Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü'minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et. Evet nasılki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır.

Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünki eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zahiren mağlub bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder; sana dost olur.


Said Nursi



Adavet: Düşmanlık.
Ref': Kaldırma, geçersiz bırakma.
Ziyade: Fazla, çok.
Nefs-i emmare: Emmare olan nefis, kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
Heva-i nefs: Nefsin hevası, nefsin zararlı ve günahlı istek ve özentisi.
Islah: Düzeltme, iyileştirme.
Muzır: Zararlı, zarar veren.
Mü'min: İman eden, inanan, imanlı, inançlı.
Zındık: Dinsiz, kafir.
Muhabbet: Sevgi, sevme.
Sıfat: Nitelik, sahip olunan özellik, vasıf.
Haslet: Ahlak, huy.
Hasm: Düşman.
Mukabele: Karşılık verme, karşılama, karşı koyma.
Husumet: Düşmanlık.
Tezayüd: Artma, çoğalma.
Zahiren: Görünüş olarak, görünüşe göre.
Mağlub: Yenilmiş.
Kin: Gizli düşmanlık.
İdame: Devam ettirme.
Nedamet: Pişmanlık.