasını gösteriyor.

    Görmüyor musun ki: Koca baharın hep çiçekli, meyveli bütün mevcudatı ve bunların kendilerine göre bütün sahaif-i a'mali ve teşkilâtının kanunları ve suretlerinin timsalleri; mahdud bir miktar tohumcuklar içlerinde yazarak, muhafaza ediliyor. İkinci bir baharda, onlara göre bir muhasebe içinde sahife-i amellerini neşredip, kemal-i intizam ve hikmet ile koca diğer bir bahar âlemini meydana getirmekle; hafîziyetin ne derece kuvvetli ihata ile cereyan ettiğini gösteriyor. Acaba geçici, âdi, bekasız, ehemmiyetsiz şeylerde böyle muhafaza edilirse; âlem-i gaybda, âlem-i âhirette, âlem-i ervahta rububiyet-i âmmede mühim semere veren beşerin amelleri hıfz içinde gözetilmek suretiyle, ehemmiyetle zabtedilmemesi kabil midir? Hâyır ve aslâ!

    Evet şu hafîziyetin bu surette tecellisinden anlaşılıyor ki: Şu mevcudatın Mâliki, mülkünde cereyan eden herşeyin inzibatına büyük bir ihtimamı var. Hem hâkimiyet vazifesinde nihayet derecede dikkat eder. Hem rububiyet-i saltanatında gayet ihtimamı gözetir. O derece ki, en küçük bir hâdiseyi, en ufak bir hizmeti yazar, yazdırır. Mülkünde cereyan eden herşeyin suretini müteaddid şeylerde hıfzeder. Şu hafîziyet işaret eder ki: Ehemmiyetli bir muhasebe-i a'mal defteri açılacak ve bilhâssa mahiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref bir mahluk olan insanın büyük olan amelleri, mühim olan fiilleri; mühim bir hesab ve mizana girecek, sahife-i amelleri neşredilecek.

    Acaba hiç kabil midir ki: İnsan, hilafet ve emanetle mükerrem olsun, rububiyetin külliyat-ı şuununa şahid olarak kesret dairelerinde, vahdaniyet-i İlahiyenin dellâllığını ilân etmekle, ekser mevcudatın tesbihat ve ibadetlerine müdahale edip zabitlik ve müşahidlik derecesine çıksın da sonra kabre gidip, rahatla yatsın ve uyandırılmasın? Küçük büyük her amellerinden sual edilmesin? Mahşere gidip mahkeme-i kübrayı görmesin? Hâyır ve aslâ!..

    Hem bütün gelecek zamanda olan

    {(Haşiye): Evet zaman-ı hazırdan, tâ ibtida-i hilkat-i âleme kadar olan zaman-ı mazi; umumen vukuattır. Vücuda gelmiş herbir günü, herbir senesi, herbir asrı; birer satırdır, birer sahifedir, birer kitabdır ki kalem-i kader ile tersim edilmiştir. Dest-i kudret, mu'cizat-ı âyâtını onlarda kemal-i hikmet ve intizam ile yazmıştır. Şu zamandan tâ kıyamete, tâ Cennet'e, tâ ebede kadar olan zaman-ı istikbal; umumen imkânattır. Yani mazi vukuattır, istikbal imkânattır.

    İşte o iki zamanın iki silsilesi birbirine karşı mukabele edilse; nasılki dünkü günü halkeden ve o güne mahsus mevcudatı icad eden zât; yarınki günü mevcudatıyla halketmeye muktedir olduğu hiçbir vecihle şübhe getirmez. Öyle de şübhe yoktur ki: Şu meydan-ı garaib olan zaman-ı mazinin mevcudatı ve hârikaları; bir Kadîr-i Zülcelal'in mu'cizatıdır. Kat'î şehadet ederler ki: O Kadîr, bütün istikbalin, bütün mümkinatın icadına, bütün acaibinin izharına muktedirdir.

    Evet nasılki bir elmayı halkedecek; elbette dünyada bütün elmaları halketmeye ve koca baharı icad etmeye muktedir olmak gerektir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icad eden, bir baharı icad edebilir. Bir elma; bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatın misal-i musaggarıdır. Hem san'at itibariyle koca ağacın bütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibariyle öyle bir hârika-i san'attır ki: Onu öylece icad eden, hiçbir şeyden âciz kalmaz. Öyle de bugünü halkeden, kıyamet gününü halkedebilir ve baharı icad edecek, haşrin icadına muktedir bir zât olabilir. Zaman-ı mazinin bütün âlemlerini zamanın şeridine kemal-i hikmet ve intizam ile takıp gösteren; elbette istikbal şeridine dahi başka kâinatı takıp gösterebilir ve gösterecektir. Kaç Sözlerde, bilhâssa Yirmiikinci Söz'de gayet kat'î isbat etmişiz ki: Her şeyi yapamayan hiçbir şeyi yapamaz ve bir tek şeyi halkeden, her şeyi yapabilir. Hem eşyanın icadı bir tek zâta verilse, bütün eşya bir tek şey gibi kolay olur ve sühulet peyda eder. Eğer müteaddid esbaba verilse ve kesrete isnad edilse, bir tek şeyin icadı; bütün eşyanın icadı kadar müşkilâtlı olur ve imtina' derecesinde suubet peyda eder.}


    mümkinata kadîr olduğuna, bütün geçmiş zamandaki mu'cizat-ı kudreti olan vukuatı şehadet eden ve kıyamet ve haşre pek benzeyen kış ile baharı her vakit bilmüşahede icad eden bir Kadîr-i Zülcelal'den, insan nasıl ademe gidip kaçabilir, toprağa girip saklanabilir? Madem bu dünyada ona lâyık muhasebe görülüp, hüküm verilmiyor. Elbette bir mahkeme-i kübra, bir saadet-i uzmaya gidecektir.

    Benzer Konular
    Kul bunu yapmadıkça imanın hakikatine erişemez
    Kul bunu yapmadıkça imanın hakikatine erişemez Kul bunu yapmadıkça imanın hakikatine erişemez Hadis-i Şerif Devami...
    Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım
    Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım Günün duvar kağıdı Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Helak Sahilinden, İlim Hakikatine
    Helak Sahilinden, İlim Hakikatine Helak Sahilinden, İlim Hakikatine İmamı Gazali Hazretleri ilmin zirvesinde iken kendini anlatır: "Aklî ve şer'î ilimlerle iştigaldeydim. Çok talebelerim vardı. Halimi düşündüm. Gördüm ki, çeşitli iptilalar
    ahirette işin hakikatine göre hüküm verilecektir
    ahirette işin hakikatine göre hüküm verilecektir " Allah Rasulü'nün (s.a.v.) huzuruna aralarında taksimi gereken bir maldan dolayı Mürafaa olmak için iki sahabi geldi. Her ikisi de kendisine daha fazla hak iddia ediyordu. İki cihan Serveri bunları dinledikten sonr
    İmanın Hakikatine Saygı
    İmanın Hakikatine Saygı Hiç düşündünüz mü: Ayete’l-Kürsi (2:255), niçin Kur’an tahtının sultanıdır? Cevabı açık: Allah’ın unutmadığını ve uyumadığını hatırlattığı için. “Unutan” ve “uyuyan” bir Allah
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar Mesajlar
    5.050
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 238 + 1920


    Cevap: Hafîziyyet hakikatine dair

    Hafîziyet: Koruyuculuk.
    ism-i Hafîz: Hafîz ismi, Allah'ın (cc) herşeyi bütün özellikleriyle koruyan, hiçbir şeyi unutmayan ve kaybetmeyen manasına gelen Hafız ismi.
    Âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün, şerefli.
    Kemal-i intizam: Tam düzgünlük, mükemmel kusursuz düzgünlük.
    Hilafet-i kübra: Büyük halifelik.
    Emanet-i kübra: Büyük emanet, Allah (cc) tarafından verilen sınırlı kabiliyet ve sanat ölçüleriyle Allah'ın (cc) sınırsız ve sonsuz sıfat ve isimlerini anlama ve tanıtma görev ve sorumluluğu.
    Rububiyet-i âmme: Umumî rububiyet, Allah'ın (cc) herşeyi kuşatan sahipliği, terbiye ediciliği ve besleyiciliği.
    Tezahür: Görünme, belirme, meydana çıkma, ortaya çıkma.
    Masnu': Sanatlı yaratılmış varlık, sanatlı eser.
    Mevzun: Ölçülü.
    Heyet-i mecmua: Bütünündeki durum, toplamının durumu.
    Âlem-i şehadet: Beş duyu organımızla açılabildiğimiz dünya.
    Hafîz-i Zülcelal: Yüce büyük koruyucu olan Allah (cc), her şeyi bütün özellikleriyle her türlü zararlardan koruyan yüce büyük Allah (cc).
    Elvah-ı mahfuza: Koruma altında bulunan manevî kayıt levhaları.
    Zahir: Açık, görünür, görünen, belli. *Dış yüz, görünüş.
    Bâtın: İç, görünmeyen, içyüz.
    İbka: Bakileştirme, süreklileştirme, devamlı olmasını sağlama.
    Kanun-u hafîziyet: Koruyuculuk kanunu, Allah'ın (cc) herşeyi kaybolmaktan ve yok olmaktan koruma kanunu.
    Azamet-i ihata: Kuşatıp içine almanın büyüklüğü.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Sahaif-i a'mali: Amellerin sayfaları, yapılanların yazıldığı sayfalar, işlenenlerin kayıt edildiği sayfalar.
    Mahdud: Sınırlı, hudutlu, az sayılı.
    İhata: Kuşatma, içine alma.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Âlem-i gayb: Gayb âlemi, beş duyu organıyla hissedilip bilinemeyen dünya.
    Âlem-i âhiret: Ahiret âlemi, öbür dünya.
    Âlem-i ervah: Ruhlar âlemi.
    Semere: Meyve, netice, sonuç.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    İhtimam: Özen gösterme, çok dikkat etme.
    Rububiyet-i saltanat: Herşeyi emir ve idare altında bulundurmadaki sahiplik ve terbiyecilik.
    Müteaddid: Çok sayıda, birçok, çeşitli.
    Muhasebe-i a'mal: Yapılanların hesabı, işlenenlerin hesabının görülmesi.
    Sahife-i amel: Amellerin sahifesi, yapılan işlerin yazıldığı sayfa.
    Kabil midir: Olabilir mi, mümkün müdür.
    Rububiyet: Allah'ın (cc) terbiyecilik sıfatı.
    Külliyat-ı şuun: İşlerin bütünü, geniş kapsamlı işler, bütün işler.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Vahdaniyet-i İlahiye: Allah'ın (cc) birliği.
    Mahkeme-i kübra: Büyük mahkeme.
    Zaman-ı hazır: Hazır zaman, şimdiki zaman.
    İbtida-i hilkat-i âlem: Alemin (dünyanın) yaratılışının başlangıcı.
    Tersim: Resmedilme, resmini çizmek.
    Dest-i kudret: Kudret eli, Allah'ın (cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Mu'cizat-ı âyâtını: Ayetlerin mucizelerini, tanıtıcı eserlerin harikalarını ve mucizelerini.
    Kemal-i hikmet: Tam bir hikmet, kusursuz ve mükemmel olarak gayeleri ve faydaları gözetmek.
    Zaman-ı istikbal: Gelecek zaman.
    Meydan-ı garaib: Hayret verici şeylerin bulunduğu alan.
    Kadîr-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi ve her şeye kutreti (gücü) yeten Allah (cc).
    Mümkinat: Mümkün olanlar, olabilir olanlar.
    İzhar: Açığa vurma, meydana çıkarma, gösterme.
    Misal-i musaggar: Küçültülmüş örnek.
    Sühulet: Kolaylık.
    İmtina': İmkansızlık, mümkün olmayış.
    Suubet: Zorluk, güçlük.
    Mu'cizat-ı kudret: Kudret mucizeleri, Allah'ın (cc) sonsuz gücünün mucizeleri (harika eserleri).
    Bilmüşahede: Gözle görüldüğü gibi, gözönünde olarak.
    Saadet-i uzma: En büyük saadet, en büyük mutluluk.
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222