Ey gafil Said! Bil ki: Galat-ı his nev'inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fâni nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun. Aklını başına al. Sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve fena darbesine maruzsunuz. Senin bu galat-ı hissin ve mağlatan şu misale benzer ki:

Bir adam elinde olan âyinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa; misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe o âyinede görünür. Edna bir hareket ve küçük bir tegayyür âyinenin başına gelse, o hayalî hane ve şehir ve bahçede herc ü merc ve karışıklık düşer. Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez. Çünki senin elindeki âyinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız âyinenin sana verdiği mikyas ve mizan iledir. Senin hayatın ve ömrün, âyinedir. Senin dünyanın direği ve âyinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır. Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harab olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir. Madem öyledir; sen, bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme!..

Said Nursi


Galat-ı his: His yanılması.
Nev': Tür, çeşit.
Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
Lâyemut: Ölümsüz, son bulmaz.
Daimî: Devamlı, sürekli.
Müstemir: Devamlı, sürekli, değişmez, devam eden.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Nazar: Bakmak, göz atmak. * Düşünce, anlayış.
Telakki: Kabul etmek, karşılamak.
Hususî: Özel.
Zeval: Sona erme, son bulma.
Fena: Yokluk, yok olma, göçüp gitme. *Kötü.
Maruz: Uğrayan, uğrar durumda, hedef.
Mağlata: Boş ve manasız söz.
Misal: Örnek.
Âyine: Ayna.
Hane: Ev.
Misalî: Örnekle ilgili.
Edna: En aşağı. En küçük, en az.
Tegayyür: Değişme, başkalaşma.
Herc ü merc: Karmakarışık, darmadağınık, alt-üst.
Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
Faide: Fayda, yarar.
Mikyas: Ölçü, ölçek.
Mizan: Tartı, terazi, denge, ölçü.
Muhtemel: Olabilir, mümkün.